Şimdi kullandığımız Miladi takvime göre değil elbette Rumi Takvime göre; Osmanlı Devleti’nin çöküş sürecinin yaşandığı son dönemlerinde 31 Mart 1325'de yaşanan kalkışma(isyan) aslında Miladi Takvimi esas alırsak 13 Nisan 1909 tarihinde yaşanmıştır. 31 Mart Vakası Türk Tarihinde rejimi değiştirmeye yönelik ilk ayaklanma özelliğini taşımaktadır. 1923’de kurulan Türkiye Cumhuriyet'inin ilk yıllarında 1925'de yaşanan Şeyh Sait İsyanı ve 1930'daki Menemen kalkışması da rejimi değiştirmeye yönelik isyan özelliğiyle 31 Mart kalkışması ile bazı esaslarıyla büyük benzerlikler taşımaktadır.
Şimdi, 31 Mart kalkışmasına öncesi ve sonrasıyla tarih penceresinden derinlemesine, detaylı olarak bir göz atalım ve birlikte irdeleyelim;
Toplamda 14 yılda bir parlamenter meclis düzenine geçebilen Osmanlı Devleti, bu süreçte Balkan savaşlarını atlatmış ve I. Dünya Savaşına kadar uzanacak bir parçalanma sürecini yaşamıştır. 24 Temmuz 1908 yılında başlayan İkinci Meşrutiyet dönemiyle birlikte İkinci Abdülhamit tahtta kalmaya devam etmiştir. Ülkenin ‘Meclis-i Mebusan’ ve ‘Meclis-i Ayan’ şeklinde iki başlı bir yönetimle karşılaştığı bu dönemde halk, İttihat ve Terakki Partisinden hiçte hoşnut değildi. İkinci Meşrutiyet döneminin getirdiği özgürlük ortamında bazı gazeteler hükümete karşı muhalif yayınlar basmakla meşguldü. Kendilerini “Jön Türkler” olarak nitelendiren aydın grup, meşrutiyetin ilanında ve uygulanmasında Osmanlı Devlet erkanı üzerinde büyük baskılar kurmuştur. Bu sırada Derviş Vahdeti adı verilen birinin yönettiği Volkan Gazetesi ve İttihad-ı Muhammedi Fırkası dinin elden gittiğini ileri sürerek şeriat çağrıları yapmaya başlamışlardı. İttihat ve Terakki Partisi, İngilizlerin desteklediği ‘Manastır Kolu’ ve Almanların desteklediği ‘Selanik Kolu’ arasında muhalif düşünceler belirtmekteydi. Özellikle bulunduğu konum itibariyle stratejik önem taşıyan Osmanlı Devleti’nin Almanya’ya yakınlaşması İngilizleri rahatsız etmekteydi. İngilizler, bu dönemden sonra muhalif hareketleri destekleyerek halkı isyana teşvik etmiştir. 17 Aralık 1908 tarihinde Meclis-i Mebusan, Padişah İkinci Abdülhamit’in konuşmasıyla çalışmalarına başlamıştır. İkinci Meşrutiyet ile birlikte Kanun-i Esasi’nin yani Anayasa'nın bazı kanunları değiştirilmiştir. Örneğin, padişahın yürütme yetkisini büyük ölçüde kısıtlayan yeni kanunlarla birlikte milletvekili heyetleri Meclis’e karşı sorumlu tutulmuşlardır. Ayrıca hükümetin çalışmalarını denetleme hakkı veren yeni kanunlarla birlikte milletvekili olma ve hükümet kurma aşamasında meclisin güvenoyu vermesi şart koşulmuştur. Daha önceki halinde meclisi ‘açma-kapama yetkisi’ padişaha verilirken anayasanın düzenlenmiş bu yeni halinde söz konusu koşulsuz yetki yeni getirilen koşullarla kısıtlanmıştır. İttihat ve Terakki Partisi, başkentin ve yeni rejimin korunması adına Makedonya’dan “Avcı Taburları” getirmiştir. 12-13 Nisan gecesi Taksim Kışlası’nda bulunan bu Avcı Taburlarına bağlı askerler, başlarındaki subaylara aldırış etmeden ‘şeriat yanlılarıyla birlikte’ Meclis-i Mebusan önünde toplanmışlardı. Şeriat çağrıları yapan bu düşük rütbeli grup, meclisin kapatılmasını, bazı milletvekillerinin uzaklaştırılmasını ve görevden alınan Alaylı subayları tekrar orduya alınmasını şart koşmuşlardı. Hüseyin Hilmi Paşa önderliğinde isyancıları ikna etmeye çalışan hükümet istifa edince de hükümdarlık isyancıların eline kalmıştı. Kurulan yeni isyan hükümeti İngilizlerin desteğiyle işlemeye başlamıştı. ‘Adliye Nazırı Nazım Paşa İttihatçı Ahmet Rıza Bey, Lazkiye mebusu Arslan Bey ise gazeteci Hüseyin Cahid sanılarak galeyana gelen halk tarafından öldürülmüştü.’
Ayaklanma sonrasında meclis kapatılırken milletvekilleri ise şehir dışına kaçmış veya şehirde saklanmışlardı. Çünkü şeriat isteyen isyancılar, milletvekili veya İttihatçı subayları yakaladıkları yerde öldürüyorlardı. İstanbul’da bunlar yaşanırken İttihat ve Terakki bu durumu Selanik’ten izlemekte ve protesto etmekteydi. Hükümetin istifası ve meclisin kapatılması Meşrutiyetin başarısız olduğunun bir göstergesi gibi görünüyordu. Fakat İttihat ve Terakki güvendiği bütün komutanları Selanik’e toplayarak hemen hazırlıklara başladı. 15 Nisan 1909 günü yola çıkan öncü birlikler İstanbul’a doğru ilerlemeye başlamışlardı. Hazırlanan ordunun adı Mustafa Kemal Atatürk tarafından oylamaya sunulan ‘Hareket Ordusu’ olarak kabul edilmişti. Atatürk aynı zamanda orduya Kurmay Başkan olarak eşlik ediyordu. 23-24 Nisan gecesi Mahmut Şevket Paşa komutasında İstanbul’a giren ‘Hareket Ordusu’ isyancıları kıskıvrak yakalayarak hapsetti ve isyanı sona erdirdi. Hareket Ordusu’nun isyanı bastırmasının hemen ardından İstanbul’da sıkı yönetim ilan edilmişti. İsyan ele başları yakalandıktan sonra Divan-ı Harp de yargılanarak idam cezasına çarptırılmışlardı. Olaylarda birçok İttihatçı taraftarı hayatını kaybederken ‘Meclis-i Umumi Milli’ adı altında toplanan Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan II. Abdülhamit Han’ı Osmanlı tahtından indirmişti. 27 Nisan tarihinde tahttan indirilen İkinci Abdülhamit’in yerine 65 yaşındaki kardeşi Beşinci Mehmet Reşat Osmanlı tahtına getirilmişti. Abdülhamit’in Divan-ı Harb de yargılanmak istenmesine rağmen yeni İstanbul hükümeti olan Hüseyin Hilmi Paşa bunu kabul etmemiş ve eski sultan Abdülhamit’i Selanik’e sürgün etmişti. 14 Mart tarihinde Divan-ı Harb’ in ölüm cezası verdiği 13 kişi idam edilmiştir. Ayasofya Meydanı’nda, Sultan Ahmet Adliyesi’nin önünde, Beyazıt Meydanı’nda, Kasımpaşa’da, Sirkeci İstasyonu önünde ve Beşiktaş Camii’nin önünde hazırlanan idam sehpaları halka adeta göz dağı vermek için seçilen infazların işlendiği mekanlar olarak göze çarpmaktadır. Öncelikli olarak Avcı Taburlarındaki onbaşı ve çavuşlar, birçok gazeteci ve mebusun öldürülmesine karışan askerler idam edilmişlerdir. 1912 yılına kadar Selanik’te tutulan devrik sultan Abdülhamit, Selanik’in 12 Kasım 1912 tarihinde önce Bulgaristan’a sonra Yunanistan'a devrinden sonra Beylerbeyi Sarayına getirilerek bakılmış ve vefat ettiği tarih olan 1918’e kadar burada ikamet etmiştir. İkinci Meşrutiyet ve 31 Mart Olaylarının baş kahramanı olan İttihat ve Terakki Partisi Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa tarafından yönlendiriliyordu. İttihat ve Terakki Partisi döneminde Osmanlı devleti Trablusgarp, birinci ve ikinci Balkan Savaşları’nın ardından Alman hayranlığı nedeniyle de birinci Dünya savaşına girmişti. Birinci Dünya Savaşında alınan ağır yenilginin ardından Meclis, 21 Aralık 1918 tarihinde İtilaf Devletlerinin baskısıyla kapatılmış, bu tarihten yaklaşık 4 yıl sonra ise 5 Kasım 1922'de 600 yıllık bir imparatorluk tarihin tozlu sayfalarına gömülmüştür.
Yorum yapın