1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. KAYIKÇI KAVGASI MI? DEMOKRATİK TARTIŞMA MI?

KAYIKÇI KAVGASI MI? DEMOKRATİK TARTIŞMA MI?

 

 

Belediye meclisleri, şehirlerin ortak aklının konuştuğu yerlerdir. Hizmetlerin, projelerin, yatırımların ve halkın beklentilerinin tartışıldığı bu ortamların temel amacı çözüm üretmektir. Ancak zaman zaman tansiyon yükseliyor, sözler sertleşiyor ve tartışmalar gündemin önüne geçebiliyor.

Son belediye toplantısında yaşanan karşılıklı sert ifadeler de kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Belediye başkanı ile bir partinin başkan vekili arasında geçen tartışma, halk arasında sık kullanılan bir deyimi yeniden gündeme taşıdı: “Kayıkçı kavgası.”

Peki, nedir bu kayıkçı kavgası?

Bu deyim, aslında eski dönemlerde aynı iskelede çalışan kayıkçıların müşteri kapmak için birbirleriyle sürekli tartışmalarından doğmuş bir ifade olarak anlatılır. Gürültü büyür, sesler yükselir ama çoğu zaman ortada gerçek bir sonuç olmaz. Yani çok tartışma vardır fakat somut kazanç azdır. Günümüzde ise sürekli tekrarlanan, sert ama çoğu zaman çözüm üretmeyen çekişmeler için kullanılıyor.

Elbette demokrasilerde farklı görüşlerin olması doğaldır. Hatta gereklidir. Çünkü aynı düşüncenin olduğu yerde denetim de zayıflar. Muhalefet sorar, iktidar cevap verir; eleştiri olur, savunma yapılır. Bu demokratik kültürün bir parçasıdır. Ancak tartışmanın dozu kaçtığında, mesele hizmetten çok kişisel gerilime dönüşebiliyor.

Toplumun beklentisi aslında oldukça net. Kavga değil çözüm görmek.

Vatandaş günlük hayatında ekonomik sıkıntılarla, trafikle, altyapı sorunlarıyla, geçim derdiyle uğraşırken; ekranlarda ya da meclis salonlarında yükselen sesler bazen insanlarda yorgunluk hissi oluşturuyor. Çünkü insanlar polemik değil, sonuç duymak istiyor.

Öte yandan tamamen sessiz ve tartışmasız bir ortam da gerçekçi değildir. Önemli olan fikir ayrılıklarının saygı çerçevesinde yürütülmesidir. Sert eleştiri yapılabilir ama kullanılan dil toplumun genel havasını da etkiler. Siyasette kullanılan üslup zamanla sokağa da yansır.

Bugün sosyal medyada, trafikte, günlük yaşamda insanların birbirine karşı daha gergin olmasının altında biraz da bu sert dil kültürü yatıyor olabilir. Çünkü toplumlar, yöneticilerinin konuşma biçiminden etkilenir.

Kayıkçı kavgası kısa süreli gündem oluşturabilir ama uzun vadede topluma büyük bir fayda sağlamaz. Kazananı olmayan tartışmalar yerine, farklı görüşlerin ortak noktada buluşabildiği bir siyaset dili herkes için daha değerlidir.

Çünkü belediye meclisleri alkış toplama yeri değil, şehre hizmet üretme makamıdır.

 

-*-*-*

 

Nezaketi Kim Çaldı?

Bir zamanlar insanlar birbirine “günaydın” demeden güne başlamazdı. Otobüste yaşlı birini görünce yer verilirdi. Bir dükkâna girildiğinde selam vermek, birinden bir şey isterken “lütfen” demek sıradan bir insanlık görevi sayılırdı. Şimdi ise sokakta yürürken insanların yüzüne bakmaya bile çekinir olduk. Sanki nezaket, çağın gerisinde kalmış eski bir alışkanlık gibi görülüyor.

Bugün dikkat edin; trafikte en küçük bir tartışma kavgaya dönüşüyor. Sosyal medyada insanlar birbirine hakaret etmeyi özgürlük sanıyor. Market kasasında, resmi dairede, hatta aile içinde bile tahammül seviyesi giderek azalıyor. İnsanlar konuşmuyor, adeta birbirine emir veriyor.

Oysa toplumların karakterini biraz da kullandıkları dil belirler. Örneğin Hollandalılar günlük konuşmalarında bile karşısındakine doğrudan emir vermemeye dikkat eder. Bir şey isterken “Bunu yapar mısın?” ya da “Mümkünse yardımcı olabilir misin?” gibi yumuşak ifadeler kullanırlar. Çünkü karşısındaki insanın birey olduğunu ve saygıyı hak ettiğini düşünürler. Bazı toplumlarda ise en sıradan cümleler bile emir kipleriyle kurulur: “Getir”, “Yap”, “Git”, “Bekle”… Zamanla bu dil biçimi insanların ruhuna da yansır. Emir veren toplumlarda öfke büyür, anlayış küçülür.

Nezaket aslında pahalı bir şey değildir. Bir tebessümün maliyeti yoktur. Bir teşekkür cümlesi insanı küçültmez. Tam tersine, insanın kalitesini ortaya koyar. Çünkü kaba olmak güç göstergesi değil, çoğu zaman karakter eksikliğidir.

Teknoloji ilerledi, şehirler büyüdü, hayat hızlandı ama insan ilişkileri aynı ölçüde küçüldü. Çocuklar artık büyüklerinden nezaket görmeden büyüyor. Sürekli bağıran, acele eden, öfkeli yetişkinleri örnek alıyorlar. Sonra da neden toplumda saygı kalmadığını konuşuyoruz.

 

Belki de asıl soru şudur: Nezaketi kim çaldı?

Aslında onu kimse çalmadı. Biz yavaş yavaş terk ettik. Küçük gördük. Gereksiz saydık. Oysa medeniyet dediğimiz şey gökdelenlerden, lüks arabalardan ya da Teknoloji harikası cihazlardan önce insanın birbirine nasıl davrandığında gizlidir.

Bir toplumun gerçek aynası, en güçsüz insanına nasıl davrandığıdır. Eğer bir ülkede insanlar birbirine sürekli bağırıyor, küçümsüyor ve emir veriyorsa orada sadece nezaket değil, ortak yaşam kültürü de kaybolmaya başlamış demektir.

Belki yeniden başlamanın yolu çok basittir: Bir teşekkür, bir özür, bir “lütfen”… Çünkü bazen bir toplumun kaderini büyük nutuklar değil, küçük incelikler değiştirir.

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.