Kurban Bayramı denildiğinde bugün hâlâ içimizi bir sıcaklık kaplıyor. Ama kabul etmek gerekir ki artık bayramlar eskisi gibi yaşanmıyor. Çocukluğumuzun, mahalle kültürünün, paylaşmanın ve birlikte olmanın merkezinde duran o eski bayramlar bugün yerini daha sessiz, daha bireysel ve biraz da ruhunu kaybetmiş bayramlara bıraktı. İşte tam da bu yüzden insan bazen içinden istemsizce şu cümleyi geçiriyor: “Nerede o eski bayramlar…”
Bizim çocukluğumuzda bayram sabahı çok başkaydı. Bayram namazına gidilir, namazın ardından hiç vakit kaybetmeden kurban kesmeye geçilirdi. Kimse kesim için kasap aramaz ve kendisi keserdi. Yine mahalle aralarında “haydi geldi kasap” diye gezenlere nadir de olsa rastlanırdı. Kurban (genel olarak kuzu) kesilip etinden kavurma yapılıncaya kadar evde kimse ağzına bir lokma koymazdı. O sabır, o bekleyiş bile bayramın manevi havasının bir parçasıydı. Şimdi düşünüyorum da aslında açlık değil, bir ibadetin tamamlanmasını beklemenin huzuruymuş yaşanan.
Bizde bayramın birinci günü tamamen kurban kesimine ayrılırdı. Hatta birinci gün bayram gezmesine gidenlere şaşırırdım. Çünkü biz hiç gitmedik. Önce ibadet yerine getirilirdi, sonra ziyaretler yapılırdı. Bayramlaşmalar ise ikinci gün olurdu. Aradan yıllar geçti ama bizim evde o alışkanlık hâlâ sürüyor.
Kurban kesildikten sonra evin içinde ayrı bir telaş başlardı. Annem etleri ayırır, dağıtılacak olanları özenle hazırlardı. Sonra da beni görevlendirirdi. Küçük bisikletime biner, mahallede ihtiyacı olan insanlara et dağıtırdım. Ben o yaşımda bunun ne kadar önemli bir görev olduğunu hissederdim. Şimdi ise pedal çevirdikçe yalnızca et değil, paylaşmanın mutluluğunu taşıdığımı bugün daha iyi anlıyorum. Belki de bayramın gerçek ruhu tam olarak buydu.
Artık bayramlar büyük ölçüde tatile dönüştü. İnsanlar memleket ziyaretinden çok tatil planı yapıyor. Kurbanlar vekâlet yoluyla kesiliyor. Üstelik daha uygun ve ucuz olduğu için yurt dışı tercih edilir oldu. Elbette ihtiyaç sahiplerine ulaşması çok kıymetli bir durum. Ancak diğer taraftan kurban kesmenin manevi tarafını, aile içinde yaşanan o birlik duygusunu ve çocukların o atmosferi görmesini de azaltıyor diye düşünüyorum. Çünkü gelecek nesiller artık kurbanın yalnızca bir bağış olmadığını, aynı zamanda paylaşmayı, dayanışmayı ve sorumluluğu öğreten bir ibadet olduğunu yaşayarak öğrenemiyor.
Eskiden her şey daha mı güzeldi?
Belki hayat daha kolay değildi. İnsanların imkânları bugünkü kadar geniş değildi. Ama sanki ilişkiler daha samimiydi. Bayramlar gösterişten uzak, daha içten yaşanırdı. Kapılar daha çok çalınır, sofralar daha çok paylaşılır, çocukların heyecanı daha fazla hissedilirdi.
Bugün teknoloji gelişti, şehirler büyüdü, hayat hızlandı. Ama bütün bunların arasında bazı değerleri de yavaş yavaş geride bıraktık. Oysa bayram dediğimiz şey biraz da hatırlamaktır. Büyükleri ziyaret etmeyi, küçükleri sevindirmeyi, paylaşmayı ve aynı sofranın etrafında toplanabilmeyi hatırlamak…
Belki zaman değişti, belki alışkanlıklar da değişecek. Ama eski bayramların ruhunu tamamen kaybetmemek gerekiyor. Çünkü bir toplumu ayakta tutan şey yalnızca modernleşme değil, geçmişten taşıdığı değerlerdir.
Hepinizin Kurban Bayramı Kutlu Olsun.
-*-*-*
DONDURULMUŞ VE HAZIR GIDALARIN TÜKETİMİ NASIL OLMALI?
Modern yaşamın hızına yetişmeye çalışan insanların en büyük yardımcılarından biri hazır ve dondurulmuş gıdalar oldu. Pratik olması, kısa sürede hazırlanabilmesi ve kolay ulaşılabilir olması nedeniyle bu ürünler artık hemen her evin mutfağında yer alıyor. Ancak kolaylık sağlayan bu ürünler, doğru koşullarda saklanmadığında ciddi sağlık risklerini de beraberinde getiriyor.
Özellikle yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla birlikte gıda güvenliği çok daha önemli hale geliyor. Market ve bakkal önlerinde güneş altında bekletilen ürünler, yetersiz çalışan soğutucular ya da taşınma sırasında bozulan soğuk zincir, görünmeyen büyük bir tehlike oluşturuyor. Çünkü dondurulmuş ürünlerin çözülüp yeniden donması, zararlı bakterilerin hızla çoğalmasına neden oluyor. Tüketici çoğu zaman bunu fark etmiyor, fakat sonuç mide rahatsızlıklarından ciddi gıda zehirlenmelerine kadar uzanabiliyor.
ÜRETİM TARİHİNE DİKKAT EDİLMELİ
En büyük hatalardan biri de son tüketim tarihine yeterince dikkat edilmemesi. Özellikle süt, et, tavuk ve deniz ürünü içeren hazır gıdalar, tarihi geçtiğinde ciddi risk oluşturuyor. Ambalajın şişmiş olması, sızıntı yapması ya da ürünün normalden farklı kokması aslında önemli birer uyarı niteliği taşıyor. Ancak birçok kişi ekonomik kaygılar nedeniyle bu ürünleri yine de tüketmeye devam ediyor. Oysa sağlık, hiçbir tasarrufun önüne geçmeyecek kadar değerlidir.
AÇIKTA SATILAN YİYECEKLER
Bir başka tehlike ise açıkta satılan yiyeceklerdir. Sokakta uzun süre bekleyen tahinli pideler, börekler, lahmacunlar ve benzeri ürünler; sıcak hava, toz, insan teması ve hijyen eksikliği nedeniyle mikropların kolayca üreyebildiği alanlara dönüşebiliyor. Özellikle etli ve sütlü ürünlerde risk çok daha büyüktür. Yaz sıcağında saatlerce tezgâhta bekleyen bir yiyecek, dışarıdan normal görünse bile ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
Bugün birçok insan “Bir şey olmaz” düşüncesiyle hareket ediyor. Oysa hastanelerde artan gıda zehirlenmesi vakaları, bu konunun ne kadar önemli olduğunu açıkça gösteriyor. Mide bulantısı, kusma, yüksek ateş ve bağırsak enfeksiyonları çoğu zaman tüketilen bozuk gıdalardan kaynaklanıyor.
Tüketicinin burada bilinçli davranması büyük önem taşıyor. Alışveriş yaparken ürünlerin saklandığı dolapların yeterince soğuk olup olmadığına dikkat edilmeli, ambalajı zarar görmüş ürünler alınmamalı ve açıkta satılan yiyeceklerden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan kişiler için bu riskler çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.
Unutulmamalıdır ki gıda sadece karın doyurmaz; aynı zamanda sağlığımızı doğrudan etkiler. Birkaç dakikalık dikkatsizlik ya da ucuz diye tercih edilen sağlıksız ürünler, telafisi zor sağlık problemlerine neden olabilir.
Bu nedenle soframıza gelen her ürünün güvenilir, temiz ve uygun koşullarda saklanmış olması artık bir tercih değil, zorunluluktur.



