1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. BULUTA GİRİP KAYBOLANLAR

BULUTA GİRİP KAYBOLANLAR

0
Paylaş

 

2nci Dünya Savaşı Efsanesi

İkinci Dünya Savaşı’nın bittiği söylenir ama bazı hikâyeler gerçekten bitmez. Savaş sonrasında yaşanan bazı olaylar, aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ akılları kurcalar. Bunlardan biri de 1945 yılının Aralık ayında yaşanan ve gökyüzünde iz bırakmadan kaybolan askeri uçaklardır.

Amerikan Donanması’na ait beş eğitim uçağı, sıradan bir görev için havalanır. Ne çatışma vardır ne de olağanüstü bir durum. Ancak uçuş sırasında pilotların telsiz konuşmaları garipleşmeye başlar. Yönlerini kaybettiklerini söylerler. Pusulaların çalışmadığını, havanın aniden kapandığını anlatırlar. “Her yer beyaz” derler. Sanki yoğun bir bulutun içine girmiş gibidirler.

Kısa süre sonra telsizler tamamen susar. Uçaklardan bir daha haber alınamaz. Onları aramak için gönderilen kurtarma uçağı da geri dönmez. Toplam yirmi yedi insan, Atlantik Okyanusu üzerinde hiçbir iz bırakmadan kaybolur.

Bu olay, yıllar içinde efsanelerle büyütülür. Zaman kapılarından, başka boyutlardan, uçakları yutan gizemli bulutlardan söz edilir. Bölgeye “Şeytan Üçgeni” adı verilir. Kayboluşun arkasına doğaüstü anlamlar yüklenir. Çünkü ortada ne bir enkaz vardır ne de kesin bir açıklama.

Oysa resmi raporlar daha sade ve daha soğukkanlıdır. Pilotların bölgeyi yanlış tanıdığı, hava koşullarının hızla bozulduğu, dönemin teknolojisinin yetersiz olduğu belirtilir. Radar yoktur, yön bulma imkânları sınırlıdır. Yoğun bulutun içine giren pilot, gerçekten hiçbir yön duygusu hissedemez. Yakıt bittiğinde ise denizin ortasında geriye hiçbir iz kalmaz.

Belki de bu olayın insanı rahatsız eden tarafı, gizeminden çok sessizliğidir. Gökyüzünde kaybolmak, denizde kaybolmaktan daha ürkütücüdür. Çünkü düşüşü görmezsin, sadece beklersin. Ve bazen o bekleyiş, gerçeğin kendisinden daha ağırdır.

Bu uçaklar muhtemelen bir zaman kapısından geçmedi, başka bir dünyaya gitmedi. Ama bir bulutun içinde kayboldular. Ve arkalarında cevaplardan çok sorular bıraktılar.

Bazen gerçek, efsaneden daha sade olur. Ama sade olan her zaman daha kolay kabullenilmez. Çünkü insan, iz bırakmayan kayboluşlara alışık değildir.

 

MÜRETTEBATSIZ GEMİ

1872 yılının Aralık ayında Atlantik Okyanusu’nda seyreden bir ticaret gemisi, açık denizde tuhaf bir manzarayla karşılaştı. Yelkenleri açık, rotasında ilerler gibi duran bir gemi vardı ama güvertede kimse görünmüyordu. Gemiye çıkıldığında anlaşıldı ki ortada ne kaptan vardı ne de mürettebat. Geminin adı Mary Celeste idi.

Gemi terk edilmişti ama ortada bir felaket izi yoktu. Yükü yerindeydi, fırtına hasarı yoktu, değerli eşyalar duruyordu. Kaptanın kamarasında kişisel eşyalar bile bırakılmıştı. Yemek masası toplanmamış, mutfakta aceleye dair bir iz görülmemişti. En dikkat çekici ayrıntı ise geminin cankurtaran sandalının yerinde olmamasıydı.

Bu durum, olayın bir panik anında yaşanmış olabileceğini düşündürdü. Ancak neden herkes aynı anda ve iz bırakmadan gemiyi terk etmişti, kimse bunu açıklayamıyordu. Ne bir kavga izi vardı ne de saldırıya dair bir işaret.

Olay duyulduğunda hemen söylentiler başladı. Korsan saldırısı denildi ama hiçbir şey çalınmamıştı. Deniz canavarları anlatıldı, ama gemide en küçük bir hasar bile yoktu. Zamanla iş daha da ileri götürüldü ve geminin başka bir boyuta sürüklendiği bile iddia edildi.

Resmi soruşturma ise daha soğukkanlı bir ihtimali öne sürdü. Gemide taşınan alkol fıçıları sızdırmış olabilir, bu da patlama korkusu yaratmış olabilirdi. Kaptan, geçici olarak gemiyi terk edip sandala binmiş, fırtınalı denizde halatlar kopmuş ve sandal gemiden ayrılmış olabilirdi. Gemi yoluna devam ederken insanlar denizde kaybolmuştu.

Bu senaryo mantıklıydı ama kanıtlanabilir değildi. Çünkü deniz, geride delil bırakmaz. Ne sandal bulundu ne de mürettebattan bir iz.

Mary Celeste daha sonra başka gemiler tarafından çekilerek limana götürüldü. Gemi kurtarıldı ama insanlar bulunamadı. O günden sonra Mary Celeste, denizcilik tarihinin en ünlü hayalet gemisi olarak anılmaya başladı.

Bu olayın insanı rahatsız eden yanı, gizemli olmasından çok sessizliğidir. Büyük bir felaket yoktur, dramatik bir sahne yoktur. Sadece boş bir güverte ve yarım kalmış bir yolculuk vardır.

Belki olan biten, birkaç yanlış kararın ve denizin acımasızlığının sonucuydu. Belki de hiçbir zaman bilemeyeceğimiz bir an yaşandı. Ama kesin olan şudur: Bazı kayboluşlar geride cevap değil, sadece boşluk bırakır ve insan, o boşluğu hikâyelerle doldurmaya çalışır.

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!