1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. KÂBE’DE KAYBOLMAK

KÂBE’DE KAYBOLMAK

0
Paylaş

 

İlk defa ziyaret ettiğimiz şehirlerde kaybolmak korkusu hep sarar içimizi. Gezdiğimiz yerlerde gördüklerimize hayran hayran bakarken içimizde bizi bırakmayan korku kaybolmaktır. Hele yurt dışında dilini bilmediğiniz bir ülkede iseniz bu korkuyla adımlarınızı hep ürkek atarsınız. Yürüdüğünüz yerleri hafızanızda işaretlemeye çalışırsınız. “Şu caddeden geçtiydik… Şu binanın yanından döndüydük…”

Yakınlarda Umre ziyareti yapan kardeşlerime sordum. “Nasıl geçti yolculuğunuz?” Kutsal toprakları ziyaret etmenin heyecanını, manevî hazzını henüz üzerinde taşıyan kardeşlerimiz yaşadıklarını, gördüklerini anlatmaya başladılar. Anlatmıyor, sanki yeniden yaşıyorlardı. Kâbe’yi nasıl tavaf ettiklerini, Kâbe’ye dokunmanın, dünyanın dört bir tarafından buraya gelen insanlarla birlikte aynı duygular içinde olmanın heyecanını zevkle anlatıyorlardı. Guruplar halinde tavaf ederken Kâbe’ye dokunmanın heyecanıyla guruptan kopmuşlar ve bir türlü bir araya gelememişler. Tavaflarını tamamladıktan sonra otellerine gitmek istemişler ama dil bilmedikleri için otellerinin yerini sordukları insanlara anlatamamışlar.

Kaybolmak korkusu kısa süreli de olsa paniğe dönüşmüş. Halbuki kendilerine yaşatılan kaybolmak düşüncesi ne kadar değerli ne kadar önemli bir bilseler rahatlayacaklar. “Biz niye geldik buraya?” diyerek geliş sebebinin farkına varsalar panik, zevke, şevke; korku, coşkuya dönüşecek.

Yabancı bir yerdeyiz aslında hepimiz. Ana vatandan koparılmış bir kamış gibi yanmış, neye dönmüşüz, feryat ediyoruz. Gurbet dediğimiz bu fani, bu yabancı yerdeki figanımız geldiğimiz yere duyduğumuz hasretimizden. Bu dünyada bulduklarımızı bir kaybedebilsek bulacağız aslında. Makamı, mevkiyi, zenginliği, fakirliği, evimizi, sarayımızı, köşkümüzü, atımızı, arabamızı; rütbemizi, etiketimizi, sıfatımızı kısacası gururumuzu, kibrimizi bir bırakabilsek kendimizi bulacağız.  Dünyada bulduklarımızı terk edebilsek kendimiz olacağız. Sadece biz. Yalın, sade, katıksız. Tıpkı geldiğimiz gibi anadan üryan…

Kendini bulma, kendini bilme, kendine dönme yeridir Kâbe. Günah kirleriyle kararan vicdanımızı temizleme, hayata yeniden, tertemiz bakışla dönme yeridir. Saat yönünün tersine, zamanı geriye, başladığı yere döndürmek ister gibi döner insanlar. Ne var başladığı yerde?  Atamız, babamız Hz. Âdem. İlk temeller ilk insan tarafından atılmış, birçok peygambere mekân olmuş bu mübarek yer. Kâbe’nin bulunduğu alanda yetmiş peygamberin olduğu söylenir. Hz. İbrahim, oğlu İsmail ve eşi Hacer annemizi buraya, bu emin beldeye bırakmış. Allah’a güvenmiş, dayanmış, teslim olmuş ve teslim etmiş sevdiklerini. O günden beri Müslümanlar bu hadiseyi yaşarlar Kâbe’de ve çevresinde. Kendilerini Allah’a teslimiyetten uzaklaştırmaya çalışan şeytanı taşlarlar.  Bu mücadele hac ve umrede temsili, hayat boyu hakikidir. Nefsini şeytandan kurtarıp Hakk’a hizmet eder hale getirmektedir işin özü.

Hz. Âdem’den Peygamber Efendimize kadar birçok peygamberin hikayesine şahit olmuştur bu mübarek bina. Rabbimizin nişane kıldığı, işaret ettiği, bizim namazımızda yönümüzü döndüğümüz, kendimizi aradığımız yerdir Kâbe. Kendini bilen, kendini bulur; kendini bulan, Allah’ı bulur, kulluğunu bilir. Kulun rabbine dönme arzusuyla zamanı tersine döndürmek için döndüğü yerdir Kâbe.

Mekke sokaklarında kaybolup panikleyen, sonra da otellerini, guruplarını bulan kardeşlerimiz kendilerini bulmuşlardır, kaybolmanın da bir nimet olduğunun farkına varmışlardır inşallah. İnsan dediğimiz varlığın şehri Mekke şehrinden daha karmaşık! Mevla’mız bizi kendi şehrimizde kaybetmesin! İyiliği ve güzelliği hem dünyada ve hem ahirette nasip etsin. Cennetiyle cemaliyle müşerref kılsın cümlemizi…

 

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!