Dün, bugün, yarın…

İşte üç günlük dünya serüveni, daha doğrusu hayatın özeti...

Kimine göre yalan dünya, kimine göre tapılası dünya…

Dün yaşandı bitti, bugün varız, yarın belki de hiç olmayacak!..

O halde sadece şu an var elimizde, şimdiki zaman. Yaşamak için ve bilincine varmak için…

Bu dünya yalan dünya, şu üç günlük dünya...

Bunu günlük hayatımızda da söyler dururuz, kendimize de karşımızdakilere de dillendiririz. Ama öte yandan dünyaya bu kadar bağlanmak, bu kadar tamah etmek, gönül vermek ne büyük bir tezattır çoğu insan için…

‘Burasını ne çok kıymetlendirdik. Oysa bir tarla idi, ekip biçip gidecektik.’ (Cahit Zarifoğlu) Ne kadar da doğru, anlamlı söylemiş bu şair ve yazar.

Ekip biçmeye geldik bu dünyaya, heybemizi doldurup, vakti gelince her giden gibi biz de gideceğiz ardımıza bile bakmadan. Malum heybeye de mal mülk koyup gitmeyeceğiz, bu tarlada ekip biçtiklerimizle, maneviyatımızla gideceğiz. O yüzden bu dünyaya çok da bağlanmadan, tamah etmeden, ebedi dünyayı unutmadan yaşamak en iyisidir…

En iyisi, en doğrusu budur ama şöyle bir etrafımıza baktığımızda, ne kadar insan bunun bilincinde yaşıyor hayatlarını?..

Kul hakkı yiyen, ama hak hukuk konusu çıkınca konuşurken mangalda kül bırakmayan, hiçbir şey bilmedikleri halde kendilerini çok şey biliyormuş gibi gösterip komik duruma düşen, pervasız, açgözlü, doyumsuz bir yığın insan var. Sözüm ona Allah’tan korkan, kuldan utanan, haramı helali bilen bir yığın dosdoğru(!) insan!..

Şu dünyada en büyük sermayemiz ömrümüz. O yüzden ömrümüzü, bu dünyada ki imtihanımızı başarıyla vermeye adayalım. Gerçek anlamda ‘dosdoğru’ insan olalım.

Sözüm ona insanlarla, en büyük sermayemiz olan ömrümüzü heba etmeyelim. Bugün varız, yarın yokuz. Kalp kırmayalım, kimsenin arkasından konuşmayalım, kimsenin hakkına göz dikmeyelim. Bu dünyadan kul hakkıyla ayrılmayalım.

Sonuçta bu dünyada misafiriz, bir süre konaklayıp gideceğiz. Bu üç günlük dünya için, bunca telaş, bunca aç gözlülük, bunca doyumsuzluk, hırs, kendinin olmayan haklara bile göz dikmek…

Doymak bilmeyen pis nefsi doyurma çabası, manadan geçip maddeye esir olmak. Sonrada çaldıkları, gasp ettikleri haklara bir kılıf uydurarak, kendilerini rahatlatma ve haklı gösterme çabası. Üç günlük dünya dediğimiz bu fani dünyada, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak ne büyük bir aldanış…

Ebedi hayatın geleceğini bile bile insanların kalplerinde, hayatlarında tamir olamayacak tahribatlar yaratmak ne büyük bir aldanış...

‘Şu üç günlük dünyada’ bütün bunları bilip, konuşurken de mangalda kül bırakmayanlar, sırf günahlarına kılıf buldukları için, kendilerini günahsız ve de haklı mı sanıyorlar ya da yanlarına kar kalacak diye mi düşünüyorlar hadsizlikle. Kimseye kalmayacak bu fani hayat için, yanlarına kalacak hatalar, günahlar biriktiriyorlar heybelerinde şuursuzca!..

‘Paylaştığın senindir, biriktirdiğin değil’ demiş Yunus Emre.

‘Geldik, biraz oyalanıp gideceğiz bu fani hayattan!’

Giderken de paylaştıklarımızı alıp gideceğiz yanımızda, biriktirdiklerimizi değil…