1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. 65 YAŞINDAN SONRA İNSAN HAYATINDA NELER DEĞİŞİYOR?

65 YAŞINDAN SONRA İNSAN HAYATINDA NELER DEĞİŞİYOR?

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

65 yaş, takvim yapraklarında bir eşik gibi durur. Kimi için emeklilik, kimi için “artık dinlenme zamanı”, kimi içinse sessizce kabullenilen bir geri çekiliş. Oysa 65’ten sonra değişen şey yalnızca beden değil; zamanla kurulan ilişki, insanlar, beklentiler ve hatta kelimelerin anlamı bile farklılaşır.

Önce zaman değişir. Gençlikte saatler yetmezken, 65’ten sonra gün uzar. Acele azalır, randevular seyrekleşir. Sabahlar daha erken, geceler daha sessizdir. Zaman artık kovalanan değil, izlenen bir nehir gibidir. İnsan, hızla akıp giden yılların ardından ilk kez durup bakma fırsatı bulur.

Beden de değişir elbette. Eskisi kadar hızlı iyileşmez, bazı ağrılar kalıcı misafir olur. Ama buna karşılık bedenin dili daha iyi anlaşılır. Ne zaman dinlenmesi gerektiğini, neyin zarar verdiğini, neyin iyi geldiğini daha açık söyler. Dinlemeyi öğrenen için bu, bir kayıp değil; başka türden bir bilgeliktir.

İlişkilerde de bir eleme başlar. Kalabalıklar azalır, sohbetler derinleşir. İnsan artık herkese yetişmek istemez. Gerçek dostluklar, yılların süzgecinden geçip kalanlarla devam eder. Bazı vedalar acıtmaz bile; çünkü 65’ten sonra insan, gitmesi gerekenlerin zaten çoktan gitmiş olduğunu fark eder.

En büyük değişim belki de beklentilerdedir. Daha az şey ister insan ama istediği şeyler daha anlamlıdır. Gösterişin, yarışın, ispat çabasının bir anlamı kalmaz. Yerini huzur, sade mutluluklar ve küçük sevinçler alır. Bir çayın buharı, bir yürüyüş, torun sesi ya da eski bir şarkı yeterli olur.

Toplum ise çoğu zaman 65’ten sonrasını yanlış okur. Bu yaşı bir “son” gibi görür. Oysa birçok insan için asıl özgürlük bu dönemde başlar. Zorunlulukların azaldığı, “ne derler”in önemini yitirdiği bir dönemdir bu. Kendiyle daha barışık, hayatla daha dürüst bir ilişki kurulur.

65 yaşından sonra hayat küçülmez, sadeleşir. Gürültü azalır ama anlam artar. Hız düşer ama farkındalık yükselir. Ve belki de en önemlisi, insan ilk kez gerçekten kendisi için yaşamayı öğrenir. Çünkü geriye dönüp bakıldığında anlaşılan şudur: Hayat uzun bir koşu değil, doğru zamanda yavaşlamayı bilenlerin yolculuğudur.

 

Peki, 65 yaşından sonra ne yapmalı?

Önce aceleyi tamamen bırakmalı. Artık yetişilecek bir yer, geç kalınacak bir sınav yoktur. Hayat, hızla değil dikkatle yaşanır. Günü doldurmak için değil, anlamlandırmak için plan yapmak gerekir.

Sağlığı bir görev gibi değil, bir emanet gibi görmek önemlidir. Düzenli yürüyüş, hafif egzersiz, dengeli beslenme ve ihmal edilmeyen kontroller; uzun ömürden çok, nitelikli bir yaşamın anahtarıdır. Bedenle kavga etmek yerine onunla anlaşma yapılmalıdır.

Zihni canlı tutmak şarttır. Okumak, yazmak, yeni şeyler öğrenmek, merak duygusunu diri tutar. “Bu yaştan sonra ne gerek var” cümlesi, en erken vazgeçilmesi gereken alışkanlıktır. Öğrenmenin yaşı yoktur, merakın emekliliği olmaz.

İnsanlarla bağ koparmamak gerekir. Kalabalıklar şart değildir ama temas şarttır. Dost sohbeti, aileyle geçirilen zaman, hatta kısa bir selam bile insanı hayata bağlar. Yalnızlık kader değildir; çoğu zaman ihmalin sonucudur.

Geçmişle barışmak da bu dönemin önemli işidir. Yapılamayanlar, söylenemeyenler, kaçırılan fırsatlar artık bir yük olmaktan çıkarılmalıdır. Hayat, sürekli pişmanlık taşımak için değil, kalan zamanı hafif yaşamak içindir.

Ve belki de en önemlisi, insan kendine bir anlam alanı açmalıdır. Gönüllü işler, deneyim paylaşımı, gençlere rehberlik ya da sadece iyi bir dinleyici olmak… İşlev duygusu kaybolduğunda yaş ağırlaşır. Oysa fayda üretmek, yaşı değil ruhu genç tutar.

65’ten sonra yapılacak en doğru şey, hayattan çekilmek değil; hayata başka bir yerden katılmaktır. Daha sakin, daha derin, daha sahici bir yerden.

 

-*-*-

 

KARA MERHEM VARMI HATIRLAYAN?

 

Kara merhem, Türkiye’de uzun yıllar boyunca “ev ilacı” olarak bilinen, koyu renkli ve keskin kokulu bir merhemdi. Halk arasında adı böyle anılır, içeriği ya da tıbbi karşılığı pek sorgulanmazdı. Yağ bazlı, kükürt ağırlıklı bu merhem; sivilce, çıban, apse başlangıcı, kıl dönmesi gibi iltihaplı durumlarda kullanılırdı. Amaç basitti: iltihabı yüzeye çekmek ve kurut-mak. Bu alışkanlık sadece bize özgü de-ğildi. Benzer merhemler 19. yüzyılın so-nu ve 20. yüzyılın başlarında Avrupa’da ve özellikle Amerika’da da yaygındı. ABD’de “drawing salve” yani “iltihabı çe-ken merhem” adıyla eczanelerde, gezici satıcılarda ve posta yoluyla satılırdı. Çıbanlardan böcek ısırıklarına kadar pek çok cilt sorununda aynı mantıkla kulla-nıldı. Yani kara merhem, yokluğun oldu-ğu her coğrafyada ortaya çıkan ortak bir çözümdü. Türkiye’deki yaygınlaşmasının temelinde de benzer nedenler vardı. Sağlık hizmetlerine erişimin sınırlı olduğu dönemlerde insanlar, tecrübeyle şekille-nen çözümlere yönelmişti. Kara merhem evlerde, köy bakkallarında, eski eczane-lerde bulunur; çoğu zaman doktora danı-şılmadan kullanılırdı. Bir şişlik görüldü-ğünde “sür, bekle” anlayışı hâkimdi.

Ancak kullanım alanı net olmadığı için yanlış kullanım da çok yaygındı. Açık yaralara sürülmesi, iltihabın zorla patlatılmaya çalışılması, yüz ve göz çevresinde uygulanması ciddi sorunlara yol açabiliyordu. Amerika’da da benzer şikâyetler yaşandı. Bu tür merhemlerin içeriği standart olmadığı için fayda kadar zarar da üretebildiği görüldü.

Zamanla tablo değişti. Amerika’da FDA düzenlemeleriyle bu ürünlerin çoğu piyasadan çekildi ya da modern tıbbi formlara dönüştürüldü. Türkiye’de ise modern tıbbın yaygınlaşmasıyla kara merhem yavaş yavaş günlük hayattan çıktı. Bugün benzer içerikli kükürtlü merhemler eczanelerde hâlâ bulunabiliyor ama eski anlamıyla, her derde deva olarak görülmüyor.

Günümüzde neden yaygın kullanılmıyor sorusunun cevabı açık. Tıp ilerledi, tanı yöntemleri netleşti, antibiyotikler ve antiseptikler devreye girdi. Her iltihabın dışarı çekilmesi gerekmediği, bazı durumlarda bunun enfeksiyonu daha da yaydığı biliniyor. Kara merhemin etkisinin sınırlı olduğu ve yanlış kullanımda ciddi cilt sorunlarına yol açabildiği kabul ediliyor.

Peki, hâlâ kullanan var mı? Var. Özellikle eski alışkanlıklarını sürdüren, geçmişte fayda gördüğünü düşünen kişiler bu merheme başvuruyor. Ancak bu kullanım artık yaygın bir pratik değil; bireysel deneyime dayalı bir tercih.

Sonuç olarak kara merhem, sadece bir ilaç değil, bir dönemin sağlık anlayışıydı. Anadolu’da da Amerika’da da aynı ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıktı. Bugün ise tedaviden çok, tıbbın nasıl değiştiğini ve eski alışkanlıkların neden sorgulanması gerektiğini hatırlatan bir örnek olarak karşımızda duruyor.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
sinirli
Sinirli
65 YAŞINDAN SONRA İNSAN HAYATINDA NELER DEĞİŞİYOR?
+ -
Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!