Bugün bayram ertesinin ilk günü ama bayram tatilinin dokuz güne çıkarılması nedeniyle bugün de bayram haftası kabul edilebilir aslında…

O nedenle gündeme ve güncele ilişkin yazmak yerine yaşamın diyalektiğine ilişkin bir şeyler yazmanın daha doğru olacağını düşündüm. Ve buna dair yazmaya karar verdim, bir kez daha…

Daha önce bazı yazılarımda kaydettiğim üzere atalarımız; “Bin bilsen de sen yine de bir bilene danış” demişler.

Çünkü gerçeğe ulaşmak, doğru kararlar almak için güvendiğimiz, insanlara, onların fikirlerine, deneyimlerine ve birikimlerine, değer verdiğimiz büyüklerimize danışmamız ve onlarında fikirlerini almamız, düşüncelerini başvurmamız her zaman için yararımıza olmuştur, daima olacaktır, düşüncesini halen muhafaza etmekteyim. Buna her zaman ve her ne koşul altında olursam olayım yürekten inanmışımdır!

Çünkü her insanın aklı, bilgisi, birikim ve deneyimi, en önemlisi bakış açısı farklıdır ve en önemlisi düşünsel zenginliktir!

‘İnsanlar renkler gibidir ve her insan farklı bir renktir.’ Bu nedenle bir kişinin göremediği, akıl edemediği bir şeyi, başka biri rahatlıkla görebilir…

Zaten yaşam diyalektiğinin felsefesinden bakıldığında ‘herkes her konuda bilgi sahibi olacaktır, bilgi sahibi olmaya zorunludur.’ diye bir kesin kural da yoktur. Örneğin; Cumhurbaşkanı’nın, bakanların, siyasi parti liderlerinin, genel başkanlarının neden onlarca, yüzlerce, binlerce danışmanları var sanıyorsunuz. Çünkü ‘bilmemek değil öğrenmemek ayıptır!’ şeklinde herkesin düstur kabul etmesi gereken bir atasözü vardır, yüzyıllardır söylenen….

Başkalarının fikirlerine değer vermemek, her şeyi ‘ben bilirim!’ ya da ‘sen kim oluyorsun!’ düşüncesinde olmak bence ayıpların en büyüğüdür ve öyle düşünen insanlar için de bence ciddi anlamda önemli bir kayıptır.

İnsanlığın başlangıcından beri her zaman için fikirlerini başkalarına danışarak alanlar en doğru kararları almış olan insanlardır. Bu nedenle kimseyi küçük görmemeli ve her konuda çevremizdekilerin fikrini almaya özen göstermeliyiz. Daha önceleri de çeşitli vesilelerle bu sütunlarda defalarca yazdım; “amacına ulaşmak için şeytan ile dahi iş birliği yapanlar, yapabilenler, dinsel terminolojilerin hepsinde iblis olarak nitelendirilmekten daha doğrusu öyle etiketlenmekten asla kurtulamazlar. Allah katında, günahkar kullarının en lanetli olanları onlardır!..”

Sözün özü şudur aslında; kimileri, kimi zamanlarda bu memleketi, halen ‘köpeksiz köyde değneksiz gezilen bir yer’ olarak görmeye devam etmektedir! Kimileri ise, belki de ironi yaparak bu memleketi, ‘taşların bağlandığı, köpeklerin salındığı’ bir yer olarak görme alışkanlığı içine girmişler ve o nedenle adeta yaşanan her şeyi kanıksamışlardır. Genel bakış açısıyla değerlendirildiğinde, her iki benzetmeyi de ‘doğru kabul edenler’ olabilir. O nedenle tüm bu satırları ‘sonuçta yine kaybedenler bu memlekette yaşayanlar yani bizler olmayalım’ diye yazdığımı, özelikle bilmenizi istiyorum. Çünkü ‘ihtirasa dönüşen hırsların, kişisel menfaatlere dayalı hesaplarla, sonuca giden her yol mubahtır, anlayışıyla her türlü emellerine ulaşmayı amaçlayanların sonu, kargaların kılavuz kabul edildiği bir ortamda, elbette hüsranla bitecektir, öyle bitmeye mahkumdur!..’

Yazılarımda çoğu kez öne sürdüğüm, iddia ettiğim, gerçekleşebileceğini ifade ettiğim, ‘tüm öngörülerimin’ benim emin olduğum doğrultuda ve doğrulukta, ortaya çıkması, gerçeğe dönüşmesi için, tek gerekli unsur, zaman ve o zamanın geçmesi bekleyecek ölçüde gösterilmesi gereken sadece sabırdır. ‘O sabrı, sonunda haklı çıkacağımı bildiğim için, azami ölçülerde gösteriyorum, göstermeye gayret ediyorum.’

O yüzden bazen yazdıklarımla, anımsatmalarda, hatta uyarılarda bulunuyor, bazen de inceden dokundurarak, ‘kaybedenin memleketim dolayısıyla bizler olmaması için’ azami çaba gösteriyorum. Umarım, bugün yazdıklarım da halen horlayarak gaflet uykusunda uyuyan birilerinin kulağına küpe olur, gaflet uykusundan uyanmasını sağlar ve doğruyu bulmalarına dolayısıyla bu memlekette yaşayanların yani bizlerin menfaatlerine uygun davranması yönünde yardımcı olur. İşte o zaman ‘belki ben de daha iyi anlaşılır ve kıymet görürüm!’ Bir halk özdeyişinde ne güzel demişler; “Keser döner, sap döner, gün gelir yanlış hesap Bağdat yolundan döner!..”