Toplumda sık sık “Babasız büyümek çok zordur” sözü söylenir. Elbette bir babayı küçük yaşta kaybetmek, bir çocuk için hayatın en ağır sınavlarından biridir. Ancak üzerinde daha az konuşulan başka bir gerçek vardır: Bazen aynı evde bulunan ama hayatın hiçbir sorumluluğunu üstlenmeyen, çocuklarının yolunu aydınlatmayan etkisiz bir baba, fiziksel olarak hiç olmayan bir babadan daha büyük yaralar bırakabilir.
Vefat eden bir babanın yokluğu hiçbir zaman tamamen doldurulamaz. Fakat zamanla anne, dede, dayı ya da ailedeki başka güçlü bir karakter çocuğa destek olabilir. Sevgiyle, ilgiyle ve fedakârlıkla o eksikliğin bir kısmını kapatabilir. Çocuk, babasını özlese de etrafında güvenebileceği insanlar bulabilir.
Etkisiz baba ise çok farklıdır. Çünkü ortada bir baba vardır ama aslında yoktur. Evdedir ama aileye yön vermez. Çocuk onun gölgesini görür fakat desteğini hissedemez. Karar almaz, sorumluluk üstlenmez, çocuklarının eğitimine, ahlakına ve geleceğine katkı sunmaz. Gerektiğinde yol göstermez, gerektiğinde de arkasında durmaz.
Böyle bir ortamda büyüyen çocukların kafasında sürekli aynı soru oluşur: “Ben kime güveneceğim?” Çünkü çocuklar sadece maddi ihtiyaçlarını karşılayan değil, aynı zamanda güven veren, örnek olan ve gerektiğinde sınır koyan bir baba figürüne ihtiyaç duyar. Baba evin direğidir. Direk sağlam olmazsa çatının ayakta kalması da zorlaşır.
Etkisiz babanın en büyük zararı, çocukların karakter gelişiminde ortaya çıkar. Erkek çocuklar güçlü bir rol model bulmakta zorlanabilir. Kız çocukları ise güven duygusunu ve sağlıklı ilişki kurmayı farklı şekillerde öğrenmek zorunda kalabilir. Bu etkiler yalnızca çocuklukta kalmaz; iş hayatına, evliliğe, arkadaşlıklara ve hayata bakışa kadar uzanabilir.
Burada etkisiz babadan kasıt, maddi imkânları sınırlı olan ya da hayatın zorluklarıyla mücadele eden baba değildir. İnsan bazen işini kaybedebilir, hastalanabilir veya ekonomik sıkıntılar yaşayabilir. Bunlar herkesin başına gelebilir. Etkisizlik; sorumluluktan kaçmak, ailesine karşı ilgisiz olmak, çocuklarının hayatında hiçbir iz bırakmamak ve varlığıyla yokluğu arasında fark oluşturmamaktır.
İyi bir baba olmak kusursuz olmak değildir. Her sorunun çözümünü bilmek de değildir. Bazen bir çocuğun omzuna konan güven veren bir el, birlikte edilen kısa bir sohbet ya da “Ben senin yanındayım.” cümlesi yıllarca unutulmaz. Çocuklar mükemmel baba aramaz; güvenebilecekleri bir baba arar.
Toplumun güçlü ailelere ihtiyacı varsa, güçlü babalara da ihtiyacı vardır. Çünkü aile sadece aynı çatı altında yaşamak değildir. Aile, birbirine yön veren, birbirini koruyan ve birlikte büyüyen insanların oluşturduğu bir yapıdır. Bu yapının en önemli taşı ise sorumluluk alan, örnek olan ve sevgisini hissettiren babadır.
Belki de asıl mesele, bir babanın evde olup olmaması değildir. Asıl mesele, çocuklarının hayatında gerçekten var olup olmadığıdır. Çünkü bazen bir baba yıllar önce bu dünyadan ayrılır ama öğrettikleri ömür boyu yaşamaya devam eder. Bazen de bir baba her gün aynı masaya oturur, fakat çocuklarının hatıralarında hiç yer edinemeden hayatını sürdürür. Bir babanın sadece aynı evin içinde bulunması değildir; çocuklarının hayatında nasıl bir iz bıraktığıdır. Bir baba, çocuğuna bırakacağı en büyük mirasın mal, mülk ya da para olmadığını unutmamalıdır. Asıl miras; güven veren bir omuz, örnek bir karakter, adaletli bir duruş ve evladının her zaman arkasında olduğunu hissettiren bir sevgidir.
Çocuklar büyür, yıllar geçer, evler değişir, hayat farklı yönlere savrulur. Ama çocuklukta yaşanan eksiklikler de güzellikler de insanın içinde yaşamaya devam eder. Güçlü bir babanın varlığı nesiller yetiştirir; etkisiz bir babanın bıraktığı boşluk ise çoğu zaman yıllarca kapanmaz.
Bu yüzden her baba kendine şu soruyu sormalıdır: “Çocuğum beni sadece nüfus cüzdanındaki baba olarak mı hatırlayacak, yoksa hayatına yön veren, elinden tutan ve arkasında dimdik duran gerçek bir baba olarak mı?” Çünkü bir gün herkes bu dünyadan ayrılacak. Geride kalacak olan ise ne sahip olunan makamlar ne de kazanılan paralardır. Geride kalacak tek şey, çocuklarının kalbinde bıraktığı izdir ve bir çocuğun kalbinde güzel bir iz bırakabilmek, bir babanın hayatta başarabileceği en büyük eseridir.






