Uluslararası Hukuk Endeksi’nde her yıl basamak basamak geriye gidiyoruz.
N’olacak halimiz?
Kim kime dum duma hukukumuzun hali.
Basın özgürlüğünde de aynı hukuk endeksleri gibi her yıl gerilemede ülkemiz.
N’olacak halimiz?..
Kendimize öylesine zarar veriyoruz ki, kamunun geneli olarak söyleyelim, idare mekanizması her gün bir başka bile bile lades yapıyor.
O zaman ülkenin artı değerleri de heba oluyor farkında mısınız?
Aselsan, Havelsan, Roketsan misal…
Dört yanımız ateş çemberi iken aslında dünyaya parmak ısırtan kuruluşlarımız..
Ama başımızı çevirip hukuka bakıyorsunuz, basının haline bakıyorsunuz, yasalara bakıyorsunuz, uygulamalara bakıyorsunuz…
Bu kadar mı körlük olur, bu kadar mı bir devletin devlet aklı durur anlamak ne mümkün.
Misal; kadınlar gününde şiddet ve terör dışı sadece gösteri ve protesto amaçlı toplanan kadınların üzerine niye polis sürülür?..
Niye üniversite öğrencilerinin haklı demokratik eylemlerinde gençler yerlerde süründürülür?..
Niye emekliler “açız” derken emeklilere polis gücü gönderilir?
Dikkat edelim, terör ve şiddet harici diyoruz. Taşkınlık varsa, kolluk gücü o taşkınlık yapanı veya yapanları cımbızla ayıklar gibi almasını bilir.
Ama demokratik hak olan protesto veya ifade açıklamalarında sağduyu ile o eylemin bitirilmesi sakince izlense ve takip edilse olmaz mı?..
Öylesine gerilim biriktiriliyor ki, diyeceğini söyleyip sonra sakin ve sessizce dağılacak olan kitlelere gereksiz müdahalelerle toplumun ateşi yükseliyor.
Böyle olunca hak, hukuk, adalet çağrısının sonu gelir mi?..
Yargı bağımsız ve tarafsız olsun derken vatandaş gözünde yargı, öylesine siyasal bir hale büründü ve öylesine tehlikeli, muğlak, keyfi ve takdire bağlı maddeler moda oldu ki:
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik, yargı organlarına hakaret, gerçek olmayan bilgiyi alenen yaymak…
Ama kime göre, neye göre şüpheli. Örneğin “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla tutuklananlara bir bakın, sonra vatandaşa bir sorun bakalım, kim nasıl tahrik olmuş kinlenmiş?..
Bununla beraber bir de yine gündemde olan Kavala davasına bakın AİHM’de.
İki kez ihlal kararı verildi, Türkiye AİHM kararlarını uygulamadı, 3.kez başvuru oldu, yine kuvvetle muhtemel ihlal kararı verilecek Türkiye aleyhine… Daha ağır müeyyide, daha ağır bir çizgi ülkemizin hukukuna…
Türkiye adına düşündüğünüzde “neden AİHM kararları uygulanmıyor” sorusuna ne yanıt verilebilir?..
Uzatabilirsiniz, neden “Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmıyor” sorusuna ne denir…
Bir de AYM kararlarını takmayıp AYM’ye seçilme hevesinde olan yargı mensuplarımız oluyor, takip ediyorsanız farkındasınızdır muhakkak, ne ironi ama!
Bu arada basın açısından da halimiz hiç parlak değil. Gazetecilik görevlerinden dolayı peşin ceza ile tutuklananların durumu her gün manşetleri süslerken yandaş basının KVKK başta olmak üzere pek çok ihlalin faili olmalarına rağmen hiç soruşturulmamaları nasıl bir boyut?..
Keza son bir örnek daha vererek bitirelim…
Sözcü 3 ay önce teröristbaşı için İmralı’da konut yapıldığını yazdı…
Şak soruşturma, tak yalanlama, şak yanıltıcı haberi alenen yayma, tak hedef gösterme…
Eeee, geçenlerde bizzat DEM’liler açıklamadı mı yeni konut yapıldığını!
N’oldu şimdi?..
Gazetecilik “haber vermektir”, “atlatmaktır”.
Sözcü yazarken açılan soruşturmalar ve yalanlamalar karşısında daha o haberin mürekkebi kurumadan yalanlanan haberin gerçek olduğu ortaya çıktığına göre devlet kurumlarının saygınlığı ve güvenilirliği zarar görmüyor mu aslında?
Ve gazetecilik başarısı varken soruşturma açılıyorsa, soruşturma haksız olduğunda da gazeteciden özür dilendiği günler görülebilecek mi ülkede?
CHP lideri Özel, milyonlar karşısında soruşturma kapsamında olmasa da etik dışı Uşak rezaleti için Türk siyasi tarihinde olmadığı şekilde özür diledi.
Devlet, yine devlet demeyelim, devlete güvenimiz her daim sonsuz şüphesiz.
Ama devleti idare eden hükümet; aynaya bakıp bile bile ladesleri kaldırsa asıl o zaman şaha kalkacağız da bu tablonun ne kadar farkında idare edenler; işte orası tam muamma!




