1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. ABD İRAN’DAN NE İSTİYOR?

ABD İRAN’DAN NE İSTİYOR?

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 

 

ABD’nin İran’a saldırı hazırlığı yaptığına dair haberler son dönemde sıklaştı. Uçak gemileri, askeri yığınaklar, sert açıklamalar…

Bunların hepsi ister istemez şu soruyu akla getiriyor: ABD neden İran’la yeni bir çatışmanın eşiğine geliyor? Bu sorunun tek bir cevabı yok. Çünkü mesele yalnızca İran değil, Ortadoğu’nun tamamı ve hatta küresel güç dengeleriyle ilgili.

 

Nükleer Dosya’da Ne Var?

ABD açısından İran, uzun süredir “kontrol edilmesi gereken” bir aktör. Tahran yönetiminin nükleer faaliyetleri Washington’da her zaman bir tehdit olarak görüldü. Resmî söylem hep aynı. İran nükleer silaha sahip olmamalı. Bu söylemin arkasında yalnızca güvenlik kaygısı yok. İsrail’in güvenliği, Körfez’deki müttefiklerin korunması ve ABD’nin bölgede kurduğu düzenin devamı da bu dosyanın önemli parçaları. İran nükleer kapasiteye yaklaştıkça, ABD’nin elindeki baskı araçları zayıflıyor. İşte bu yüzden askeri seçenek sürekli masada tutuluyor.

 

Bölgesel Güç Mücadelesi

İran bugün yalnızca kendi sınırları içinde bir ülke değil. Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da, Yemen’de etkisi olan bir aktör. Vekil güçler üzerinden kurulan bu etki alanı, ABD için ciddi bir sorun. Kızıldeniz’de, Basra Körfezi’nde, enerji yollarında yaşanan her gerilimde İran’ın adı geçiyor. Washington, bu yayılmanın durdurulması gerektiğini düşünüyor. Askeri hazırlıklar da biraz bu mesajı vermek için yapılıyor: “Sınırlarını aşma.”

Bir diğer önemli neden iç politika. Hem ABD’de hem İran’da. ABD yönetimleri zaman zaman dış tehditleri iç kamuoyunu konsolide etmek için kullanır. Sert bir dış politika, güçlü lider imajı yaratır. İran cephesinde ise ekonomik kriz, yaptırımlar ve halk protestoları var. Dış tehdit, İran yönetimi için de içeride safları sıklaştırmanın bir yolu. Yani gerilim, iki taraf için de iç siyasette işe yarayan bir araç hâline geliyor.

Diplomasi meselesi ise neredeyse kilitlenmiş durumda. Taraflar masaya oturmaktan söz ediyor ama kimse ilk adımı atmak istemiyor. ABD yaptırımları kaldırmadan İran geri adım atmıyor, İran geri adım atmadan ABD yaptırımları kaldırmıyor. Böyle olunca diplomasinin yerini askeri söylem dolduruyor. Silahlar konuşmaya başlayınca, akıl susuyor.

Peki, gerçekten bir saldırı olur mu?

Bu sorunun cevabı hâlâ belirsiz. ABD’nin amacı illa topyekûn bir savaş başlatmak olmayabilir. Bazen askeri hazırlıklar, karşı tarafı masaya zorlamak için yapılır. Ama tarihin bize öğrettiği bir şey var: Silahlar hazırlandığında, kazalar da ihtimaller de artar. Küçük bir kıvılcım, büyük bir yangına dönüşebilir.

Asıl tehlike de burada. İran’a atılacak bir adım sadece İran’ı vurmaz. Bölgeyi vurur, piyasaları vurur, enerji fiyatlarını vurur, göçü vurur. En sonunda da yine sıradan insanları vurur. Haritalar üzerinde yapılan hesapların bedelini, haritaların dışında yaşayanlar öder.

ABD neden saldırı hazırlığı yapıyor sorusunun cevabı güç, kontrol ve korku üçgeninde saklı. Gücü kaybetme korkusu, kontrolü yitirme endişesi ve rakibin güçlenmesinden duyulan rahatsızlık.

Ama şu soru hâlâ ortada duruyor: Bu kadar silah, bu kadar tehdit, bu kadar gerilim… Gerçekten güvenlik mi üretiyor, yoksa yeni güvensizlikler mi?

Tarih genellikle ikinci şıkkı işaret ediyor.

 

-*-*-*-*

 

SOSYAL MEDYA DENİNCE AKLIMIZA NE GELİYOR?

 

Bir tuşa basınca dünyaya açılan bir pencere mi, yoksa aynı tuşa basınca üstümüze kapanan bir kapı mı? Kimi için özgürlük, kimi için vitrin, kimi için de hiç bitmeyen bir gürültü. Ama tartışmasız bir gerçek var: Sosyal medya artık hayatımızın kenarında duran bir araç değil, tam merkezinde duran bir güç.

Peki! Bu güç nereden geliyor?

Sosyal medyayı güçlü yapan şey öncelikle hız. Eskiden bir haberin yayılması günler alırken, bugün saniyeler yeterli. Bir cümle, bir görüntü, hatta tek bir kelime; milyonlara aynı anda ulaşabiliyor.

Bu hız, bilgiyle birlikte duyguyu da taşıyor. Öfke, sevinç, korku, umut… Hepsi filtresiz ve çoğu zaman süzgeçsiz biçimde dolaşıma giriyor.

İkinci büyük güç kaynağı görünürlük. Sosyal medya herkese söz hakkı veriyor gibi görünüyor. Bu, demokratik bir imkân mı? Evet. Ama aynı zamanda büyük bir yanılsama. Çünkü herkes konuşabiliyor ama herkes duyulmuyor. Algoritmalar konuşuyor aslında. Kimi öne çıkaracağını, kimi görünmez kılacağını belirleyen görünmez bir el var. Bu da gücün bireyde değil, sistemde toplandığını gösteriyor.

Sosyal medyayı güçlü yapan bir başka unsur da sınır tanımaması. Özel hayat ile kamusal alan arasındaki çizgi neredeyse silinmiş durumda. Evde söylenen söz, sokakta atılan adım, hatta zihinden geçen düşünce bile bir anda başkalarının tartışma konusu olabiliyor. Bu yüzden sosyal medya sadece paylaşım alanı değil, aynı zamanda bir denetim alanı.

Peki! Sosyal medya kimlerin işine karışıyor?  Cevap basit: Herkesin.

Siyasetin işine karışıyor. Bir paylaşım seçim sonuçlarını etkileyebiliyor, bir video gündemi değiştirebiliyor. Medyanın işine karışıyor. Manşetler artık gazetelerde değil, ekranlarda ve zaman tünellerinde belirleniyor. Yargının, ekonominin, eğitimin, hatta aile ilişkilerinin bile işine karışıyor. Kimi zaman haklı bir itirazı büyütüyor, kimi zaman büyük bir haksızlığı sıradanlaştırıyor.

Ama asıl mesele şu: Sosyal medya bizim işimize karışıyor mu, yoksa biz mi kendi işimizi ona teslim ettik?

Beğenilme arzusu, onaylanma ihtiyacı, görünür olma isteği… Bunlar yeni değil. Yeni olan, bunların ölçülebilir hâle gelmesi. Kaç beğeni aldın, kaç kişi izledi, kim paylaştı? Hayat, rakamlarla değerlendirilir oldu. Değer, sayıya; düşünce, trende; insan, profile dönüştü.

Sosyal medya güçlü mü? Evet. Ama kontrolsüz bir güç. Doğru kullanıldığında sesini duyuramayanların sesi, yanlış kullanıldığında ise kalabalık bir suskunluk yaratıyor. Herkes konuşuyor ama kimse kimseyi dinlemiyor.

1
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
sinirli
Sinirli
ABD İRAN’DAN NE İSTİYOR?
+ -
Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!