Küreselleşmenin Sonu mu, Kabuk Değişimi mi?

 

1990’lardan bu yana süregelen, küresel ekonomiyi yöneten sınırların şeffaflaştığı ve şirketlerin sadece ucuz maliyet peşinde koştuğu hiper-küreselleşme döneminin sona geldiği bir noktada bulunduğumuzu söylemek durumundayım. Artık şirketler için birinci kriter ‘en ucuz olmak’ değil, ‘en güvenilir kalabilmektir.’ Enerji piyasalarındaki sarsıntılar, küresel bağımlılığı ortadan kaldırmak yerine tedarik zincirlerinin müttefik ülkelere kaydığı, Doğu ile Batı arasındaki aktörlerin ve para birimlerinin yeniden tanımlandığı ‘’Yönetilen Küreselleşme’’ evresini başlatıyor. Devletler, ulusal güvenliğin ve egemenlik kaygılarının merkeze alındığı parçalanmış küreselleşmeyi amaçlıyorlar.

Ünlü iktisatçı Dani Rodrik’in Politik Üçlem teorisini sizlere hatırlatmak isterim. Rodrik bize çok net bir sınır çizmektedir. Aynı anda hem Hiper-Küreselleşme, hem Ulusal Egemenlik, hem de Ulusal siyasi tercihlere sahip olmak mümkün değildir. ABD- İsrail-İran eksenindeki jeopolitik kırılma da dünyaya tam olarak bunu kanıtlamıştır. Çatışma, küresel ekonomik bütünleşmeyi  yok etmenin aksine, küreselleşme eksenini maliyet esnekliğinden kaydırarak jeopolotik güvenliğe kaydırarak tedarik zincirlerinin ve aktörlerinin yeniden tanımlandığı bir noktaya itmektedir.

Risk algısına göre ticarette bloklaşma ve bölgeselleşme görülür. Çatışmalar, ülkeleri müttefik veya politik risk taşımayan ülkelere kaydırmaya mecbur bırakır. Örneğin, Batı ile Doğu yani Çin, Rusya, İran arasında ekonomik bir soğuk savaş yaratırken, Hindistan, Türkiye gibi tedarik noktalarındaki alternatif aktörlerin küresel sistemdeki stratejik ağırlığını artırır. İran’ın bölgedeki stratejik konumu dolayısıyla ve körfez krizlerinden dolayı petrol ve doğalgaz piyasalarındaki devasa fiyat şokları yaratması küresel bağımlılığı bitirmek yerine Asya ülkelerinin Rusya’ya, Avrupa ülkelerinin ise ABD ve Afrika LNG’sine olan bağımlılığını derinleştirir ve enerji piyasalarında kutuplaşma ile sonuçlanır.

Tarihsel olarak hiçbir bölgesel savaşın kapitalist bütünleşmeyi bitirdiği görülmemiştir. Hürmüz Boğazı gibi geçiş noktasında olan riskler de tarihi tekerrür ettirerek ticareti durduramaz. Çatışmalar, rotalara alternatif olarak kullanılabilecek ‘Kalkınma Yolu’ veya ‘IMEC’ gibi küresel ekonomik koridor projelerinin hızlanmasına sebep olarak küreselleşmenin yeni altyapılarla yeniden inşası demek yanlış olmaz.

Özetle, risklerin artması sebebiyle ticaretin yön değiştirmesini, rotaların uzamasını ve aktörlerin farklılaşmasını hatta yeni aktörlerin devreye girmesini ‘’Küreselleşme Çöktü!’’ şeklinde okumak metodolojik bir hatadır. Burada entegrasyon yok olmamıştır. Devlet ve tedarik güvenliğini yeniden ana faktör yapan bloklar arasında biçim değiştiren bir yeni küresel mimariye şahit olmaktayız.

Esenlikle kalın…

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!