Balıkesir, Ege ve Marmara’nın kesişim noktasında sadece tarımın değil, hayvancılığın da Türkiye’deki en güçlü merkezlerinden biri. Bandırma’nın bereketli ovalarından Sındırgı’nın yaylalarına, Bigadiç’ten Gönen’e kadar uzanan bu önemli coğrafya, ülkemizi hem doyuran hem de besleyen stratejik bir üretim üssü konumunda bulunuyor. Ancak son dönemde küresel piyasalarda yaşanan gelişmeler, iklim değişikliği, artan girdi maliyetleri ve ekonomik dalgalanmalar, üreticilerimizin omuzlarındaki yükü her geçen gün biraz daha artırıyor. Bugün Balıkesir’de hem toprağı işleyen çiftçi hem de ahırında gece gündüz emek veren besici, geleceğe daha güvenle bakabilmek için sesinin duyulmasını bekliyor.
İşin tarım boyutuna baktığımızda, üreticinin en önemli beklentilerinin başında öngörülebilir ve sürdürülebilir bir üretim ortamı geliyor. Mazottan gübreye, tohumdan, zirai ilaca kadar birçok temel girdide yaşanan fiyat dalgalanmaları, çiftçimizin sezon sonrasını planlamasını güçleştiriyor. Rekolte ne kadar yüksek olursa olsun, eğer pazar ve fiyat istikrarı tam anlamıyla sağlanamazsa, üretici emeğinin karşılığını alıp alamayacağı konusunda tereddüt yaşayabiliyor.
Bu noktada çiftçimizin beklentisi, güçlü bir üretim planlaması, sürdürülebilir fiyat politikaları ve sözleşmeli tarım modellerinin daha koruyucu bir yapıya kavuşturulmasıdır. Hangi bölgede hangi ürünün ne kadar üretileceğinin önceden öngörülebilmesi, hem kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlayacak hem de üreticinin risklerini azaltacaktır.
Bunun yanında, su kaynaklarının etkin kullanımı ve modern sulama yatırımlarının artırılması da büyük önem taşıyor. İklim değişikliğinin etkilerinin giderek daha fazla hissedildiği günümüzde, damla sulama ve basınçlı sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması, üretimin sürdürülebilirliği açısından kritik bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor.
Madalyonun diğer yüzünde ise Balıkesir’in en büyük değerlerinden biri olan hayvancılık ve süt üretimi bulunuyor. Balıkesir, Türkiye’nin adeta “et ve süt ambarı” olarak anılıyor. Ancak süt üreticisinin ve besicinin bugün en büyük mücadelesi, artan yem maliyetleriyle başa çıkabilmek. Saman, yonca ve fabrika yemlerindeki fiyat artışları karşısında, çiğ süt fiyatlarının aynı hızda güncellenememesi üreticiyi ciddi bir ekonomik baskı altında bırakıyor.
Hayvancılıkla uğraşan üreticilerimizin beklentisi oldukça açık: Süt-yem paritesinin sürdürülebilir seviyelerde korunması. Bir litre süt satan üreticinin karşılığında en az 1,5 kilogram yem alabilmesi, sektörün sağlıklı işleyebilmesi açısından hayati önem taşıyor. Bu denge sağlanamadığında ise üretici zarar ediyor, damızlık hayvanlar kesime gidiyor ve uzun vadede ülkemizin hayvansal üretim kapasitesi risk altına giriyor.
Öte yandan et ve süt sektöründe istikrarlı bir üretim modeli oluşturulması, sadece üreticiyi değil tüketiciyi de doğrudan ilgilendiriyor. Üreticinin ayakta kalması; vatandaşın daha ulaşılabilir fiyatlarla et, süt ve süt ürünlerine erişebilmesinin de temel şartlarından biridir.
Balıkesir tarım ve hayvancılığının bir diğer önemli gücü ise kooperatifçilik kültürüdür. Üretici birliklerinin ve kooperatiflerin daha güçlü hale gelmesi, küçük ve orta ölçekli işletmelerin pazarlama, finansman ve üretim süreçlerinde daha rekabetçi bir yapıya kavuşmasını sağlayacaktır. Güçlü bir örgütlenme modeli, üreticinin pazardaki söz sahibi olmasının da önünü açacaktır.
Ancak hem tarlada hem de ahırda sessizce büyüyen başka bir sorun daha var: Genç neslin üretimden uzaklaşması. Köylerimizde üretici yaş ortalaması her geçen yıl yükseliyor. Gençlerin tarım ve hayvancılığı sadece bir geçim kaynağı değil, aynı zamanda modern, teknolojik ve sürdürülebilir bir kariyer alanı olarak görebilmesi gerekiyor. Bunun yolu da genç girişimci desteklerinin artırılmasından, uzun vadeli ve düşük maliyetli finansman imkanlarının genişletilmesinden ve kırsalda yaşam kalitesinin yükseltilmesinden geçiyor.
Bugün tarım ve hayvancılık, yalnızca çiftçinin ya da besicinin meselesi değildir. Bu konu, doğrudan milli ekonomi, gıda güvenliği ve stratejik bağımsızlık meselesidir. Tarladaki traktörün tekeri rahat döndüğünde, ahırdaki üretici emeğinin karşılığını aldığında, aslında kazanan yalnızca üretici değil, tüm Türkiye olur.
Devletimizin ilgili kurumlarının, yerel yönetimlerin, ziraat odalarının, üretici birliklerinin ve sektör temsilcilerinin ortak akıl etrafında buluşarak Balıkesir üreticisinin haklı beklentilerine kalıcı ve yapıcı çözümler üretmesi, geleceğimize yapılacak en önemli yatırımlardan biri olacaktır.
Balıkesir’in çalışkan, fedakâr çiftçisi ve besicisi, ayrıcalık değil; sadece emeğinin karşılığını alabileceği, geleceğe güvenle bakabileceği bir üretim düzeni talep ediyor. Çünkü biliyoruz ki toprağın bereketi de, ahırın alın teri de korunursa, Türkiye’nin yarınları daha güçlü olacaktır.
-*-*-*-
Balıkesir’de Boş Köyler
Geçtiğimiz günlerde Balıkesir’in kırsal bölgeleriyle ilgili bir haber okurken uzun süre düşünmeden edemedim.
Bir köy düşünün…
Taş evleri hâlâ ayakta.
Köy meydanı yerinde.
Asırlık çınar ağacı gölgesini vermeye devam ediyor.
Çeşmeden hâlâ su akıyor.
Mezarlıkta dedeler, nineler yan yana yatıyor.
Ama köyde insan yok.
Bir zamanlar onlarca hanenin yaşadığı, düğünlerin günlerce sürdüğü, çocuk seslerinin dağlarda yankılandığı köylerde bugün sadece birkaç kişi yaşıyor. Balıkesir’in özellikle dağ köylerinde rastladığımız bu manzara, aslında sadece bir nüfus azalmasının değil, bir yaşam biçiminin yavaş yavaş tarihe karışmasının hikâyesidir.
Eskiden köyler yoksul olabilirdi ama yalnız değildi.
Sabah ezanıyla başlayan hayat, akşam kahvesinde sona ererdi. Herkes birbirini tanır, birbirinin derdini paylaşırdı. Bir evde düğün varsa bütün köy sevinir, bir evde acı varsa bütün köy yas tutardı. Çocuklar sokaklarda büyür, büyükler kapı önlerinde sohbet ederdi.
Bugün ise birçok köyümüzde sessizlik hâkim.
Evler var ama ışıkları yanmıyor.
Kahvehaneler var ama masaları boş.
Okullar var ama öğrencileri yok.
Köyler neden boşalıyor?
Tarım eski kazancını kaybetti.
Hayvancılık giderek zorlaştı.
Gençler eğitim ve iş için büyük şehirlere göç etti.
Kimse doğup büyüdüğü toprağı keyfinden terk etmez. İnsan, yaşadığı yerde geleceğini göremediği zaman gider.
Şunu sormadan geçemeyeceğim. Köylerden insanlar mı gitti, yoksa biz bir medeniyeti mi kaybettik?
Bugün büyük şehirlerde yaşayan milyonlarca insan, hafta sonları doğaya kaçabilmek için yüzlerce kilometre yol yapıyor. Organik yaşamı, doğal ürünleri, sakinliği ve komşuluğu özlüyor. Oysa bizim anneannelerimiz ve dedelerimiz, bugün özlemini çektiğimiz o hayatı her gün yaşıyordu.
Modernleştik.
Büyüdük.
Şehirleştik.
Ama galiba biraz da yalnızlaştık.
Balıkesir’in bazı köylerinde bugün dolaştığınız da, aslında boş evler görmezsiniz. Bir dönemin hatıralarını görürsünüz. Çocuk seslerinin sustuğu sokakları, kapanan okul kapılarını, artık dumanı tütmeyen ocakları görürsünüz.
Ve insan ister istemez düşünüyor…
Bir köyde evler duruyorsa ama insan sesi duyulmuyorsa, orası gerçekten hâlâ köy müdür?
Belki de Balıkesir’in hayalet köyleri bize sadece geçmişimizi anlatmıyor. Aynı zamanda geleceğimiz hakkında da önemli bir uyarıda bulunuyor.
Çünkü terk edilen sadece evler değildi.
Bir kültür terk edildi.
Bir yaşam biçimi terk edildi.
Bir hafıza terk edildi ve belki de en acısı, biz bunun farkına çok geç vardık.





