“Geçmiş geçmiş de kaldı. Geçmiş, geçmişte kalmak için tasarlandı yaşarız ve bunlardan ders alırız.”
Hayatın en büyük yanılgılarından biri, geçmişi değiştirebileceğimizi sanmaktır. Oysa zaman, geriye doğru akmaz. Dün yaşanan acılar da sevinçler de artık bir hatıradır. Onları yeniden yaşatmaya çalışmak, bugünün güzelliklerini kaçırmaktan başka bir sonuç vermez.
“Geçmiş geçmiş de kaldı. Geçmiş, geçmişte kalmak için tasarlandı yaşarız ve bunlardan ders alırız.” Bu cümle aslında hayatın en sade ama en güçlü gerçeğini anlatıyor. İnsan hata yapar, kırılır, hayal kırıklığı yaşar, bazen de en büyük mutluluğunu geride bırakır. Ancak bütün bunlar, bugünü tüketmek için değil, yarını daha sağlam inşa etmek içindir.
Konfüçyüs, “Hatalarını düzeltmeyen kişi, yeni bir hata daha yapıyor demektir.” der. Çünkü geçmişin değeri, yaşanmış olmasında değil; bize öğrettiklerinde saklıdır. Aynı yanlışı tekrar etmemek, geçmişe verebileceğimiz en büyük anlamdır.
Friedrich Nietzsche ise, “Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir.” sözüyle yaşanan her zorluğun insanı olgunlaştırdığına dikkat çeker. Gerçekten de en büyük dersler, en rahat günlerde değil; en ağır sınavlarda öğrenilir.
İnsan bazen eski bir fotoğrafa, bazen bir şarkıya, bazen de bir sokağa takılıp kalır. Oysa hatıralar ziyaret edilmek içindir, içinde yaşamak için değil. Çünkü sürekli geriye bakan biri, önündeki yolu göremez.
Søren Kierkegaard, “Hayat geriye doğru anlaşılır, ama ileriye doğru yaşanır.” der. Belki de geçmişe bakmanın tek amacı budur: Anlamak… Fakat yaşamak her zaman bugünde ve yarındadır.
Bugün attığımız her adım, yarının geçmişi olacaktır. Eğer geçmişimize güzel bakmak istiyorsak, bugünü doğru yaşamaktan başka seçeneğimiz yoktur. Kırgınlıkları yük gibi taşımak yerine tecrübeye dönüştürmek, pişmanlıkları ise yol gösteren bir pusula yapmak gerekir.
Çünkü insanı büyüten şey, geçmişe saplanıp kalması değil; geçmişinden güç alarak yoluna devam edebilmesidir. Hayat, geriye dönüp aynı sayfayı tekrar tekrar okumak için değil, yeni sayfalar yazmak için bize verilmiştir.
Öyleyse unutmayalım:
“Geçmiş geçmiş de kaldı. Geçmiş, geçmişte kalmak için tasarlandı yaşarız ve bunlardan ders alırız.”
Geçmiş bize ait olabilir ama geleceğimiz hâlâ bizim elimizdedir.
-*-*-*-
Bayrak Asmak Yetmez; Bayrağa Yakışır Şekilde Sahip Çıkmak Gerekir
Türk bayrağı, bu milletin bağımsızlığının, şehitlerinin emaneti olan vatanın ve ortak değerlerinin en güçlü simgesidir. Ay yıldızlı al bayrağımız, yalnızca bir kumaş parçası değil; tarihimizin, mücadelemizin ve birlik ruhumuzun temsilidir. Bu nedenle bayrağa gösterilen saygı, aslında milletin kendisine gösterilen saygıdır.
Son yıllarda sevindirici bir gelişme yaşanıyor. Eskiden daha çok kamu kurumlarında gördüğümüz Türk bayrağı artık benzin istasyonlarında, özel şirketlerde, iş yerlerinde, fabrikalarda, sitelerde, evlerin balkonlarında ve birçok farklı noktada dalgalanıyor. İnsanların milli duygularını ifade etmek amacıyla bayrak asmaları son derece anlamlı ve takdire değerdir.
Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir konu var. Bayrağı asmak kadar, onu korumak ve ona yakışır şekilde muhafaza etmek de bir vatandaşlık görevidir.
2893 sayılı Türk Bayrağı Kanunu ile Türk Bayrağı Tüzüğü, bayrağın kullanılmasına ilişkin esasları belirlemiştir. Bu düzenlemelere göre Türk bayrağı; yırtık, sökük, yamalı, delik, kirli, solmuş veya onu temsil ettiği değere yakışmayacak şekilde kullanılamaz. Bayrak, her zaman temiz, sağlam ve saygın bir görünümde olmalıdır.
Ne yazık ki çevremize baktığımızda bunun tam tersini gösteren manzaralarla sıkça karşılaşıyoruz. Aylarca, hatta yıllarca güneş altında kalmış, rengi pembeye dönmüş, parçalanmış, kenarları sökülmüş bayraklar direklerde dalgalanmaya devam ediyor. Oysa bu görüntü, bayrağa duyulan saygıyı yansıtmadığı gibi, toplumda da rahatsızlık oluşturuyor.
Ben her solmuş ve yıpranmış bayrak gördüğümde içim burkuluyor. Çünkü o bayrak, bu milletin en kıymetli ortak değeridir. Onun yırtık ve bakımsız hâlde bırakılması, istemeden de olsa gereken özenin gösterilmediğini düşündürüyor.
Özellikle işletmelerin, akaryakıt istasyonlarının, alışveriş merkezlerinin, fabrikaların ve site yönetimlerinin bu konuda daha hassas davranmaları gerekiyor. Bayrağı direğe çekmekle görev bitmiyor. Düzenli aralıklarla kontrol edilmeli; güneşten solmuş, yıpranmış veya zarar görmüş bayraklar gecikmeden yenileriyle değiştirilmesi uygun olanıdır.
Vatandaşlar olarak bize de önemli görevler düşüyor. Çevremizde bu şekilde yıpranmış bayraklar gördüğümüzde ilgili kurum veya işletmeyi nazik bir şekilde uyarmalı, gerekirse yetkili makamlara bildirmeliyiz. Çünkü bayrağa sahip çıkmak yalnızca devletin değil, 86 milyonun ortak sorumluluğudur.
Unutulmamalıdır ki bayrağa gösterilen saygı, milletin ortak vicdanına gösterilen saygıdır. Direkte dalgalanan her Türk bayrağı, bu ülkenin onurunu temsil eder. O nedenle ay yıldızlı bayrağımızı sadece asmakla yetinmeyelim; onu her zaman temiz, sağlam ve şanına yakışır şekilde dalgalandıralım. Çünkü al bayrağımız, en güzel hâliyle göklerde olmayı hak ediyor.





