İ
Manifatura kelimesi İtalyanca kökenlidir ve Türkçeye bu dilden geçmiştir. Türk Dil Kurumu’na göre manifatura, fabrika yapımı her türlü kumaş, bez, iplik ve benzeri dokuma ürünlerini ifade eder. Bu ürünleri satan esnafa ise manifaturacı ya da eski adıyla bezzaz denir. Manifaturacı kelimesi hem bu ürünlerin satıldığı dükkânı hem de bez, kumaş ve dokuma konusunda bilgi ve beceri sahibi olan esnafı tanımlar.Benim için manifatura sadece bir kelime değil, aynı zamanda bir hatıradır. Babam uzun yıllar manifaturacılık yaptı; o zamanlar daha çok “basmacı” denirdi. Kumaş balyalarının arasında geçen bir çocukluk, desenlerin, dokuların, renklerin hafızada yer ettiği yıllar…
Geçtiğimiz günlerde evde pazardan satın aldığımız sütü süzmek için tülbente ihtiyaç duyduk. Ben de doğru adresin hâlâ eski çarşı olduğunu düşünerek yola çıktım. Çarşıda, sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen son basmacılardan birine girdim. Tülbent istediğimde, artık ellerinde kalmadığını, sadece bir yerde satıldığını söyledi ve beni oraya yönlendirdi.
Söylediği dükkâna gittiğimde manzara daha da çarpıcıydı. Ellerinde kala kala bir topun yarısı kadar tülbent kalmıştı. Satıcı, artık kimsenin tülbent almadığını; sadece çok yaşlı hanımların ve nadiren de bazı lokantacıların kullandığını anlattı. Lokantacılar da bardak, çatal, kaşık gibi eşyaları tülbentle kurulayan eski usulcülerdenmiş ama onların sayısı da her geçen gün azalıyormuş.
Asıl ilginç olanı ise ilk girdiğim dükkânda yaşadım. Dükkân sahibi, eskisi kadar basma satılmadığını, buna karşılık şalvarlık kumaşlara ciddi bir talep olduğunu söyleyince merakla tezgâhlara baktım. Gerçekten de çok güzel şalvarlık kumaşlar vardı. Renkleri canlı, desenleri iddialıydı. İşin en dikkat çekici yanı ise bazı şalvarlık kumaşların özel isimlere sahip olmasıydı.
Şalvarın üzerine asılı isimleri okumaya başladım. Konulan isimler bir kumaşçıdan çok bir senaristin hayal dünyasını andırıyordu: Analı Kızlı, Uçak Düşüren, Kara Sevda, Kara Şimşek, Aşkım Aşkım, Uzak Şehir, Yaprak Dökümü, Yalı Çapkını, Alya’nın Kalp Atışı… Bu isimler Balıkesir’e özgü müdür bilemem ama manifaturacı arkadaşın şalvarlara isim bulma konusunda hayli yetenekli olduğu kesin. Bu da başlı başına bir satış ve pazarlama yöntemi. Kumaşa bir hikâye, bir duygu yükleyince alıcının ilgisi de artıyor.
Eskiden köylerde giyilen kıyafetler şehirdekilerden çok daha farklıydı. Köy ile şehir arasında kıyafet üzerinden belirgin bir ayrım vardı. Günümüzde bu fark neredeyse tamamen ortadan kalktı. Yine de şalvar hâlâ hayatımızda. Özellikle düğünlerde, gelinin arkadaşları tek tip şalvarlar giyip geline oynarken eşlik ediyor. Belki de değişen zamana rağmen bazı alışkanlıklar, bazı kumaşlar ve bazı kelimeler direnmeye devam ediyor.
Manifatura dükkânlarının azalması sadece bir esnafın kayboluşu değil; aynı zamanda bir kültürün, bir dilin ve bir yaşam biçiminin de yavaş yavaş sahneden çekilişi gibi geliyor bana.





