1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. BALIKESİR’İN SİMGE YAPILARI

BALIKESİR’İN SİMGE YAPILARI

0
Paylaş

Şehirler sadece yolları, meydanları ve yeni yapılan projeleriyle hatırlanmaz. Bir şehrin hafızasını asıl taşıyan şey simge yapılarıdır. O binalar yalnızca taş ve beton değildir; içinde yaşanmışlıklar, hatıralar, alışkanlıklar ve kuşaktan kuşağa aktarılan hikâyeler vardır. Balıkesir de bu anlamda güçlü bir geçmişe sahip şehirlerden biridir. Ancak zaman içinde bazı simge yapıların değişmesi ya da ortadan kalkması, ister istemez insanı düşündürüyor.

Şehrin merkezinde yer alan Hükümet Binası yıllardır Balıkesirlilerin yolunun düştüğü, devlet kapısını temsil eden yapılardan biridir ve bugün de aynı işlevini sürdürmektedir. Resmî işlemler için girilip çıkılan, şehir yaşamının doğal parçası olan bu yapı yalnızca bir kamu binası değil, aynı zamanda kentin sürekliliğini simgeleyen bir noktadır.

Yine Sümerbank binası şehir hafızasında ayrı bir yere sahiptir. Bir zamanlar alt katında Sümerbank bankası ve satış mağazası bulunur, basma kumaşlar alınır, üst katlarda giyim eşyaları satılırdı. Üst katların büro olarak kullanıldığı, hatta Yeni Hastane adıyla bilinen ve Balıkesir’in ilk özel sağlık kuruluşlarından biri olan bir hastanenin burada hizmet verdiği dönemler şehir belleğinde iz bırakmıştır. Bugün aynı binanın bir giyim mağazası olarak kullanılması zamanın nasıl değiştiğinin açık bir göstergesidir.

Bir başka hatıra noktası ise Kervansaray’dır. Bir dönemin önemli yapılarından biri olan bu simge artık yok; ancak eski fotoğraflarda ve hafızalarda yaşamaya devam ediyor. Toplu taşıma merkezi düzenlenirken yıkılması birçok kişi için yalnızca bir binanın kaybı değil, geçmişe ait bir parçanın kopması anlamına geldi. Oysa böylesi yapılar tamamen ortadan kaldırılmak yerine onarılıp işlev kazandırılarak yaşatılabilirdi. Hem tarih korunur hem de şehir yaşamına katkı sağlanmaya devam ederdi.

Şehircilik yalnızca yeni olanı inşa etmek değildir; değerli olanı koruyabilmektir. Balıkesir genelinde geçmişten bugüne gelen birçok yapı bu açıdan önem taşır. Saat Kulesi, Zağnos Paşa Camii çevresi, eski kamu yapıları, meydanlar ve çarşı dokusu şehrin kimliğini oluşturan parçalar arasındadır. Bu yapıların korunması sadece nostaljik bir yaklaşım değil, kent kültürünün sürdürülebilirliği açısından da gereklidir.

Elbette şehirler değişir, ihtiyaçlar farklılaşır, yeni düzenlemeler yapılır. Buna kimsenin itirazı olmaz. Ancak değişim yapılırken geçmişle bağın kopmaması önemlidir. Simge yapıların yıkılması yerine restore edilerek yaşatılması, yeni işlevlerle topluma kazandırılması hem kültürel hem estetik açıdan daha güçlü sonuçlar doğurur. Çünkü şehir kimliği bir kez kaybolduğunda yerine yenisini koymak mümkün değildir.

Balıkesir’in hafızasında yer etmiş binalara bakınca insan şunu düşünmeden edemiyor: Bu şehir geçmişiyle birlikte güzel. Bugün ayakta olanları korumak, yarın hatırlayacak bir şeyler bırakabilmek anlamına gelir. Şehirleri şehir yapan yalnızca yeni yapılanlar değil, yaşatılabilen eski değerlerdir. Asıl mesele de bu dengeyi kurabilmektir.

 

-*-*-*

 

ZİHİNSEL ENGELLİ ÇOCUKLAR

 

Zihinsel engelli bir çocuk sahibi olmanın ne anlama geldiğini dışarıdan bakarak anlamak kolay değildir. Ben uzun yıllar zihinsel engelli öğrencilerle çalışmış biri olarak şunu açıkça gördüm. Bu durum yalnızca bir eğitim meselesi değil, aynı zamanda bir hayat meselesidir. Anne ve baba için sevgi, sabır, mücadele ve kaygı aynı potada erir.

Bu ailelerin gündelik yaşamı, çoğu insanın fark etmediği küçük ama ağır yüklerle doludur. Eğitim sürecinin zorlukları, toplumun yeterince bilinçli olmaması, sosyal hayatın sınırlanması, ekonomik yükler ve sürekli bir gelecek planı yapma zorunluluğu.  Bunların her biri tek başına bile yorucudur. Ancak en ağır olanı genellikle dile getirilmeyen bir sorudur: “Ben öldükten sonra çocuğuma kim bakacak?”

Bu soruyu sayısız kez anne ve babaların gözlerinde gördüm. Söylenmese bile varlığını hissettiren bir korkudur bu. Çünkü zihinsel engelli bireyler için bakım yalnızca fiziksel ihtiyaçların karşılanması değildir; ilgi, sabır, anlayış ve süreklilik gerektirir. Yıllar sonra karşılaştığım eski öğrencime anne ve babasını sorduğumda aldığım cevap beni derinden düşündürdü. “Vefat ettiler, bana kardeşim bakıyor”. Bu cümle, hem bir dayanışmayı hem de toplum olarak omuzlamamız gereken sorumluluğu hatırlatmaktadır.

Üzücü olan bir başka gerçek ise hâlâ günümüzde bu bireylerle dalga geçilmesi, küçümsenmesi ya da alaya alınmasıdır. Peki! insanlar neden dalga geçer? Çoğu zaman bunun nedeni bilgisizliktir. Farklı olana karşı duyulan yabancılık hissi, empati eksikliği ve toplumsal bilinç yetersizliği insanları yanlış davranışlara sürükler. Bazıları kendini güçlü hissetmek için başkasını zayıf göstermeye çalışır. Oysa bu tavır ne mizah ne de üstünlük göstergesidir; yalnızca insani olgunluğun eksikliğidir. Bir toplumun gerçek gelişmişliği, en kırılgan bireylerine nasıl davrandığıyla ölçülür.

Zihinsel engelli doğmak bir tercih değildir, bir suç değildir, bir eksiklik olarak yaftalanacak bir durum hiç değildir. Bu, hayatın içindeki çeşitliliğin bir parçasıdır. Genetik faktörler, doğum öncesi veya sonrası yaşanan sağlık sorunları gibi pek çok neden söz konusu olabilir. Ancak nedeni ne olursa olsun, asıl mesele bireyin nasıl bir destekle büyüdüğüdür. Doğru eğitim, erken müdahale ve toplumsal kabul, hayat kalitesini belirleyen en önemli unsurlardır.

Burada sorumluluk yalnızca ailelere ait değildir. Devlet politikalarından yerel yönetimlere, eğitim sisteminden sosyal hizmetlere kadar geniş bir ağın güçlü olması gerekir. Çünkü bu çocuklar yalnızca bir ailenin değil, toplumun çocuklarıdır. Onların yaşam hakkı, eğitim hakkı ve insan onuruna yakışır bir hayat sürme hakkı hepimizin ortak sorumluluğudur.

Bugün geriye dönüp baktığımda, zihinsel engelli öğrencilerim bana sabrı, karşılıksız sevgiyi ve insan olmanın özünü öğretti diyebilirim. Onlarla çalışan herkesin bildiği bir gerçek vardır. Onlar hayatı zorlaştıran değil, hayatı anlamlı kılan bireylerdir. Asıl mesele, onları anlamaya ne kadar istekli olduğumuzdur.

Anne babaların o derin sorusuna kesin bir cevap vermek kolay değil. Ancak şu mümkündür. Güçlü bir sosyal yapı, bilinçli bir toplum ve dayanışma kültürüyle bu kaygıyı azaltmak. Çünkü hiç kimse çocuğunun geleceğini belirsizliğe bırakmak istemez. Bu yüzden zihinsel engelli bireylerin geleceği, yalnızca ailelerin değil, hepimizin ortak vicdan sınavıdır.

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!