Ekonominin çarklarının dönmekte zorlandığı günlerdeyiz. Dar gelirlilerimiz, özellikle de emeklilerimiz nefes almakta zorlanır hale geldi. Bunu gören yetkililer emeklilerimize bir nefeslik üfleme yaptılar. Yetti mi? Elbette hayır ama yine de şükür dedik. Dedik de bir araya gelen insanların öncelikli gündemi hâlâ ekonomi. Yardımlaşma, var olanı paylaşma dönemi bitmiş. Vefa, kadirşinaslık, güven, düşenin elinden tutma gibi daha nice değerlerimizin üstüne sis perdesi çekilmiş gibi…
Kimse kimseden bir şey isteyemez olmuş. Kimse kimsenin derdini soramaz olmuş. Hepsinden kötüsü bizi darlayan hayat şartları bizi biz yapan birçok değerimizi de almış götürmüş maalesef. Bir dostum anlattı. “Pamuk tüccarıydı babam, halimiz vaktimiz yerindeydi. Herkesin işini görürdü. Sevilen, sayılan biriydi. Hayatta inişler ve çıkışlar her zaman olur. Güzel günlerimiz olduğu gibi zor günlerimiz de oldu tabi. Rahmetli babam her kurbanda Musti’ye gider, iyisinden iki koç alır ve bayram sabahı kurbanını keserdi. Sıfırı tükettiğimiz bir yılda yine bir Kurban Bayramı bayram namazından sonra eve geldik. Evde bayram sevinci yerine buruk bir sessizlik, bir matem havası var. İflas etmiş ve kurban alamamıştık. Yokluğun acısını iliklerimize kadar hissetmiştik. Bayram sabahının sessizliğini sertçe örtülen bahçe kapısının sesi bozdu. Evimiz iki katlı idi. Alt katta dükkân, üstte ev ve geniş bir avlu. Bahçe kapısının sertçe örtüldüğünü duyunca pencereye koştuk, gelen kim diye.
Kapıyı örteni göremedik ama avluda iki tane koç vardı. Rahmetli babam manzarayı görünce başını ellerinin arasına aldı ve sessiz sessiz ağlamaya başladı. O güne kadar hiç kimse kapımızı çalmamıştı. Eş, dost, akraba hep sırtını dönmüştü bize karşı. Herkese elini uzatan babam hiç kimsenin elini görmemişti bu zor günde. Kapımızdan hiç eksik olmayanlar kayboluvermişti birdenbire. “Düşenin dostu olmaz!” diye boşuna dememişler. Biz tam da bunu yaşıyorduk. Sessizliğimizi sertçe örtülen bahçe kapısı bozdu. Kendini toplayan babam “Musti getirmiştir onları. Haydi çocuklar vazifemizi yapalım.” diyerek ayağa kalktı. Hep beraber dışarı çıktık, kurbanımızı kestik. Rabbimize binlerce şükürler olsun Musti sayesinde bayram sevincini yaşadık.”
Bugün ne kadar çok ihtiyacımız var Mustilere. Düştüğümüz yerde kendini belli etmeden, dostunu incitmeden, görünmeden elini uzatanlara. İyi gün değil, kötü gün dostlarına ne kadar ihtiyacımız var. Toplumumuz değerlerini, yüce duygularını kaybetmek üzere. Herkes kabuğuna çekilmiş; kimse kimseyi görmüyor, görmek istemiyor. Benlik çemberinin dışına çıkamaz olmuşuz. Menfaat sarmalı kaplamış her yanımızı. Etrafımızdaki her şeye “Ne kadar ekmek, o kadar köfte!” anlayışı ile bakar olmuşuz. Karşılıksız sevmek, Allah rızası için sevmek; dostu için kendini feda edebilmek gibi duygular yok olmak üzere. Biz bu değiliz. Bu olmamalıyız.
Hayatımızdaki Mustiler’in sayısını artırmak ve bir başkasının Musti’si olabilmek lazım. Allah rızasını gözeterek, kendi benliğini aradan çıkararak dost olabilmek, dost kalabilmek lazım. Silkinip yüce değerlerimizin üzerindeki sis perdesini yırtmamız lazım. Dostlukla kalın efendim…





