Balıkesir’de Kurban Bayramı bu yıl da alışılmış görüntülerle başladı. Bayram sabahının ilk adresi yine tarihi Paşa Camii oldu. Balıkesir protokolü her bayramda olduğu gibi safını burada tuttu. Vali, milletvekilleri, belediye başkanları, askeri erkan ve kurum müdürleri sabahın erken saatlerinde camide buluştu. Namaz sonrası vatandaşlarla bayramlaşılırken cami çevresinde oluşan kalabalık, şehrin bayram geleneğinin hâlâ canlı olduğunu gösterdi.
Paşa Camii çıkışında yapılan simit dağıtımı ise artık neredeyse klasikleşmiş bir görüntüye dönüştü. Vatandaşlar hem bayramlaştı hem de çay-simit sohbetleriyle sabahın ilk saatlerini geçirdi. Özellikle yaşlıların ve çocukların yoğun olduğu meydanda eski bayram havasını hatırlatan görüntüler vardı.
Namazın ardından protokolün ikinci durağı yine değişmedi. Şehrin hafızasında ayrı bir yeri olan Taşkahve’de yapılan kahvaltı, bayram sabahının geleneksel buluşmasına dönüştü. Siyasetçiler, bürokratlar, iş insanları ve kentte tanınan isimler burada bir araya geldi. Resmi bayramlaşmanın dışında asıl siyasi temasların ve kulis sohbetlerinin burada yapıldığı konuşuldu. Masalarda yalnızca bayram değil, Balıkesir’in geleceği, yerel siyaset ve yaklaşan süreçler de konuşuldu.
Şehir merkezinde bayram hareketliliği sabah saatlerinden itibaren kurban kesim alanlarına taşındı. Büyükşehir Belediyesi tarafından belirlenen kesim noktalarında yoğunluk oluştu. Özellikle hayvan pazarı çevresi gün boyu kalabalıktı. Belediyelerin veteriner ekipleri ve zabıta personeli sahadaydı. Vatandaşların çoğu artık apartman aralarında değil, resmi kesim alanlarında kurban kesmeyi tercih ediyor. Hem hijyen hem de denetim açısından bunun daha kontrollü olduğu düşünülüyor.
Buna rağmen bazı mahallelerde eski usul görüntüler de vardı. Özellikle kırsal mahallelerde kurban kesimi hâlâ imece havasında yapılıyor. Komşular birbirine yardım ediyor, etler pay ediliyor, çocuklar poşet taşıyor. Balıkesir’in köylerinde bayramın şehir merkezine göre daha sıcak ve daha geleneksel yaşandığı açıkça görülüyor.
Bayram boyunca Balıkesirlilerin önemli bölümü sahil bölgelerine yöneldi. Ayvalık, Akçay, Altınoluk ve Erdek hattında ciddi yoğunluk oluştu. Özellikle ikinci günden sonra Körfez trafiği yaz sezonunu aratmayan görüntüler verdi. Otellerde ve yazlıklarda hareketlilik dikkat çekti. Kimi vatandaş aile ziyaretlerini tamamladıktan sonra soluğu sahilde aldı, kimi ise memleket köylerine giderek bayramı daha sakin geçirmeyi tercih etti.
Ekonomik şartlar ise bu bayramın en çok konuşulan konusu oldu. Hayvan pazarlarında fiyatlar uzun süre tartışıldı. Vatandaşın önemli bölümü hisse usulü büyükbaş kesime yöneldi. Küçükbaş kurbanlıkların daha hızlı satıldığı görüldü. Kasapların ve besicilerin ortak görüşü ise maliyetlerin her geçen yıl arttığı yönündeydi.
Ancak bütün ekonomik sıkıntılara rağmen Balıkesir’de bayramın temel ruhunun kaybolmadığı görüldü. Sabah Paşa Camii’nde başlayan hareketlilik, Taşkahve’de devam eden sohbetler, kurban telaşı, mezarlık ziyaretleri, sahil yollarındaki yoğunluk ve aile buluşmalarıyla şehir birkaç günlüğüne gündelik siyasi tartışmaların dışına çıktı. Balıkesir yine kendi geleneğine uygun bir bayram yaşadı.
-*-*-*
Bizim Kurban Bayramı Halleri
Dünyanın her toplumunun kendine özgü gelenekleri, kuralları vardır. Ama kabul edelim ki bizim Türk insanının Kurban Bayramı ile kurduğu bağ bambaşkadır. Bu bayram sadece dini bir görev değil; aynı anda hem duygunun, hem telaşın, hem paylaşmanın hem de tam anlamıyla organize bir karmaşanın yaşandığı büyük bir toplumsal olaydır.
Dışarıdan biri Türkiye’ye bayram günlerinde baksa, gördüklerine önce şaşırır sonra hayran kalır. Çünkü bu ülkede Kurban Bayramı, sadece kesim yapılan bir gün değil; insanın insanı yeniden hatırladığı zamanlardan biridir.
Kaçan Boğalar ve Bitmeyen “Acemi Kasap” Haberleri
Her Kurban Bayramı’nın değişmeyen sahneleri vardır. Sahibinin elinden kaçıp mahalleyi birbirine katan boğalar, trafikte koşan kurbanlıklar, belediyenin peşine düştüğü firari hayvanlar…
Televizyon ekranlarında her yıl aynı görüntüler döner ama yine de herkes izler. Çünkü bu artık bayram kültürünün bir parçası olmuştur.
Bir de meşhur “acemi kasaplar” vardır. Elini, kolunu kesip hastanelere koşan vatandaşlar olmadan sanki bayram eksik kalacak gibidir. Trajik ama bir yandan da bize özgü bir gerçekliktir bu.
Kurbanlıkla Kurulan O Duygusal Bağ
Anadolu insanı garip bir merhamete sahiptir. Birkaç gün sonra kesilecek hayvana bile sevgiyle yaklaşır. Koçlar yıkanır, boynuzlarına kurdele takılır, alınlarına kına yakılır.
Çocuklar günlerce o hayvanla oynar, ona isim koyar, yemek verir. Sonra bayram sabahı geldiğinde evin içinde sessiz bir hüzün oluşur.
Belki de bizi farklı yapan tam olarak budur. Vedalaşacağını bildiği canlıya bile şefkat gösterebilen bir toplum olmamızdır.
Bayramın En Büyük Organizasyonu Et Dağıtımıdır.
Bayram namazı kılınır, kurban kesilir ve ardından Türkiye’nin en büyük gönüllü organizasyonu başlar.
Etler parçalanır, pay edilir, poşetlenir. Kimin evine ne gönderileceği bellidir. Fakir fukara unutulmaz, komşu atlanmaz, akraba ihmal edilmez.
O gün hiçbir kargo şirketi Türk insanı kadar hızlı çalışamaz.
Bir yandan kavurmalar pişer, pilavlar hazırlanır, sofralar kurulur… Diğer yandan apartman apartman, sokak sokak pay dağıtılır. İşte Kurban Bayramı’nın özü de tam burada ortaya çıkar: paylaşmak.
Derin Dondurucu Mesaisi
Bayramın görünmeyen kahramanları ise evlerin mutfaklarında savaş veren annelerdir.
Etler ayrılır; kıyma, kuşbaşı, kemikli diye tek tek düzenlenir. Poşetler hazırlanır, üzerine tükenmez kalemle notlar yazılır.
Evlerin içinde et telaşı, poşet sesi, derin dondurucu düzeni başlar. Apartman koridorlarına yayılan o bayram kokusu ise yıllar geçse de unutulmaz.
Çünkü bazı kokular çocukluğu hatırlatır. Kurban Bayramı da biraz böyledir.
Uzaktan bakınca büyük bir karmaşa gibi görünür Kurban Bayramı… Trafik vardır, yorgunluk vardır, telaş vardır.
Ama işin özünde çok eski bir gelenek yatar: paylaşmak.
Kurban Bayramı; zenginin fakiri gördüğü, küslerin barıştığı, sofraların büyüdüğü, kapıların açık kaldığı günlerdir.
Evet, bazen komik görüntüler çıkar ortaya. Bazen anlamsız, mantıksız haberler izleriz. Ama bütün bu telaşın içinde çok değerli bir şey vardır:
İnsanlık.
Belki de bu yüzden Kurban Bayramı, tüm yoruculuğuna rağmen bu toplumun en samimi aynalarından biri olmaya devam ediyor.
-*-*-*
Kurban Bayramı Gelince Ortaya Çıkan Elemanlar
Her yıl Kurban Bayramı yaklaşınca ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. On bir ay boyunca mangal sofralarından kalkmayanlar, restoranlarda dana bonfile siparişi verenler, denizden çıkan her türlü balığı afiyetle yiyenler, tavuk kanadını soslayıp tüketenler birden bire büyük bir “hayvan sevgisi” dalgasına kapılıyor. Ve tam da bayram günlerinde yüksek sesle konuşmaya başlıyorlar:
“Kuzu kesmeyin…”
İşin garip tarafı şu; yıl boyunca mezbahalarda kesilen milyonlarca hayvanın sesi onları hiç rahatsız etmiyor. Market reyonlarındaki paketlenmiş etlere bakarken vicdanları sızlamıyor. Ama Kurban Bayramı gelince birden bire merhamet nöbeti başlıyor.
Burada ciddi bir samimiyet problemi var.
Eğer mesele gerçekten hayvan hakkıysa, o zaman bu hassasiyetin yılın 365 günü sürmesi gerekir. Sadece dini bir ibadet gündeme geldiğinde ortaya çıkan tepki ister istemez başka bir niyeti düşündürüyor. Çünkü mesele çoğu zaman hayvan değil, kurban ibadetinin kendisi oluyor.
İslam’da kurban sıradan bir hayvan kesimi değildir. Kurban; paylaşmanın, teslimiyetin ve Allah’a yakınlaşmanın sembolüdür. Kesilen hayvanın etinin büyük bölümü ihtiyaç sahiplerine dağıtılır. Belki de yıl boyunca et giremeyen nice sofraya o gün bayram gelir.
Kur’an’da açıkça ifade edilir:
“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Allah’a ulaşacak olan sadece sizin takvanızdır.”
Yani İslam’ın anlattığı şey kan dökmek değil; niyet, teslimiyet ve paylaşmaktır.
Bugün bazı çevreler özellikle Kurban Bayramı üzerinden dini değerleri tartışmaya açmayı modernlik zannediyor. Oysa modernlik inançla kavga etmek değildir. Başkasının kutsalına saygı gösterebilmektir.
Elbette kurban kesiminde hijyen olmalı, düzen olmalı, hayvana eziyet edilmemeli. İslam zaten bunu emrediyor. Peygamber Efendimiz, kesilecek hayvana acı çektirilmemesini özellikle öğütlemiştir. Yani merhamet, İslam’ın özündedir.
Ama bir yandan en lüks et restoranlarında fotoğraf paylaşırken diğer yandan Kurban Bayramı’nda ahlak dersi vermeye kalkmak ciddi bir çelişkidir.
Çünkü mesele et yemek olsaydı, önce kendi tabaklarına bakmaları gerekirdi.
Kurban Bayramı sadece bir kesim günü değildir. Fakirin gözetildiği, paylaşmanın büyüdüğü, akrabalığın güçlendiği manevi bir iklimdir. İnsanlar sadece hayvan değil; cimriliğini, kibrini ve bencilliğini de kurban etmeye çalışır.
Belki de bazılarını asıl rahatsız eden tam olarak budur.





