1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. UNUTMAK MI ZOR, HATIRLAMAK MI?

UNUTMAK MI ZOR, HATIRLAMAK MI?

 

İnsan hafızası, belki de dünyadaki en gizemli yapılardan biridir. Kimi insanlar sabah kahvaltıda ne yediğini öğleden sonra unuturken, kimileri 25 yıl önce duyduğu bir sözü, yaşadığı bir olayı ya da kendisine yapılan bir haksızlığı dün olmuş gibi hatırlayabilir. Neden bazı insanlar unutamaz? Kadınlar mı daha çok hatırlar, erkekler mi? ve en önemlisi, insan neden bazen unutmak zorundadır?

Hemen herkesin çevresinde vardır; aradan çeyrek asır geçmiş olmasına rağmen hâlâ eski bir tartışmayı, eski bir kırgınlığı ya da yıllar önce yaşanmış bir olayı büyük bir öfkeyle anlatan insanlar. Onlar için zaman geçmiş olsa da olay sanki hiç bitmemiştir. O anın duygusu, kırgınlığı ve öfkesi hafızalarında canlı kalmıştır.

Bilim insanları uzun yıllardır hafızanın sırlarını çözmeye çalışıyor. Araştırmalar, kadınların özellikle duygusal olayları ve sosyal ilişkilerle ilgili ayrıntıları hatırlamada erkeklere göre biraz daha başarılı olabildiğini gösteriyor. Erkeklerin ise mekânsal ve bazı olay örgülerini farklı şekillerde hatırlayabildiği belirtiliyor. Ancak unutulmaması gereken bir gerçek var. Hafıza, kadın ya da erkek olmaktan çok, kişinin yaşadığı olaylara yüklediği anlamla ilgilidir.

İnsan beyni, aslında bir kayıt cihazı değildir. Her şeyi olduğu gibi depolamaz. Bazı anıları siler, bazılarını zayıflatır, bazılarını ise yıllarca canlı tutar. Çünkü hafızamız, yaşadığımız olayların değil, o olaylar karşısında hissettiklerimizin arşividir.

Bir düşünelim; çocuklukta yaşadığımız bir bayram sabahını, ilk mesleğe başlayışımızı, büyük bir başarımızı ya da yaşadığımız derin bir acıyı neden yıllarca unutmayız? Çünkü duygular, hafızanın mürekkebidir. Ne kadar güçlü bir duygu yaşarsak, anılarımız da o kadar kalıcı olur.

Ancak insanın her şeyi hatırlaması bir üstünlük müdür? Belki de değildir. Çünkü unutmak, aslında insan zihninin kendisini koruma yöntemlerinden biridir. Eğer yaşadığımız tüm acıları, tüm kayıpları, tüm kırgınlıkları ilk günkü yoğunluğuyla hatırlasaydık, hayatı sürdürmek çok daha zor olurdu.

Ünlü düşünür Friedrich Nietzsche’nin söylediği gibi; “Unutmak, yalnızca bir zayıflık değil, aynı zamanda yaşamı sürdürebilmenin şartıdır.” Gerçekten de insan bazen devam edebilmek için unutmak zorundadır.

Fransız düşünür Voltaire ise hafıza konusunda şu dikkat çekici sözü söylemiştir: “Bellek, insanı insan yapan şeylerden biridir; ama bazen onun en büyük yükü de olabilir.”

Belki de bu nedenle bazı insanlar, yıllar önce yaşadıkları bir haksızlığı bugün bile aynı öfkeyle anlatırlar. O olay artık geçmişte kalmamış, onların zihninde yaşamaya devam etmiştir. Oysa zamanın görevi sadece yaşlandırmak değil, aynı zamanda bazı acıları hafifletmektir.

Psikologlar, insanın özellikle aşağılanma, ihanet, kayıp ve büyük haksızlıkları unutmakta zorlandığını ifade ediyor. Çünkü bu olaylar, kişinin kimlik algısına ve duygusal dünyasına derin izler bırakıyor. Bazen bir söz, bazen bir bakış, bazen de küçük görünen bir davranış bile onlarca yıl hafızada yer edebiliyor.

Hiç unutmayan insanlar mutlu mudur? Bu sorunun cevabı çoğu zaman hayırdır. Çünkü sürekli geçmişte yaşamak, bugünü yaşamayı zorlaştırır. İnsan, geçmişin hesabını yaparken geleceğin güzelliklerini kaçırabilir.

Ünlü yazar Jorge Luis Borges, “Unutmak da hatırlamak kadar önemlidir” derken belki de insan hayatının en büyük gerçeğini anlatıyordu. Çünkü hayat, sadece hatırladıklarımızdan değil, unutabildiklerimizden de oluşur.

Belki de asıl bilgelik, neyi hatırlayacağımızı değil, neyi unutacağımızı öğrenebilmektir. Çünkü bazı anılar bizi büyütürken, bazıları yıllarca içimizde taşımak zorunda kaldığımız görünmez yükler hâline gelir ve belki de insanın en büyük özgürlüğü, geçmişi inkâr etmek değil; geçmişin artık bugünü yönetmesine izin vermemeyi öğrenmektir.

 

-*-*-*

 

BANDIRMA VE

EDREMİT İL

OLURSA NE OLUR?

Bazen bir şehir hakkında en önemli sorular, hiç gerçekleşmemiş ihtimaller üzerinden sorulur.

Son yıllarda Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde bazı büyük ilçelerin il olması gerektiği yönündeki tartışmalar yeniden gündeme geliyor. Bu tartışmaların Balıkesir’deki iki başrol oyuncusu ise hiç kuşkusuz Bandırma ve Edremit.

Bir sabah uyandığımızda Bandırma ve Edremit’in il olduğunu öğrensek ne olurdu? Daha da önemlisi, geriye kalan Balıkesir nasıl bir şehir olurdu?

Öncelikle kabul etmek gerekiyor ki Bandırma, uzun yıllardır klasik bir ilçe kimliğinin çok ötesine geçmiş durumda. Limanı, sanayisi, ticaret hacmi, üniversitesi ve ulaşım ağlarıyla Marmara Bölgesi’nin önemli merkezlerinden biri haline geldi. Bandırma’nın ekonomik ilişkileri çoğu zaman Balıkesir merkezden çok Bursa, İstanbul ve Tekirdağ ekseninde şekilleniyor.

Edremit ise bambaşka bir dünyanın merkezi. Körfez bölgesi; turizmi, zeytinciliği, termal kaynakları, havaalanı ve her geçen yıl artan nüfusuyla fiilen bölgesel bir çekim merkezi oluşturuyor. Yaz aylarında nüfusunun birçok Anadolu ilini geçtiği düşünüldüğünde, Edremit’in il olma tartışmalarının neden yıllardır gündemde olduğu daha iyi anlaşılıyor.

Eğer Bandırma il olsaydı, büyük ihtimalle Erdek, Gönen ve Manyas yeni ilin doğal ilçeleri haline gelirdi. Çünkü ekonomik, sosyal ve ulaşım bağları zaten uzun yıllardır bu eksende şekillenmiş durumda. Marmara’nın kuzeyinde yeni bir ekonomik merkez ortaya çıkardı.

Edremit’in il olması durumunda ise tablo daha farklı olurdu. Burhaniye, Gömeç, Havran ve Ayvalık’ın bu yeni yapılanmanın içinde yer alması güçlü bir ihtimal olarak görülürdü. Böylece Kuzey Ege’de turizm, tarım ve hizmet sektörünün merkezinde yeni bir il ortaya çıkardı.

Peki ya Balıkesir?

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Çünkü Balıkesir sadece bir şehir değil, aslında üç farklı coğrafyanın ortak adı gibi duruyor. Bir tarafta sanayi ve liman kenti Bandırma, diğer tarafta turizm ve zeytin diyarı Körfez bölgesi, ortada ise tarım, sanayi ve kamu yatırımlarıyla büyüyen merkez Balıkesir.

Bandırma ve Edremit’in ayrılması durumunda Balıkesir, nüfus açısından küçülür, ekonomik çeşitliliğinin önemli bir kısmını kaybeder ve turizm gelirlerinde ciddi bir azalma yaşar. Körfez turizmi, termal kaynaklar ve zeytinciliğin önemli bölümü yeni Edremit ilinin sınırları içinde kalır. Marmara’ya açılan en güçlü ekonomik kapılardan biri olan Bandırma da yeni bir il merkezi olarak kendi yolunu çizer.

Ancak olayın sadece ekonomik tarafına bakmak eksik olur.

Belki de Balıkesir, tarihinde ilk kez kendi kimliğini daha net tanımlama fırsatı bulur.

Çünkü yıllardır Balıkesir’de yaşayan herkes aslında bunun farkında. Bandırmalı’nın gündemi başka, Edremitli’nin beklentileri başka, merkezde yaşayanların öncelikleri ise bambaşka. Aynı ilin sınırları içinde yaşamalarına rağmen, çoğu zaman farklı coğrafyaların insanları gibi hareket ediyorlar.

Bu nedenle soru sadece “Bandırma ve Edremit il olur mu?” sorusu değildir.

Balıkesir gerçekten tek bir şehir mi? Yoksa tarih, coğrafya ve ekonomi tarafından bir araya getirilmiş, ancak kendi içinde üç farklı dünya barındıran büyük bir bölgenin adı mı?

Belki de yıllardır konuşulan bu tartışmanın özü tam da burada yatıyor.

Çünkü bazen şehirler bölünmez.

Sadece zaten birbirinden farklı yönlere yürüyen yolların adı resmen konmuş olur.

 

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.