DENERSEN BAŞLARSIN

 

Günümüzde sigaranın zararları her fırsatta anlatılıyor, kampanyalar düzenleniyor, uyarılar yapılıyor. Ancak nedense bütün bu çabalara rağmen özellikle gençler arasında sigaraya olan merakın azaldığını söylemek pek mümkün değil. İnsan ister istemez şu soruyu soruyor.

Acaba yasaklar ve uyarılar yeterli mi, yoksa gençlere daha farklı bir şekilde mi ulaşmalıyız?

Ben sigara içmedim. Rahmetli babamın lise yıllarımda söylediği bir söz hâlâ aklımdadır. “Denersen başlarsın.” Belki basit bir cümleydi ama benim için çok anlamlıydı. Denemedim ve sonrasında da hiç sigara içmedim. Lisedeyken seçmeli olarak aldığım Sağlık Bilgisi dersinde de benzer uyarılarla karşılaşmıştım. Alkolün en hafifini bile denemenin, kişiyi zamanla daha fazlasına yöneltebileceği anlatılıyordu. Ben ne sigarayı ne de alkolü kullandım. Ancak bağımlılığın insan hayatında nasıl derin izler bırakabildiğini görmek için bunları bizzat denemek gerekmiyor.

 

Sigaraya başlamış bir insan nasıl bir yol izlemeli?

Öncelikle sigarayı bırakmanın yalnızca bir irade meselesi olmadığını kabul etmek gerekiyor. Nikotin bağımlılığı, kişinin hem bedenini hem de alışkanlıklarını etkileyen ciddi bir durumdur. Bırakmaya karar veren kişi, kendisine bir tarih belirlemeli, sigarayı hatırlatan alışkanlıklarını değiştirmeli ve gerektiğinde profesyonel destek almaktan çekinmemelidir. Aile desteği, danışmanlık ve hekim önerisiyle uygulanan tedaviler bu süreçte oldukça önemlidir.

Sigarayı bıraktıktan sonra ise vücut adeta kendini onarmaya başlar. İlk saatlerden itibaren kalp atış hızı ve kandaki karbonmonoksit düzeyi normale doğru ilerler. Zamanla nefes almak kolaylaşır, öksürük azalabilir, tat ve koku duyuları güçlenir. Haftalar ve aylar geçtikçe dolaşım ve akciğer fonksiyonlarında iyileşmeler görülebilir. Uzun vadede kalp hastalıkları, akciğer kanseri ve birçok ciddi hastalık riski azalır. Elbette bu süreç kişiden kişiye değişir. İlk günlerde yaşanan nikotin yoksunluğu zorlayıcı olsa da bu zorluğun geçici olduğunu unutmamak gerekir.

Yıllar önce liselerde çalıştığım dönemde, okul çevresindeki bakkalların öğrencilere tek tek sigara sattığına şahit olurdum. O günlerde bu durum beni düşündürürdü. Aradan yıllar geçti, bugün aynı manzaralar var mı, bilmiyorum. Günümüzde 18 yaşından küçüklere sigara ve alkol satışı yasak. Buna rağmen bir esnafın, birkaç kuruş kazanmak uğruna bir çocuğun sağlığını riske atması ne kadar etik olabilir? Burada yalnızca yasal bir ihlal değil, aynı zamanda vicdani bir sorumluluk da söz konusudur.

Gençleri sigaradan uzak tutmak, yalnızca onlara zararlarını anlatmakla mümkün değildir. Ailelerin örnek olması, okulların bilinçlendirme çalışmalarını sürdürmesi, toplumun duyarlı davranması ve satış yasaklarının gerçekten uygulanması gerekir. Gençlerin merakını suçlamak yerine, o merakı doğru bilgilerle yönlendirmek daha etkili olacaktır.

Unutmayalım ki sigaraya başlamak çoğu zaman küçük bir merakla, bırakmak ise büyük bir kararlılıkla gerçekleşir. Bir gencin eline sigara tutuşturmak kolaydır; ama o sigarayı hayatından çıkarmak yıllar sürebilir.

Asıl olan gençlerimizin sigarayı bırakmak zorunda kalacağı bir hayatı değil, hiç başlamaya ihtiyaç duymayacağı bir geleceği inşa etmektir.

 

-*-*-*-

 

Olmak ya da Olmamak

İşte Bütün Mesele Bu

 

William Shakespeare’in, insanlık tarihinin en yankı uyandıran tiyatro oyunu Hamlet’in belki de en ezbere bilinen, ama en az özümsenen dizesidir: “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu.” (To be, or not to be, that is the question.)

Danimarka Prensi Hamlet’in sarayın loş koridorlarında kendi kendine mırıldandığı bu sekiz kelime, aradan yüzyıllar geçmesine rağmen neden hâlâ zihnimizin en derin köşesinde çınlamaya devam ediyor? Çünkü bu cümle, sadece bir karakterin intihar veya varoluş ikilemi değildir; insanın kendini bildi bileli taşıdığı en temel sorumluluğun, seçme özgürlüğünün ta kendisidir.

Düşünsenize; “olmak”, zahmetli bir iştir. “Olmak”; haksızlığa karşı durmak, acıyla yüzleşmek, vicdanın sesini bastırmayan o çetin yolda yürümektir. Hayatın ta kendisini, bütün dikenleri, adaletsizlikleri ve belirsizlikleriyle göğüslemektir. Konfor alanından çıkmayı, risk almayı, sorumluluk üstlenmeyi, kısacası yaşamayı göze almaktır.

Ya “olmamak”? O, işin kolayına kaçmaktır. Görmezden gelmek, duymamazlıktan gelmek, rüzgârın önündeki bir yaprak gibi sürüklenmektir. Sorumluluktan kaçmak, eylemsizliğe sığınmak, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek gri bir kalabalıkta kaybolmaktır. Fiziksel olarak var olsanız bile ruhsal olarak “olmamayı” seçmektir.

Bugün, hız çağında yaşıyoruz. Her şeyin bir tık uzağımızda olduğu, kararların bizim yerimize algoritmalar tarafından verildiği bir dünyada, ne yazık ki “olmamayı” çok daha kolay seçer olduk. Kendi kararlarımızı almak yerine başkalarının rüzgarıyla savruluyor, düşünmeyi, sorgulamayı, inisiyatif almayı bir kenara bırakıyoruz. Derinleşmek yerine yüzeyde kalıyoruz. Kalabalıklar içinde yalnızlaşıyor ama “ben buradayım” diyemiyoruz.

Oysa Hamlet’in sorusu bize aynayı tutuyor: Sen neredesin?

Var mısın, yok musun? Hayatın sahnesinde figüran mısın, yoksa kendi hikayesinin kahramanı mı?

Günün sonunda hepimiz birer seçim yapıyoruz. Ya hayatın zorlukları karşısında dik durup kendi gerçeğimizi inşa edeceğiz (olacağız) ya da sessizce silinip gideceğiz (olmayacağız).

Karar sizin. “Olmak ya da olmamak”.

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!