1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. YAVAŞLAMAYI UNUTAN TOPLUM

YAVAŞLAMAYI UNUTAN TOPLUM

0
Paylaş

Eskiden hayat daha mı yavaştı, yoksa biz mi daha sakindik bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Şimdi herkes acele ediyor. Nereye yetiştiğimizi bilmeden, neyi kaçırdığımızı düşünmeden, sürekli bir telaş halindeyiz.

Sabah erken saatlerde başlayan koşuşturma gece geç saatlere kadar sürüyor. Trafikte acele, işte acele, alışverişte acele… Bir çay içmeye bile sabrımız yok. Telefon elimizde, aklımız başka yerde. Aynı anda üç işi yapmaya çalışıyoruz ama hiçbirini hakkıyla yapamıyoruz. Eskiden hayat daha mı yavaştı, yoksa biz mi daha sakindik bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Şimdi herkes acele ediyor. Nereye yetiştiğimizi bilmeden, neyi kaçırdığımızı düşünmeden, sürekli bir telaş halindeyiz.

Yavaşlamak sanki geride kalmak gibi algılanıyor. Oysa hız her zaman verim de-mek değildir. Hız çoğu zaman dikkatsizlik-tir. Hız çoğu zaman yüzeysellik demektir. Hızlandıkça ayrıntıları kaçırıyoruz. Ayrın-tılar kayboldukça hayatın tadı azalıyor.

Eskiden akşam yürüyüşleri vardı. Mahalle aralarında sohbetler uzardı. Bir selam, bir hal hatır sormak zaman kaybı sayılmazdı. Şimdi selam vermeye bile vakit yok. Herkes bir yere yetişiyor ama kimse gerçekten bir yere varamıyor.

Yavaşlamak tembellik değildir. Yavaşlamak fark etmektir. Çocuğun cümlesini bölmeden , yaşlı bir komşunun hikâyesini sabırla dinlemek, bir ağacın gölgesinde durup düşünmek… Bunlar kayıp zaman değil, kazanılmış hayat parçalarıdır. Toplum olarak hızın büyüsüne kapıldık. Daha hızlı internet, daha hızlı ulaşım, daha hızlı tüketim… Ama daha huzurlu muyuz? Daha mutlu muyuz? Bu soruya net bir “evet” diyemiyorsak, bir yerde yanlış yapıyoruz demektir.

Yavaşlamayı unutmuş bir toplum, düşünmeyi de unutur. Düşünmeyen toplum ise kolay yönlendirilir. O yüzden mesele sadece tempo meselesi değil; bilinç meselesidir.

Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey basit: Durmak. Nefes almak. Dinlemek. Anlamak. Hayat bir yarış değil. Bitiş çizgisine ilk varanın kazandığı bir oyun hiç değil.

Hız çağında yaşıyoruz ama insan kalabilmek için bazen bilinçli şekilde yavaşlamak gerekir. Çünkü hayat, fark edildiği kadar vardır.

 

-*-*-*

 

Çılgın Gibi Yaşıyor, Geleceği Tüketiyoruz

Günlük telaşın içinde hızla koşuyoruz. Daha çok üretmek, daha çok tüketmek, daha çok kazanmak için adeta yarış halindeyiz. Fakat kimse durup şu soruyu sormuyor: Bu hızın sonu nereye varacak?

Çılgınlık yalnızca bireysel tercihlerimizde değil, toplumsal alışkanlıklarımızda da kendini gösteriyor. İhtiyacımız olmayanı alıyor, kullan-at kültürünü normalleştiriyor, doğayı sınırsız bir kaynak gibi görüyoruz. Oysa yaşadığımız dünya, borç alınmış bir miras değil; çocuklarımızdan emanet aldığımız bir sorumluluk.

Bugün kesilen her ağaç, kirletilen her su kaynağı, hoyratça tüketilen her enerji damlası aslında geleceğin imkanlarından eksiltiyor. Çocuklarımıza daha temiz bir hava, daha güvenli bir şehir, daha yaşanabilir bir çevre bırakmak yerine; betonlaşmış alanlar, tükenmiş topraklar ve kirlenmiş bir atmosfer mi bırakacağız?

Sorun sadece çevre meselesi değil. Aynı zamanda bir vicdan meselesi. Kendi konforumuz uğruna yarının yaşam kalitesini düşürmek hangi akla, hangi ahlaka sığar? Kısa vadeli çıkarlar uğruna uzun vadeli kayıpları görmezden gelmek, akılcı bir tercih değildir.

Toplum olarak hızla tüketmeyi başarı sayıyoruz. Oysa gerçek başarı, sürdürülebilir olanı inşa etmektir. Daha azla yetinebilmeyi öğrenmek, kaynakları bilinçli kullanmak, yerel değerleri korumak, çevreye duyarlı politikaları desteklemek zorundayız.

Bugün atacağımız küçük adımlar yarın büyük farklar yaratabilir. Evde, işte, sokakta; bireysel sorumluluğumuzu hatırlamak zorundayız. Çünkü mesele yalnızca bugünü yaşamak değil, yarını mümkün kılmaktır.

Eğer çocuklarımızın yüzüne rahatça bakmak istiyorsak, çılgınlığı değil aklı; tüketimi değil dengeyi; günü kurtarmayı değil geleceği düşünmek zorundayız. Aksi halde tarih bizi, kendinden sonrasını düşünmeyen bir kuşak olarak yazacaktır.

 

-*-*-*

 

2 kere 2 kaç eder? (Günün Fıkrası)

Trabzon’un en zengininin oğlu olan Temel matematik dersinden sürekli çakıyormuş. Hocası son sınavı tezahüratla ona moral verilsin diye Avni Aker stadında yapmaya karar vermiş. Stad, tıklım tıklım dolmuş. İzleyenler Temel’e müthiş tezahürat yapıyorlarmış. Hocası kolay bir soruyla başlayayım demiş ve

– 2 kere 2 kaç eder? diye sormuş. Temel düşünmüş düşünmüş ve

– 4 eder demiş. Statta derin bir sessizlik olmuş. Ardından bütün stad hep bir ağızdan, -Hocam, bi şans daha!

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!