1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. EMEKLİ NE YAPMALI?

EMEKLİ NE YAPMALI?

0
Paylaş

Emeklilik üzerine konuşurken çoğu zaman sadece maaş hesabı yapılır. Oysa mesele yalnızca ekonomik değildir; birde zamanımı nasıl geçireceğimiz? Ve hayatın geri kalanını nasıl dolduracağımız meselesidir. Çevreme bakıyorum: Emekli arkadaşlarım var. Saat 13.00’de kahvede buluşuyorlar, 16.00’e kadar okey oynuyorlar, ardından bir çay daha içip evlerine dönüyorlar. Her gün aynı şey. İnsan ister istemez soruyor. Bu tekrar zor değil mi? Hayatın içinde ne kadar yer alıyor?
Bir başkası sabah yürüyüşünü tamamladıktan sonra akşama kadar evde oturuyor. Kimisi köyüne yerleşmiş; evinin önündeki küçük bahçeyi ekip biçiyor, aldığı ürünle huzur buluyor. Kimisi iki, üç kuzu besliyor, kesim zamanı geldiğinde gözyaşına hâkim olamıyor; “Ellerimle büyüttüm” diyor. Bir arkadaşımın tavuğu yaşlılıktan öldü, kesmeye kıyamadı. Demek ki emeklilik yalnızca zaman değil, aynı zamanda duyguyla, alışkanlıkla ve anlam arayışıyla ilgili bir dönem.
Siyasete atılanlar, camiden çıkmayanlar, derneklerde hizmet etmeye çalışanlar var. Bir de evden hiç çıkmayıp bunalıp takılanlar var. Asıl mesele burada başlıyor. Emeklilik bir boşluk değil, hazırlık gerektiren yeni bir hayat evresidir. Çalışma hayatı boyunca kendine ikinci bir kimlik inşa edemeyen kişi, bir sabah uyanıp kendini boşlukta bulabiliyor.
Emekliliğe hazırlanmak sadece prim gününü doldurmak değildir. İnsan zihnini, ilgilerini, uğraşlarını da hazırlamalıdır. Okuma alışkanlığı geliştirmek, yazmak, seyahat planları yapmak, gönüllü faaliyetlere katılmak, yeni beceriler öğrenmek, gençlerle deneyim paylaşmak, sporla uğraşmak…
Bunlar vakit öldürmek için değil, vakte değer katmak içindir.
Çünkü 24 saat uzun bir süredir. Hele ki zorunlu mesai ortadan kalktıktan sonra bu süre daha da uzar. Emekli insanın kendine soracağı soru şudur: Bugün ne ürettim, kime faydam oldu, kendim için ne öğrendim? Kahve sohbeti de yürüyüş de bahçe de ibadet de elbette hayatın parçasıdır. Ama tek başına yeterli değildir; çeşitlenmeyen hayat zamanla daralır.
Emeklilik, aslında insanın kendi kendine patron olduğu bir dönemdir. Programını kendisi yapar, yönünü kendisi belirler. Bu özgürlüğü bir yük gibi görmek de mümkündür, bir imkân gibi görmek de. Tercih burada başlar.
Benim kanaatim şu: Emekliliğin hâli, emeklilikten önce kurduğumuz hayatın aynasıdır. Zihnini açık tutan, merakını canlı tutan, toplumla bağını koparmayan insan için bu dönem yeni bir başlangıç olabilir. Aksi hâlde saatlerin ağırlaştığı, günlerin birbirine benzediği bir bekleyişe dönüşebilir.
Bu yüzden mesele “Emekli ne yapmalı?” sorusundan çok, “İnsan kendini hayata nasıl bağlı tutmalı?” sorusudur. Cevap kişiden kişiye değişir, ama ortak nokta bellidir. Zamanı doldurmak değil, anlamlandırmak gerekir. Emeklilik de tam olarak bunun sınavıdır.

—-

ESKİ BAKKALLAR YENİ MARKETLER
Günümüzde bir markete giriyorsunuz; raflar baştan sona çeşit çeşit ürünle dolu. Aynı şeyin beş markası, üç boyu, iki light versiyonu… Seçmekten yoruluyor insan. Oysa çok değil, birkaç on yıl önce Balıkesir’de alışveriş dediğimiz şey bam-başka bir ritüeldi. Mahallenin köşesinde bakkal vardı ve hayatın nabzı biraz da orada atardı. Biz ne yerdik diye sorulduğunda aklıma gelen ilk şey sadelik oluyor. Kahvaltı dediğiniz; beyaz peynir, zeytin, domates, ekmek. Öğlen sofrada çoğu zaman ev yemeği olurdu; mercimek çorbası, kuru fasulye, pilav. Akşam yine aynı düzen. Mevsim ne verirse onu tüketirdik. Yazın karpuz, kavun; kışın turşu, tarhana. Şimdiki gibi her mevsim her ürün yoktu. Portakal kışın gelirdi, çilek yazın beklenirdi. Beklemenin de bir tadı vardı. Mahalle bakkalı ise yalnızca alışveriş yapılan yer değildi. Balıkesir’in sokaklarında herkesin tanıdığı, selam verdiği bir esnaf figürüydü. Kapıdan girince raflar sınırlı ama yeterliydi. Cam kavanozlarda şekerler, sakızlar, leblebi; teneke kutularda bisküviler; açıkta satılan peynir ve zeytin; tartılarak verilen pirinç, bulgur, makarna. Ekmek sabah erkenden gelirdi. Tüp gaz, kibrit, çay, sabun, deterjan… Çocukların göz hizasında renkli şekerler olurdu. Defter veresiye hesabını tutardı. Ay sonunda ödenir, güven ilişkisi sürerdi. Bugün aynı mahallelere bakıyorum. Büyük zincir marketler çoğaldı, ışıklar daha parlak, ürün daha bol. Ama o bakkalın yerini dolduran pek bir şey kalmadı. Balıkesir’in eski mahallelerinde hâlâ direnen birkaç tanesine rastlamak mümkün, fakat sayıları azaldı. Çünkü alışveriş artık hızlı, pratik ve kişisel bağdan uzak bir işleme dönüştü. Kasada kimse sizi isminizle çağırmıyor. Veresiye defteri yok, hal hatır soran da pek yok. Eski ile yeniyi karşılaştırırken meseleyi yalnızca ürün çeşitliliği olarak görmek eksik olur. Bugün bolluk var, seçenek var, erişim kolay. Ama geçmişte de paylaşım vardı, samimiyet vardı. Bakkalın önünde edilen sohbet, çocukların harçlıkla aldığı tek şekerin verdiği mutluluk, komşunun eksik malzemeyi birbirinden istemesi…

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!