Ekim ayını geride bıraktık, takvimler artık kasımı gösteriyor. Havalar iyice soğumaya başladı. Sabah evden çıkarken montumuzu giymeden yapamıyoruz. Gün içinde güneş kendini gösterse de eskisi gibi ısıtmıyor. Akşamları ise soğuk daha fazla hissediliyor. Anlaşılan kış artık kapıda.
Ağaçların yaprakları sarardı, birer birer dökülmeye başladı. Kaldırımların üzeri sarı ve kahverengi yapraklarla doldu. Eskiden yemyeşil olan ağaçlar şimdi biraz daha sessiz, biraz daha yalnız görünüyor. Sonbaharın o güzel renkleri yerini yavaş yavaş kışın soğuk günlerine bırakıyor.
Kasım ayı bana hep biraz hüznü hatırlatır. Günlerin kısalması, havanın erken kararması, yağmurun başlaması… İnsan ister istemez biraz dalıp gidiyor. Yazın uzun ve sıcak günleri geride kaldı. Şimdi bizi soğuk sabahlar, yağmurlu günler ve uzun kış akşamları bekliyor.
Ama kasım ayının bizim için ayrı bir anlamı daha var. Bu ay bize hem bir ayrılığı hem de büyük bir mirası hatırlatıyor. 10 Kasım…
Her yıl olduğu gibi bu yıl da 10 Kasım sabahı saat 09.05’te hayat bir anlığına duracak. Siren sesleri çalacak, herkes bir kez daha Atatürk’ü saygı ve özlemle anacak. Aradan yıllar geçse de Atamıza duyduğumuz özlem hiç azalmıyor.
Onu anarken sadece aramızdan ayrılışının hüznünü yaşamıyoruz. Aynı zamanda bize bıraktığı değerleri ve idealleri de yeniden hatırlıyoruz. Cumhuriyet, bağımsızlık, eğitim ve çağdaş bir gelecek… Bunların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha düşünüyoruz.
Atatürk’ü anmak elbette çok önemli ama bence asıl önemli olan, onun bize bıraktığı değerlere sahip çıkmak ve gösterdiği yolda ilerlemek. Çünkü bizlere bıraktığı en büyük miras Cumhuriyet ve bu mirası gelecek nesillere taşımak hepimizin sorumluluğu.
Kasım ayı işte böyle… Bir yandan sonbaharın hüznünü, yaklaşan kışın soğuğunu getiriyor, diğer yandan bize unutmadığımız bir ayrılığı ve büyük bir emaneti hatırlatıyor.
Yeni ay hepimize sağlık, huzur ve güzellikler getirsin. Havalar soğusa da içimizdeki umut hiç eksilmesin.
Hoş geldin kasım…
