Hayat, çoğu zaman gördüklerimizden ibaret değildir; gördüklerimizi nasıl yorumladığımızla anlam kazanır. İnsan, dünyaya yalnızca gözleriyle bakmaz; düşünceleriyle, deneyimleriyle, önyargılarıyla ve hayallerinin penceresinden de bakar. Bazen gerçeği görebilmek için gözlerimizi değil, zihnimizin önündeki renkli camları kırmamız gerekir. Çünkü hakikat, her zaman görmek istediğimiz yerde değil, bakmaya cesaret edemediğimiz yerde saklıdır.
İnsan hayatı boyunca öğrenir, yanılır, yeniden dener. Ancak bazı öğütler vardır ki tekrarlandıkça değerini kaybetmez. Aksine, her tekrarında insanın ruhuna biraz daha işler. Bir çiviyi çakabilmek için defalarca vurmak gerekiyorsa, insanın zihnine bir düşünceyi yerleştirmek için de sabırla, inatla ve kararlılıkla çabalamak gerekir. Hayatta hiçbir önemli değişim, tek bir sözle ya da tek bir adımla gerçekleşmez. Bazen aynı gerçeği defalarca duymak, onu nihayet anlayabilmemiz için gereklidir.
Ne var ki anlamak da her zaman yeterli değildir. Bilmek başka, bulmak başka, olmak ise bambaşka bir yolculuktur. İnsan bir bilgiyi öğrenebilir, bir gerçeği keşfedebilir; fakat o gerçeğin kendisine dönüşebilmesi için onu hayatına katması gerekir. Bilgi, zihinde kaldığında yalnızca bir birikimdir. Davranışa dönüştüğünde ise insanın karakterini şekillendiren bir güce dönüşür. Belki de insanın en büyük sınavı, bildikleriyle yaşadıkları arasındaki mesafeyi kapatabilmesidir.
İyilik de böyledir, bilgelik de, sevgi de… Bunları anlatmak kolaydır; asıl mesele hayatın içinde temsil edebilmektir. Bir mumun ışık saçabilmesi için önce yanması gerektiği gibi, insanın da başkalarına umut olabilmesi için kimi zaman kendi içindeki karanlıklarla yüzleşmesi gerekir. Işık olmak, her zaman kolay bir yol değildir. Fedakârlık ister, emek ister, bazen de bedel ödemeyi gerektirir. Ancak dünyayı aydınlatanlar, karanlıktan şikâyet edenler değil, kendi ışığını yakabilenlerdir.
Bir de insanın aklını paylaşma meselesi vardır. Çünkü akıl, tek başına güçlü olsa da başka bir akılla buluştuğunda daha derin, daha kapsamlı ve daha anlamlı hâle gelir. Danışmak, insanın eksikliğini kabul etmesi değil; gelişmeye açık olduğunun göstergesidir. Kendi düşüncelerini sorgulamayan, başkalarının fikirlerine kulak vermeyen insan, zamanla kendi doğrularının dar çemberine hapsolur. Oysa farklı düşünceler, insanın ufkunu genişleten yeni pencerelerdir.
Belki de hayatın özü, bütün bu öğütlerin kesiştiği noktada gizlidir: Görmek için önyargılarımızı kırmalı, öğrenmek için sabretmeli, bilmekle yetinmeyip bulmalı, bulduklarımızı yaşayarak kendimize dönüştürmeli ve yürüdüğümüz yolda aklımızı başka akıllarla birleştirmeliyiz.
Çünkü insanı büyüten, yalnızca yaşadığı yıllar değil; kırdığı kalıplar, tekrar tekrar denediği yollar, ışık olmak uğruna göze aldığı fedakârlıklar ve başkalarından öğrenmeye açık tuttuğu zihnidir.
Unutmayalım ki; gerçeği görmek için camları kırmak, ışık olmak için yanmak, bilge olmak için danışmak gerekir. Hayat, bildiklerimizi tekrarladığımız değil, öğrendiklerimizle kendimizi yeniden inşa ettiğimiz bir yolculuktur.
Dünya tarihine ve felsefesine damgasını vurmuş ünlü düşünürlerden seçilmiş anlamlı sözler:
- Sokrates: “Sorgulanmayan yaşam değersizdir. Bilgelik hayretle başlar.”
- Platon (Eflatun): “Konuşma, insanın aklını kullanma sanatıdır. Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir.”
- Aristoteles: “Kendini bilmek bilgeliğin başlangıcıdır.”
- René Descartes: “Düşünüyorum, öyleyse varım.”
- Friedrich Nietzsche: “Sizi öldürmeyen şey sizi güçlendirir. Müziksiz bir hayat, hatadır.”
- Konfüçyüs: “Düşünmeden öğrenmek yitirilmiş emektir; marifet hiç düşmemek değil, her düştüğünde kalkabilmektir.”
- Mevlana Celaleddin-i Rumi: “Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün.”
-*-*-*
MÜZİKSİZ HAYAT HATADIR
Şöyle bir durup düşünelim; hayatımızdan müziği tamamen çekip alsak geriye ne kalırdı? Betonların soğuk yankısı, trafiğin monoton uğultusu, rüzgârın penceremizi döven sert esintisi… Nietzsche’nin o meşhur “Müziksiz bir hayat hatadır” sözü, aslında tam da bu eksikliği özetler. Müzik, hayatın sadece bir eğlence aracı ya da boş vakit doldurma hobisi değil; ruhun nefes alması, varoluşun en saf ifadesidir.
Bazen günün yorgunluğunu omuzlarımızda taşırken, eve adım atar atmaz kulağımıza takılan sakin bir melodi bütün yükümüzü alır götürür. İnsanı dinlendirir, onarır, adeta sessiz bir terapist gibi içimizdeki düğümleri çözer.
Ancak şöyle bir durum da var. Müzik her zaman sakinleştirmez. Bazen de en kuytu köşelerde saklanan coşkuyu, eski heyecanları uyandırır. İçimizdeki çocuğu kolundan tutup dansa kaldırır. Bir şarkının ilk notasıyla yıllar öncesine, en güzel anılarımıza döneriz.
İşte müziğin büyüleyici yanı da budur. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı, cümlelerin bittiği yerde o devreye girer. Anlatmak isteyip de dilimizin varmadığı, tarif edemediğimiz ne varsa tek bir akorda sığdırır. Hüzünle neşeyi, öfkeyle huzuru aynı parça içinde harmanlar.
Aslında müzik bir iyiliktir. Karşılıksız bir dosttur. Ne zaman kapısını çalsanız sizi yargılamadan içeri alır, derdinize ortak olur, sevincinizi katlar.
Bu yüzden müzik bir lüks değil, önemli ve gereklidir. Ruhumuzun gıdası derler ya, çok da doğru derler. Günün koşturmacasın da kendinize küçük bir iyilik yapın; kulağınıza sevdiğiniz bir melodi takın ve hayatın sesini biraz olsun müziğin rengine boyayın.
Çünkü müziksiz bir dünya, kalpsiz bir beden gibidir ve hayat, ancak onun ritmiyle tam anlamıyla yaşanmaya değer olur.
