1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. BALIKESİR’DE BİTMEYEN KALDIRIM SORUNU

BALIKESİR’DE BİTMEYEN KALDIRIM SORUNU

Google'da Abone Ol
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Balıkesir’de son yılların en büyük sorularından biri şu:

Kaldırımlar gerçekten yayaların mı, yoksa herkesin kendi keyfine göre kullandığı sahipsiz alanlar mı?

Özellikle yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte şehir merkezinde yürümek adeta engelli parkuruna dönüyor. Yeni Çarşı başta olmak üzere birçok noktada kaldırımlar artık yayaların değil; masa sandalye atan işletmelerin, dükkânını sokağa taşıyan esnafın, rastgele park eden araçların ve yıllardır aynı noktayı işgal eden seyyar satıcıların kontrolüne geçmiş durumda.

Bir anne bebek arabasıyla yürümeye çalışıyor…

Bir engelli vatandaş akülü aracıyla geçmek istiyor…

Yaşlı bir insan bastonuyla kaldırımda ilerlemeye uğraşıyor…

Ama karşısına çıkan manzara hep aynı:

Kapatılmış kaldırımlar, daraltılmış geçiş alanları ve “buradan geçemezsin” diyen fiili işgaller.

Özellikle çay ocaklarının bu konuda çok daha duyarsız hale geldiği açıkça görülüyor. Bir dükkân açılıyor, ardından kaldırıma birkaç masa atılıyor. Sonra birkaç tane daha… Derken kamusal alan tamamen işletmenin özel alanına dönüşüyor. Belediyenin işgaliye ücreti aldığı biliniyor. Ancak mesele para toplamak değil, verilen sınırın korunup korunmadığıdır. Eğer 5 masa için izin verildiyse, birkaç ay sonra o sayı neden 10’a, 15’e çıkıyor? Denetim nerede?

Sadece çay ocakları değil…

Lokantalar vitrinlerini sokağa taşıyor.

Esnaflar, manavlar ürünlerini dükkân önüne yığıyor.

Kimi kaldırımı depo gibi kullanıyor, kimi sergi alanı gibi…

Daha da ilginç olanı ise yıllardır şehrin göbeğinde aynı noktayı kullanan seyyar satıcılar. Örneğin çarşının ortasında yıllardır aynı yerde duran lahmacuncu… Artık sadece satış yapmıyor; arabasının önüne masa sandalye koyup küçük bir işletmeye dönüşmüş durumda. Seyyar mı, sabit mi belli değil. Ama bildiğimiz tek şey şu: Kamusal alan giderek daha fazla işgal ediliyor.

Sorunun en tehlikeli tarafı ise bu görüntülere artık alışılmış olması.

Kimse şaşırmıyor.

Kimse “Bu kaldırımlar kimin?” diye sormuyor.

Oysa kaldırımlar; çocukların, yaşlıların, engellilerin, yayaların ortak kullanım alanıdır. Bir işyerinin uzantısı değildir. Yol kenarı otopark değildir. Kaldırım, “önüme ne koyarsam koyarım” anlayışının sahası hiç değildir.

Bugün Balıkesir’de birçok işletme, dükkânının önündeki yolu, kaldırımı hatta otopark alanını kendi mülkünün parçası gibi görüyor. Üstelik bu alışkanlık azalacağına her geçen gün daha da büyüyor.

Şehir düzeni; kuralla, denetimle ve ortak yaşam kültürüyle korunur.

Aksi halde güçlü olan yayılır, hakkını arayamayan ise kenara çekilir ve en sonunda şehirde yürümek bile ayrıcalığa dönüşür.

 

*-*-*-

 

YAPAY ZEKÂ İNSANI TEMBELLEŞTİRİYOR MU?

Teknoloji her geçen gün hayatımızı biraz daha kolaylaştırıyor. Eskiden saatler süren işler artık birkaç dakikada yapılabiliyor. Bir bilgiye ulaşmak için ansiklopediler karıştırılırdı, şimdi ise tek tuşla milyonlarca bilgi önümüze geliyor. Şimdi hayatımıza bir de yapay zekâ girdi. Yazı yazıyor, soru çözüyor, fikir veriyor, hatta insanların yerine düşünmeye bile başladı.

Peki, bütün bu kolaylıklar insanı gerçekten ileri mi götürüyor?

Yoksa farkında olmadan bizi tembelleştiriyor mu?

Bugün birçok insan artık araştırmak yerine hazır cevabı tercih ediyor. Düşünmek yerine kopyalamak daha kolay geliyor. Bir konu hakkında kafa yormak yerine birkaç saniyede alınan cevaplarla yetiniliyor. Çünkü teknoloji hız kazandırırken sabrı azaltıyor.

Eskiden insanlar bir bilgiye ulaşmak için emek verirdi. Kitap okunurdu, not alınırdı, araştırılırdı. Şimdi ise çoğu insan uzun bir yazıyı okumaya bile tahammül edemiyor. Her şey kısa, hızlı ve hazır olsun isteniyor. Bu durum sadece alışkanlıklarımızı değil, düşünme biçimimizi de değiştiriyor.

Özellikle genç nesil teknolojiyle büyüyor. Bu elbette kötü bir şey değil. Ancak her işi teknolojiye bırakmak insan zihnini zamanla yorulmaya değil, çalışmamaya alıştırıyor. Çünkü düşünmek de bir emektir. Beyin de kullanılmadığında körelen bir yapıdır.

Yapay zekâ bugün birçok konuda insanlara yardımcı oluyor. Öğrencilere ödev hazırlıyor, yazarlara fikir veriyor, çalışanların işini hızlandırıyor. Ama burada önemli olan nokta şu:

İnsan teknolojiyi mi kullanıyor, yoksa teknoloji mi insanı yönetiyor?

Eğer insanlar artık kendi fikirlerini üretmiyor, sadece hazır olanı alıyorsa burada ciddi bir sorun vardır. Çünkü kolaylık bazen gelişim sağlamaz, tam tersine düşünme tembelliği oluşturur.

Bugün birçok insanın dikkat süresi azaldı. Uzun düşünmek, analiz etmek, sorgulamak zor geliyor. Çünkü teknoloji insanı sürekli hızlı tüketime alıştırıyor. Birkaç saniyelik videolar, kısa içerikler, hazır bilgiler… Her şey hızlı ama bir o kadar yüzeysel.

Oysa insanı geliştiren şey biraz da zorlanmaktır. Araştırmaktır. Düşünmektir. Hata yapmaktır. Eğer her sorunun cevabı önümüze hazır gelirse zamanla düşünme yeteneğimizi kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabiliriz.

Elbette teknoloji düşmanlığı yapmak doğru değildir. Yapay zekâ doğru kullanıldığında büyük bir nimettir. İnsan hayatını kolaylaştırır, zaman kazandırır, üretkenliği artırır. Ancak mesele teknolojinin varlığı değil, nasıl kullanıldığıdır.

Çünkü teknoloji insanın yerine düşünmeye başladığında, insan zamanla düşünmemeye başlar.

Belki de bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Biz teknolojiyi bilinçli kullanan insanlar mıyız, yoksa kolaylığın içinde yavaş yavaş düşünmeyi unutan bir topluma mı dönüşüyoruz?

Çünkü makineler geliştikçe insanın da kendini geliştirmesi gerekir. Aksi halde teknoloji ilerlerken insan geride kalabilir.

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.