Dün bir arkadaş meclisinde söylenen bir cümle, aslında birçok evin sessiz özetiydi. “Akşam yemeğinden sonra eşimle oturuyoruz ama herkes kendi ekranında. O telefonda, ben bilgisayarda. Televizyon açık ama kimse gerçekten izlemiyor.”
Bu manzara artık yabancı değil. Aynı evde, aynı koltukta, aynı akşamda ama farklı dünyalarda yaşayan insanlar çoğaldı. Kimse kavga etmiyor, kimse kırıcı bir söz söylemiyor. Sorun da zaten burada başlıyor. Sessizlik, fark edilmediği sürece sorun gibi görünmüyor.
Teknoloji hayatı kolaylaştırdı, buna şüphe yok. Ama ilişkiler söz konusu olduğunda, bazen kolaylaştırmak yerine uzaklaştırıyor. Ekranlar konuşmayı, paylaşmayı ve birlikte susmayı bile unutturabiliyor. Oysa birlikte susmak bile bir bağdır. Yeter ki aynı dünyada olunsun.
Arkadaşımın bilgisayardan dizi izlemeye başlaması bir kaçış değil, bir arayış aslında. Yan yana olup temas kuramamanın verdiği boşluğu doldurma çabası. Burada suçlu aramak yerine bir işaret görmek gerekiyor. İki tarafın da fark etmeden birbirinden uzaklaştığının işareti.
Belki çözüm büyük konuşmalar yapmak değil. Telefonu tamamen yasaklamak da değil. Bazen sadece küçük bir teklif yeterlidir. “Bir çay koyalım mı”, “Bugün günün nasıldı” ya da “Şu diziyi birlikte mi izlesek” gibi basit cümleler, ekranlardan daha güçlü olabilir.
İlişkiler ilgiyle ayakta durur. İlgi kesildiğinde yerini alışkanlık alır. Alışkanlık ise sessizdir, rahatsız etmez ama zamanla mesafe koyar.
Bu mesafe büyüdüğünde insanlar aynı evde yaşayıp birbirini özler hâle gelir.
Belki de akşamları yapılacak en basit şey, ekranları biraz kenara bırakıp birbirine bakmaktır. Konuşmak için büyük konulara gerek yok. Bazen bir günün yorgunluğunu paylaşmak, en güçlü bağdır.
Aynı odada olmak yetmiyor. Aynı dünyada olmak gerekiyor.
BİR KAPI KAPALIYSA YANLIŞ
YERDE DURUYORSUNDUR
Hayat çoğu zaman uzun açıklamalar yapmaz. Ne yüksek sesle uyarır ne de ayrıntılı yol haritası sunar. Bazen sadece durur ve bir kapıyı kapalı bırakır. Anlamamız gereken mesaj da tam burada başlar.
İnsan kapalı bir kapının önünde durduğunda genellikle daha çok zorlamayı dener. Biraz daha beklerse açılacağını, biraz daha ısrar ederse karşılık bulacağını düşünür. Oysa her kapı çaba ile açılmaz. Bazı kapılar, bulunduğumuz yerin bize ait olmadığını sessizce anlatır.
Bir kapı kapalıysa yanlış yerde duruyorsundur. Bu cümle bir vazgeçiş değil, bir yön tarifidir. Hayat bazen ilerle demek yerine yer değiştir der. Aynı noktada kalıp sonuç beklemek yerine, başka bir bakış açısı önerir.
Yanlış yerde durmak bir başarısızlık değildir. Aksine, insanın kendini tanıma süre-cinin doğal bir parçasıdır. Nerede olmaması gerektiğini fark eden biri, zamanla doğru yeri de bulur. Bu farkındalık, en sağlam ilerlemenin başlangıcıdır.
Kapalı kapılar çoğu zaman koruyucudur. Aceleyle girilecek alanlardan, erken atılacak adımlardan, bize iyi gelmeyecek duraklardan uzak tutar. Açılan kapılar ise genellikle zorlanmadan, doğal bir akışla karşımıza çıkar.
Hayat bağırmaz, itmez, zorlamaz. İşaret eder. Bir kapı kapalıysa yanlış yerde duruyorsundur. Doğru yere geçtiğinde, kapının zaten açık olduğunu fark edersin.





