1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. BİR ŞEHRİN HAFIZASI SİLİNİRSE NE OLUR?

BİR ŞEHRİN HAFIZASI SİLİNİRSE NE OLUR?

0
Paylaş

Bir şehir, sadece

binalardan mı ibarettir?

Yoldan geçerken fark etmeden önünden geçtiğin eski bir dükkân… Çocukken elinden tutularak girilen o dar kapı… İsmi değişmeyen, tabelası solmuş ama hatırası diri kalan o köşe başı. Şimdi yok. Yerinde camdan, parlak, birbirine benzeyen bir yapı var. Daha yeni, daha düzenli, belki daha “modern”.

Balıkesir’in sokaklarında yürürken artık sadece adımlar değil, hatıralar da kayboluyor. Bir zamanlar herkesin birbirini tanıdığı çarşılar, selamın eksik olmadığı dükkânlar, veresiye defterine yazılan güven…

Hepsi yavaş yavaş siliniyor. Yerine ise kimsenin kimseyi tanımadığı, her şeyin hızlı ve mesafeli olduğu bir düzen geliyor.

Oysa bir şehrin gerçek hafızası, betonunda değil; insanında, ilişkilerinde, hikâyelerinde saklıdır. Eski binalar yıkıldığında sadece duvarlar gitmez. O duvarların içinde yaşanmış hayatlar da dağılır. Bir pencerenin önünde yıllarca oturmuş birinin sessizliği, bir dükkânın önünden geçen çocukların gülüşü, bir esnafın sabah kepenk açarken ettiği dua… Bunlar projelere çizilmez, planlara yazılmaz. Ama bir şehri şehir yapan tam da bunlardır.

Esnaf kültürü de bu hafızanın en canlı parçalarından biriydi. Alışverişten öte bir ilişkiydi o. “Bugün olmazsa yarın ödersin” diyen bir güven, “nasılsın” diye gerçekten sorulan bir ilgi… Şimdi kasadan çıkan fiş kadar kısa, ekran kadar soğuk bir ilişkiye dönüştü her şey.

Peki, biz neyi kaybediyoruz?

Sadece eskiyi mi, yoksa kendimizi mi?

Çünkü şehir dediğimiz şey, biraz da kim olduğumuzun yansımasıdır. Aynı sokaklardan geçip aynı dükkânlardan alışveriş yapmak, aynı insanlarla selamlaşmak… Bunlar bir aidiyet duygusu oluşturur. O duygu zayıfladığında, şehir büyüse bile insan kendini küçük hisseder.

Kimlik erozyonu sessiz ilerler. Bir gün bakarsın, çocukluğunun geçtiği yerleri tanıyamaz hale gelmişsin. Bir isim değişir, bir bina yıkılır, bir esnaf gider… Küçük gibi görünen her değişim, büyük bir kopuşun parçası olur.

En acısı şu: Bu kaybı çoğu zaman fark ettiğimizde iş işten geçmiş olur.

Elbette şehirler değişir. Gelişir, dönüşür, yenilenir. Ama mesele sadece yeniyi yapmak değil; eskiyi anlayarak, koruyarak ilerlemek. Hafızasını kaybeden bir şehir, yönünü de kaybeder. Çünkü nereye gittiğini bilmek için, nereden geldiğini hatırlamak gerekir.

Balıkesir büyüyor olabilir. Ama eğer hatıralar küçülüyorsa, ortada bir eksiklik vardır.

Belki de sormamız gereken soru şu. Bir şehir modernleşirken, ruhunu ne kadar koruyabiliyor?

 

-*-*-

 

KUR’AN’DAN BİRKAÇ ÇARPICI HATIRLATMA

Hayatın içinde koştururken çoğu zaman kendimizi merkeze koyuyoruz. Başarılarımızla büyüyor, hatalarımızı ise ya görmezden geliyor ya da başkalarına yüklüyoruz. Oysa Kur’an insanı tam da bu noktada durdurur ve düşündürür.

Mesela en çarpıcı uyarılardan biri şudur: “İnsan kendini yeterli gördüğü için azgınlaşır.” Bu ifade, aslında bugünün dünyasını da anlatmıyor mu? Bir makam elde eden, biraz güç kazanan ya da ekonomik olarak rahatlayan birçok insanın değiştiğini hepimiz görmüşüzdür. Dün mütevazı olanın bugün ulaşılmaz hale gelmesi, Kur’an’ın bu uyarısının ne kadar yerinde olduğunu gösterir.

Bir başka örnek ise adalet meselesidir. Kur’an, “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin” der. Bu, sadece büyük davalar için değil, günlük hayat için de geçerlidir. Trafikte tartıştığımız birine karşı, iş yerinde anlaşamadığımız birine karşı ya da komşuluk ilişkilerinde bile adil kalabilmek… Asıl zor olan da budur zaten.

Sabır konusunda da benzer bir durum vardır. İnsan hemen sonuç almak ister. Bir işe girer, hemen karşılığını görmek ister. Oysa Kur’an sabrı öğütler. Bu sabır, beklemek değil; doğru yolda ısrar etmektir. Tıpkı bir çiftçinin toprağa tohum atıp ertesi gün ürün beklememesi gibi… Emek verir, bekler ve sonucunu zamana bırakır.

Kur’an’ın bir başka güçlü mesajı ise sorumluluktur. “Kim zerre kadar iyilik yaparsa onu görür, kim de zerre kadar kötülük yaparsa onu görür.” Bu ifade, insanın yaptığı hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağını anlatır. Küçük bir iyiliğin bile değersiz olmadığını, küçük bir hatanın bile göz ardı edilmediğini hatırlatır.

Bugün baktığımızda sorunlarımızın çoğu aslında bu temel ilkelerin unutulmasından kaynaklanıyor. Güçle değişen insanlar, adaletten uzaklaşan kararlar, sabırsızlıkla yarım bırakılan işler… Hepsi, insanın kendini unutmasının bir sonucu.

Belki de mesele çok karmaşık değil. Kur’an’ın yaptığı şey aslında çok basit: İnsana kendisini hatırlatmak. Nereden geldiğini, ne olduğunu ve nereye gittiğini…

Belki de en önemli soru şu… Bu hatırlatmaları sadece okuyup geçiyor muyuz, yoksa gerçekten hayatımıza dokunmasına izin veriyor muyuz?

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!