
Hayat, akıp giden bir nehir gibi… Akarken arkasında bıraktığı tortular, bazen en kıymetli hazinemiz olan anılara dönüşüyor. Geçtiğimiz hafta, zamanın bu amansız akışına inat, kalbimin en müstesna köşesinde sakladığım bir yere, Afyonkarahisar’ın güzel ilçesi İhsaniye’ye doğru bir zaman yolculuğuna çıktım.
Daha önceki yazılarımda da zaman zaman İhsaniye’den, orada geçen günlerimden bahsetmiştim. Takvimler 22 Şubat 1982’yi gösterdiğinde, genç bir öğretmen olarak İhsaniye Lisesi’nin kapısından içeri ilk adımımı atmıştım. Heyecanım, ideallerim ve ceplerimde biriktirdiğim umutlarımla başladığım o kutlu görevden bugüne, dile kolay, tam 44 yıl geçmiş. Geçtiğimiz hafta, işte o kapıda yeniden buluştuk. 44 yıl sonra aynı havayı solumak, aynı gökyüzünün altında toplanmak tarifsiz bir duyguydu. Dönemin okul müdürü, başmuavini, müdür yardımcıları, cefakâr çalışanları ve gözlerindeki o pırıltıyı dün gibi hatırladığım eski öğrencilerimizle bir araya geldik. Zaman saçlarımıza aklar düşürmüş, yüzlerimize çizgiler imza atmıştı belki ama kalbimizdeki o İhsaniye Lisesi ruhu ilk günkü gibi taptazeydi.
“Yıllar Ne Çabuk Geçiyor…”
Buluşmanın en duygusal anlarından biri, bizim zamanımızın efsane müdürü Ahmet Akıncı’nın okul kapısında durup kurduğu o cümleydi:
“Tam 54 sene önce ben bu lisede müdürlüğe başlamıştım, yıllar ne çabuk geçiyor.”
Gerçekten de öyle… Yıllar çok çabuk geçiyor. Tıpkı Ahmet Müdürümüz gibi, ben ve birçok arkadaşım da bu çatının altında meslek hayatımızın en güzel yıllarını bıraktık. O gün lise sıralarında oturan çocukların birçoğu bugün karşımıza koca koca insanlar olarak çıktı. Bizimle olan hatıralarını öyle taze, öyle canlı anlattılar ki, bir öğretmenin hayatta alabileceği en büyük ödülün bu “vefa” olduğunu bir kez daha anladım. Hatta aralarında öğretmen olup, bizim izimizden giderek İhsaniye Lisesi’nde görev yapanları görmek göğsümüzü kabarttı. Şimdilerde Anadolu Lisesi olan okulumuz, yetiştirdiği değerlerle büyümeye devam ediyor.
Tabii ki bu buluşma sadece neşeli anılardan ibaret değildi; hüznü de beraberinde taşıyordu. Aramızdan ayrılan, ebediyete uğurladığımız öğretmen arkadaşlarımızın ve okul personelimizin mezarlarını ziyaret ederek dualarımızı gönderdik. Gençlik yıllarımızda ders çıkışlarında soluğu aldığımız, çayını yudumlayıp memleket meselelerini konuştuğumuz o meşhur kahveye de uğradık. Kahveyi işleten eski dostumuz Rahim Dönmez abimizi ziyaret ederek eski günleri yâd ettik.
Bizleri İhsaniye’de ağırlayan, ilçesi için canla başla çalışan ve en önemlisi bizim lisemizin mezunu olan İhsaniye Belediye Başkanı Sayın Emine Gökçe Hanım’a da misafirperverliği ve bu güzel organizasyona olan katkıları için çok teşekkür ederim.
İhsaniye ziyareti bana bir kez daha gösterdi ki; mekânlar değişse de, yıllar geçse de, sevgiyle ve emekle kurulan bağlar asla kopmuyor. İhsaniye Lisesi, sadece bir okul değil; bizim ömrümüzün en güzel mevsimiymiş.
İyi ki yolumuz İhsaniye’den geçmiş, iyi ki “önce iyi insan yetiştirmeyi” kendimize şiar edinmişiz…




