1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. YEHOVA ŞAHİTLERİ

YEHOVA ŞAHİTLERİ

 

ÜSKÜP SOKAKLARINDA KARŞILAŞTIĞIM İNANÇ ELÇİLERİ: Yehova Şahitleri

Geçtiğimiz günlerde Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp’ü gezerken dikkatimi çeken ilginç bir manzarayla karşılaştım. Tarihi Taş Köprü’nün eski çarşı tarafında oldukça şık giyimli hanımlar ve beyler, yoldan geçen insanlarla sohbet ediyor, çeşitli kitapçıklar dağıtıyor ve inançlarını anlatan görsellerden oluşan küçük bir sergi açmışlardı.

Merak edip bir süre kendilerini izledim. Akıcı bir Türkçe konuşuyorlardı. Verdikleri yayınları inceleyince bunların Yehova Şahitleri olarak bilinen dini hareketin mensupları olduğunu anladım.

 

KİMDİ BUNLAR?

Yehova Şahitleri, 19. yüzyılın sonlarında ABD’de ortaya çıkmış bir dini harekettir. Kurucusu olarak kabul edilen Charles Taze Russell, Hristiyanlığın zamanla özünden uzaklaştığını savunmuş ve ilk dönem Hristiyanlığına dönüş çağrısı yapmıştır. Hareket daha sonra Watch Tower adı verilen teşkilat yapısı altında büyümüş ve bugün dünya çapında milyonlarca mensuba ulaşmıştır. Merkezleri bugün ABD’nin Warwick kentindedir.

Yehova Şahitleri, Hristiyanlık içinde yer almakla birlikte Teslis inancını kabul etmezler. İsa’yı Tanrı değil, Tanrı’nın yarattığı en büyük varlık olarak görürler. Yakında Armageddon adı verilen büyük bir ilahi müdahalenin gerçekleşeceğine ve dünyanın Tanrı’nın egemenliği altında yeniden şekilleneceğine inanırlar.

 

Benim Üsküp sokaklarında gördüğüm faaliyet neydi?

Bana göre bunun adı açıkça misyonerlik faaliyetidir. Çünkü amaç, insanlarla iletişim kurarak kendi dini anlayışlarını tanıtmak, yayın dağıtmak ve yeni insanlara ulaşmaktır. Zaten Yehova Şahitleri dünya genelinde kapı kapı dolaşmaları ve yayın faaliyetleriyle tanınan bir topluluktur.

Bir Müslüman açısından meseleye baktığımızda ise İslam’ın temel inanç esasları ile Yehova Şahitlerinin öğretileri arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. İslam’a göre son peygamber Muhammed’dir ve Kur’an son ilahi vahiydir. Müslümanlar, Allah’ın gönderdiği son dinin İslam olduğuna inanırlar. Bu nedenle İslam inancına göre kurtuluşun ölçüsü Kur’an ve sünnettir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur. Bir insanın nazik, eğitimli ve güler yüzlü olması, anlattığı inancın doğruluğunun tek ölçüsü değildir. Üsküp’te karşılaştığım Yehova Şahitleri son derece kibar insanlardı. Ancak bir Müslüman için asıl ölçü, anlatılanların Kur’an ve sahih İslam inancı ile ne kadar örtüştüğüdür.

Bir başka merak edilen konu da bu kadar büyük bir teşkilatın nasıl finanse edildiğidir. Yehova Şahitleri, faaliyetlerinin büyük ölçüde gönüllü bağışlarla yürütüldüğünü belirtmektedir. Teşkilatın dünya merkezi ve yayın faaliyetleri üyelerden gelen gönüllü katkılarla desteklenmektedir. Ayrıca çok sayıda gönüllü görev almaktadır.

Üsküp sokaklarında gördüğüm manzara bana şunu hatırlattı. Dünyada herkes kendi inancını anlatmaya çalışıyor. Kimi kapı kapı dolaşıyor, kimi yayın dağıtıyor, kimi sosyal medya kullanıyor. Müslümanların da kendi inançlarını sadece savunmakla yetinmeyip öğrenmeleri, yaşamaları ve doğru şekilde anlatmaları gerekiyor. Çünkü en etkili tebliğ yöntemi, güzel ahlak ve örnek bir hayat sürmektir.

İnançlar arasındaki rekabetin arttığı günümüzde, Müslümanların kendi dinlerini kulaktan dolma bilgilerle değil; Kur’an’ı okuyarak, anlayarak ve yaşayarak öğrenmeleri her zamankinden daha büyük önem taşıyor.

 

-*-*-*

 

BALIKESİR PAZAR PAZARI

PAZARDAKİ FİYATLAR NE DURUMDA?

Dün Balıkesir Pazar Pazarı’nı gezdim. Hava oldukça sıcaktı. Buna rağmen pazardaki kalabalık dikkat çekiciydi. Saat 13.00 de geldiğim pazardan 15.00’e kadar ayrılamadım. Özellikle ”bit pazarı” bölümünde adım atacak yer yoktu. Meyve ve sebze tezgâhlarının önünde de yoğunluk vardı.

Yıllardır alışveriş yaptığım pazarcı esnafının büyük bölümünü tanıyorum. Fırsat buldukça sohbet ettim, fiyatların neden bu kadar yükseldiğini sordum. Aldığım cevaplar birbirinden farklıydı ama ortada değişmeyen bir gerçek vardı: Vatandaş fiyatlardan,  esnaf da satışların düşmesinden şikayetçi idi.

Domates tezgâhlarına baktım. Kilosu 10 liradan başlayıp 150 liraya kadar çıkıyordu. Ancak 10 liralık domateslerin çoğu artık son günlerini yaşayan, neredeyse çöpe gidecek ürünlerdi. Yenebilecek durumdaki domateslerin kilosu genellikle 40 ile 50 lira arasındaydı. Bazı özel çeşitlerde ise fiyatlar 120-150 liraya kadar yükseliyordu.

Biber tezgâhlarında ise durum daha da ilginçti. Kırmızıya dönmeye başlamış biberler 30 lira civarında satılırken, alınabilecek kalitedeki biberler 70 liradan başlıyordu. Sonra karşıma şu manzara çıktı.

Halalca yerli biber 100 lira.

Ayşebacı yerli biber 110 lira.

Akçaköy yerli biber 120 lira.

Tam burada insanın aklına şu soru geliyor;

Bu biberler Balıkesir’in hemen yanı başındaki mahallelerin tarlalarında yetişiyorsa, üreticiden 3-5 kilometre uzaktaki pazarda kilosu 120 liraya nasıl çıkıyor?

Aynı durum patlıcan için de geçerli. Yerli patlıcanın kilosu 100 liraya satılıyordu. Karpuzun kilosu 25 lira iken, patlıcanın 100 lira, biberin 120 lira olması gerçekten düşündürücü.

Bir başka konu da şu “yerli” meselesi…

Yerli biber, yerli patlıcan deniliyor. Peki diğerleri yersiz mi?

Yeri yurdu olmayan biber mi olur?

Gelse gelse Antalya’dan, Mersin’den ya da seralardan geliyor. Moskova’dan geldiğini sanmıyorum. Sonuçta hepsi bu ülkenin toprağında yetişiyor. Ancak “yerli” etiketi bazen ürünün fiyatını yükselten sihirli bir sözcüğe dönüşmüş durumda.

Asıl sorulması gereken soru şu; bu fiyatları kim belirliyor?

Üretici mi?

Komisyoncu mu?

Nakliyeci mi?

Pazarcı mı?

Yoksa herkes biraz ekleyince ortaya bu rakamlar mı çıkıyor?

Türkiye genelindeki hal verilerine bakıldığında domates fiyatlarının son haftalarda kilogram başına yaklaşık 25 ile 100 lira arasında değiştiği, bazı özel çeşitlerde ise 120 liranın üzerine çıktığı görülüyor. Patlıcan ve biberde de bölgelere göre geniş fiyat farklılıkları bulunuyor.

Elbette mazotun, gübrenin, ilacın, işçiliğin maliyeti arttı. Kimse üreticinin zarar etmesini istemez. Ancak vatandaşın da aklına şu soru geliyor.

Tarladan çıkan ürün ile pazardaki fiyat arasında oluşan bu uçurumun makul bir açıklaması var mı?

Bugün pazarda dolaşan insanların büyük bölümü fiyat sormaktan alışveriş yapmaya fırsat bulamıyor. Bir kilo yerine yarım kilo alanların sayısı her geçen gün artıyor.

Acı olan sadece biber değil.

Vatandaşın mutfaktaki hesabı da giderek daha acı hale geliyor.

Belki de artık tartışmamız gereken konu, biberin kaç lira olduğu değil; bu fiyatların nasıl oluştuğudur.

Çünkü pazardaki etiketler sadece sebze fiyatlarını değil, toplumun alım gücünü de gösteriyor.

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.