Mavi vatan, denizlerimiz.
Yeşil vatan, topraklarımız, ormanlarımız.
Şu sıralar yeşil vatan alev alev yanıyor.
Balıkesir’in Kazdağları ülkemizin hatta dünyanın oksijen deposu çayır çayır yandı.
Üstüne Ayvalık, Gömeç, Sındırgı, Kepsut, Altıeylül ve aklama gelmeyen bir çok ilçemizde arazide başlayıp ormana sıçrayan yangınlarla günlerdir mücadele ediliyor.
Gökyüzünü kaplayan durmanlar, kilometrelerce öteden görünen alevler, yangından kaçmaya çalışan yaban hayvanları ve küle dönen ormanlar..
Her yangında aynı manşetler ciğerlerimiz yandı.
Evet, gerçekten de yandı. Çünkü orman sadece ağaç değildir. Orman; nefestir, sudur, topraktır, gölgedir, kuşun yuvasıdır, arının çiçeğidir, çiftçinin umududur. Bir ülkenin geleceğidir.
Ancak acı olan şu ki, ormanlarımızı çoğu zaman yalnızca yandığında hatırlıyoruz.
Oysa yeşil vatan, yılın sadece birkaç sıcak gününde konuşulacak bir konu değildir. Her gün korunması gereken ortak mirastır.
Bugün milyonlarca lira harcayarak yangın söndürme uçaklarını, helikopterlerini, arazözleri konuşuyoruz. Elbette bunlar hayati öneme sahip. Fakat asıl başarının, yangını söndürmekten önce çıkmasını engellemek olduğunu unutmamalıyız.
Atılan bir sigara izmariti…
Yol kenarına bırakılan cam şişe…
Anız ateşi…
Piknikten sonra söndürülmeden bırakılan köz…
İhmal edilen bir elektrik hattı…
Bazen birkaç saniyelik dikkatsizlik, onlarca yılın emeğini yok ediyor.
Bir çam ağacının büyümesi yıllar alıyor. Ama yanması birkaç dakika.
Yangınla mücadele eden ormancılarımız, itfaiyecilerimiz, gönüllülerimiz ve güvenlik güçlerimiz canlarını ortaya koyuyor. Kimi zaman günlerce uykusuz kalıyor, kimi zaman alevlerin ortasında yaşam mücadelesi veriyor. Onların emeğine verilecek en büyük destek, yeni yangınların çıkmasına fırsat vermemektir.
Yeşil vatanı korumak yalnızca devletin görevi değildir.
Bu görev, pikniğe giden vatandaşın da görevidir.
Tarlasında çalışan çiftçinin de görevidir.
Ormanda gezen doğaseverin de görevidir.
Yolculuk yapan sürücünün de görevidir.
Kısacası, bu ülkenin havasını soluyan herkesin görevidir.
Bugün kaybettiğimiz her ağaç, yarının daha sıcak yazları, daha kurak toprakları ve daha az suyu demektir. İklim değişikliğinin etkilerini her geçen yıl daha ağır hissederken, ormanlarımızı korumak artık bir çevre meselesi değil, bir yaşam meselesidir.
Yangınlar söner.
Toprak zamanla yeniden yeşerir.
Fidanlar yeniden büyür.
Ama kaybedilen yıllar geri gelmez.
Bu yüzden orman sevgisini yalnızca sosyal medyada paylaşılan üzücü fotoğraflarla değil, günlük davranışlarımızla göstermeliyiz.
Çünkü gerçek vatan sevgisi, sadece sınırları korumak değildir.
Toprağını, suyunu, ağacını ve nefesini de koruyabilmektir.
Yeşil vatan bize emanet.
Bu emaneti çocuklarımıza kül olmuş tepeler değil, gölgesinde huzur bulacakları yemyeşil ormanlar olarak bırakabilmek dileğiyle…





