Bundan yirmi yıl önce insanlar sabah uyandıklarında gazeteye göz atar, kahvaltı yapar ve günlük işlerine başlardı. Bugün ise milyonlarca insanın güne başlama ritüeli aynı: Önce telefon, sonra hayat.
Peki sosyal medya neden bu kadar yaygınlaştı?
Çünkü sosyal medya sadece bir iletişim aracı değil; aynı zamanda insanın en temel ihtiyaçlarına hitap eden dev bir platform haline geldi. İnsan, doğası gereği görülmek, duyulmak, kabul edilmek ve ait olmak ister. Sosyal medya da tam olarak bunu vaat ediyor.
Eskiden bir insanın sesini birkaç kişiye duyurması bile zordu. Şimdi ise birkaç saniye içinde yüzlerce hatta binlerce kişiye ulaşabiliyor. İnsanlar düşüncelerini paylaşıyor, fotoğraflarını yayımlıyor, hayatlarını sergiliyor. Kısacası herkes kendi yayın organına sahip olmuş durumda.
Ancak yaygınlaşmasının tek nedeni bu değil.
Sosyal medya merak duygusunu da besliyor. İnsanlar başkalarının nasıl yaşadığını görmek istiyor. Kim nerede? Ne yapıyor? Kiminle birlikte? Ne yemiş? Nereye gitmiş? Bu merak hiç bitmiyor. Ekran aşağı doğru kaydıkça yeni insanlar, yeni hayatlar ve yeni hikâyeler karşımıza çıkıyor.
Bir başka neden ise onaylanma ihtiyacı.
Bir fotoğraf paylaşılıyor. Dakikalar sonra beğeni sayısı kontrol edilmeye başlanıyor. Kim beğendi, kim yorum yaptı, kim gördüğü halde hiçbir tepki vermedi? Sosyal medya artık sadece paylaşım yapılan bir alan değil, aynı zamanda insanların kendilerini değerlendirdiği bir platform haline geldi.
Belki de en büyük sorun burada başlıyor.
Çünkü birçok insan farkında olmadan kendi değerini aldığı beğeni sayısıyla ölçmeye başlıyor. Oysa insanın değeri, ekran başındaki birkaç kişinin vereceği kararlara bağlı olamaz.
Sosyal medyanın yaygınlaşmasının bir diğer nedeni de kaçış imkânı sunmasıdır. Günlük hayatın stresi, ekonomik sıkıntılar, iş hayatının baskısı ve kişisel sorunlar insanları dijital dünyaya yönlendiriyor. Gerçek hayatta çözülemeyen birçok problem, birkaç saatlik ekran yolculuğuyla unutulmaya çalışılıyor.
Bugün sosyal medya dünyanın en büyük meydanı haline geldi. Herkes konuşuyor, herkes yorum yapıyor, herkes görünmek istiyor. Ancak bu kalabalığın içinde dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var.
Sosyal medya hayatın kendisi değildir.
Orada gördüğümüz hayatlar çoğu zaman gerçeğin tamamını yansıtmaz. İnsanlar en mutlu anlarını paylaşır, en zor günlerini saklar. Bu nedenle ekranlarda gördüğümüz mükemmel hayatlar çoğu zaman gerçeğin değil, seçilmiş görüntülerin ürünüdür.
Sosyal medya bu kadar yaygın çünkü insana ulaşmayı, görünmeyi ve etkileşim kurmayı kolaylaştırıyor. Fakat asıl soru artık neden bu kadar yaygın olduğu değil.
Asıl soru şu:
Biz sosyal medyayı mı kullanıyoruz, yoksa sosyal medya mı bizi kullanıyor?
Çünkü bazen elimizde tuttuğumuzu sandığımız telefonlar, fark etmeden hayatımızı yönetmeye başlayabiliyor.
NE SOSYAL MEDYA İMİŞ?
“Bir zamanlar insanlar aynaya bakıp kendilerini değerlendirirdi; bugün ekranlara bakıp başkalarının kendileri hakkında ne düşündüğünü öğrenmeye çalışıyorlar.”
- Sosyal medyada görünür olmak, değerli olmak anlamına gelmez.
- Herkesin sizi beğenmesi, sizin kendinizi beğendiğiniz anlamına gelmez.
- Beğeni sayısı arttıkça yalnızlık da artabiliyor.
- Artık insanlar yaşadıklarını paylaşmıyor, paylaştıkları için yaşamaya çalışıyor.
- Sosyal medya vitrinidir; hayat ise vitrinin arkasında yaşanır.
- Bir kalp işareti, gerçek bir dostluğun yerini tutmaz.
- En büyük yalnızlık, binlerce takipçinin arasında hissedilen yalnızlıktır.
- Kendini başkalarının ekranından tanımaya çalışan insan, bir süre sonra kendini kaybeder.
- Görünmek için yaşayanlar, yaşadıklarını göremez hale gelir.
- Beğenilmek geçicidir, değerli olmak kalıcıdır.
- Dijital çağın en büyük hastalığı: Onay bağımlılığı.
- İnsanlar artık “Nasılsın?” diye sormuyor, “Paylaşımımı gördün mü?” diye merak ediyor.
- Sosyal medya insanları birbirine bağladı, ama bazen birbirinden uzaklaştırdı.
- Gerçek hayat sessizdir, gösteri ise sosyal medyada yapılır.
- Mutluluk paylaşıldıkça çoğalır derlerdi; şimdi paylaşılmazsa yaşanmamış sayılıyor.
- Eskiden insanlar karakterlerini geliştirirdi, şimdi profillerini.
- En tehlikeli bağımlılık, başkalarının onayına duyulan ihtiyaçtır.
- Görünüyorsam öyleyse varım anlayışı, çağımızın yeni yalnızlığıdır.
- Sosyal medyada herkes birbirini izliyor, ama kimse gerçekten görmüyor.
- Beğeni peşinde koşan insan, zamanla kendisinden uzaklaşır.
-*-*-*
SOSYAL MEDYA DA BEĞENİLME İSTEĞİ
Beğeniliyorum, Öyleyse Varım!
Eskiden insanlar sabah uyandığında aynaya bakardı. Şimdi telefona bakıyor.
Güne nasıl başladığımızı artık yüzümüz değil, ekranımız belirliyor. Gece paylaştığımız fotoğraf kaç beğeni aldı? Hikâyemizi kimler gördü? Beklediğimiz kişi neden izlediği halde mesaj atmadı? Her paylaşımın ardından başlayan görünmez bir muhasebe süreci var.
İşin daha düşündürücü tarafı ise şu:
Artık insanlar paylaşım yapmıyor, onay arıyor.
Bir fotoğraf paylaşılıyor. Aradan birkaç dakika geçiyor. Telefon tekrar ele alınıyor. Kaç kişi beğendi? Kim yorum yaptı? Kim yaptı da o yapmadı? Her şey bir anda rakamlara dönüşüyor. Mutluluk rakama, dostluk rakama, hatta değer duygusu bile rakama dönüşüyor.
Bir dönem insanların derdi komşunun ne dediğiydi. Şimdi dünyanın ne düşündüğü önemseniyor.
Sosyal medya başlangıçta insanları birbirine bağlayan bir araç olarak ortaya çıktı. Fakat zamanla birçok kişi için görünür olma yarışına dönüştü. Sanki görünmüyorsak yokuz. Paylaşmıyorsak yaşamıyoruz. Gittiğimiz yeri, yediğimiz yemeği, bulunduğumuz ortamı göstermediğimizde yaşananların bir anlamı kalmayacakmış gibi davranıyoruz.
Daha da ilginci, artık paylaşım yaptıktan sonra asıl hayat başlıyor.
“Kimler bakmış?”
“Kimler beğenmiş?”
“O neden beğenmedi?”
“Hikâyemi gördüğü halde neden yazmadı?”
Bir beğeni eksikliği bazen saatlerce düşünülüyor. İnsanlar gerçek hayatta hiç sorun etmeyecekleri kişilerin sosyal medya davranışlarını analiz ediyor. Bir paylaşımın altındaki eksik bir kalp işareti, bazen gereğinden fazla anlam yüklenen bir meseleye dönüşüyor.
Oysa kimsenin aklına şu soru gelmiyor:
Bir insanın değeri gerçekten birkaç saniyelik bir ekran hareketiyle ölçülebilir mi?
Bugün birçok kişi farkında olmadan sosyal medyayı bir aynaya çevirmiş durumda. Kendine oradan bakıyor. Kendini oradan değerlendiriyor. Kendini oradan beğeniyor ya da beğenmiyor.
Sorun da tam burada başlıyor.
Çünkü başkalarının onayı üzerine kurulan özgüven son derece kırılgandır. Bugün yüz beğeniyle mutlu olan kişi, yarın elli beğeni aldığında mutsuz olabiliyor. Çünkü ölçü artık kişinin kendisi değil, başkalarının tepkileri oluyor.
Sosyal medya hayatımızın bir gerçeği. Kimse teknolojiye sırtımızı dönelim demiyor. Ancak bir gerçeği de kabul etmek gerekiyor:
Beğenilmek ile değerli olmak aynı şey değildir.
Bir paylaşımın çok ilgi görmesi sizi daha değerli yapmadığı gibi, az ilgi görmesi de sizden bir şey eksiltmez.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Paylaşımımızı gerçekten paylaşmak istediğimiz için mi yapıyoruz, yoksa başkalarının bizi onaylamasına ihtiyaç duyduğumuz için mi?
Çünkü sosyal medyanın en büyük yanılsaması şudur:
İnsanlara kendilerini görünür hissettirirken, bazen kendi gerçek değerlerini görmelerini engelleyebiliyor.




