“Akıl Verenlerin Çelişkisi”
İnsan, başkasına doğruyu anlatırken çoğu zaman kendi eksiklerini gizleme ihtiyacı hisseder. Çünkü konuşmak kolaydır; yaşamak ise bedel ister. Günümüzde herkes hayat uzmanı gibi konuşuyor. Televizyon ekranlarında, sosyal medyada, kahve masalarında… Herkes ahlaktan, dürüstlükten, vicdandan, insanlıktan söz ediyor. Fakat aynı insanlar iş uygulamaya gelince söylediklerinin tam tersini yapabiliyor.
Birine sabrı öğütleyen kişi en küçük eleştiride öfkeye kapılıyor. Adaletten bahsedenler kendi çıkarı söz konusu olduğunda sessizleşiyor. “İnsan kırmayın” diyenler en ağır cümleleri kurabiliyor. Çünkü toplumda artık doğruyu yaşamak değil, doğruyu söylemek değer görüyor.
Oysa insanın gerçek karakteri konuşmalarında değil, davranışlarında ortaya çıkar. Güzel cümle kurmak meziyet değildir; o cümlelerin sorumluluğunu taşımak meziyettir. Hayatın en büyük çelişkisi de burada başlıyor. İnsanlar başkalarına anlattıkları hayatı kendileri yaşayamadıkça söyledikleri sözler zamanla inandırıcılığını kaybediyor.
Belki de bunun temel nedeni insanın kendisini olduğundan daha iyi gösterme çabasıdır. Herkes kusursuz görünmek istiyor. Kimse kendi yanlışını kabul etmek istemiyor. Bu yüzden insanlar öğüt vererek vicdanlarını rahatlatıyor. Sanki doğruyu söylemek, doğruyu yapmak yerine geçiyormuş gibi davranıyorlar.
Oysa toplumun artık nasihatten çok örneğe ihtiyacı var. İnsanlar büyük laflar edenleri değil, sessizce doğru yaşayanları görmek istiyor. Çünkü samimiyet sözde değil davranışta belli olur.
Bugün dünyanın en büyük problemi bilgi eksikliği değil, davranış eksikliğidir. Herkes neyin doğru olduğunu biliyor ama çok az insan bildiği gibi yaşayabiliyor. Belki de bu yüzden hayat, konuşanlardan çok yaşayanları hatırlıyor.
GÜZEL SÖZLER
-“İnsanlara kulak verin ama davranışlarına bakın.” — Benjamin Franklin
-“Söylediklerinize dikkat edin; çünkü davranışlarınıza dönüşür.” — Lao Tzu
-“Bir insanın ne söylediğine değil, ne yaptığına bak.” — Michel de Montaigne
-“Örnek olmak, insanları etkilemenin en iyi yolu değildir; tek yoludur.” — Albert Schweitzer
-“İkiyüzlülük, kötülüğün erdeme ödediği vergidir.” — François de La Rochefoucauld
-“İnsanlar nasihat dinlemekten çok örnek almaya eğilimlidir.” — Joseph Joubert
-“Başkalarına sürekli doğru yolu gösterip kendisi o yolda yürümeyen insan, elindeki fenerle başkalarına yol gösteren ama kendisi karanlıkta kalan kişiye benzer.” — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
-“Bilmek yetmez, uygulamak gerekir.” — Johann Wolfgang von Goethe
-*-*-*-*
BAYKUŞ
Baykuş… Geceyi sessizce yaran kanatları, karanlığın içinden süzülen bakışları yüzünden çoğu toplumda uğursuz sayılmıştır. Oysa doğanın gözünde baykuş ne uğursuzdur ne de korkulacak bir canlıdır. Ona bu sıfatı yükleyen yalnızca insanın bilinmeyene duyduğu eski korkulardır.
Anadolu’da bir evin çatısına baykuş konduğunda kötü haber geleceğine inanılırdı. Avrupa’da ise mezarlıkların bekçisi sayılmıştır. Hâlbuki baykuş, gecenin en çalışkan ve en faydalı canlılarından biridir. İnsanların korkuyla baktığı o iri gözler, aslında doğanın kusursuz dengesi için yaratılmıştır.
Baykuşların en önemli görevi fare popülasyonunu kontrol altında tutmaktır. Bir baykuş, yılda binlerce fare tüketebilir. Özellikle tarım alanlarında bu durum büyük önem taşır. Çünkü fareler yalnızca ekinlere zarar vermez; aynı zamanda hastalık taşıyarak insan yaşamını da tehdit eder. Eğer baykuşlar olmasaydı, birçok bölgede fare nüfusu hızla artar, tarlalar büyük zarar görürdü. Kısacası çiftçinin görünmez yardımcısı çoğu zaman bir baykuştur.
İlginç olan şudur ki baykuş, avını neredeyse tamamen sessiz uçarak yakalar. Kanatlarındaki özel tüy yapısı sayesinde gece karanlığında adeta gölge gibi hareket eder. Bu özellik, onu dünyanın en başarılı avcı kuşlarından biri yapar. Ayrıca başlarını yaklaşık 270 derece çevirebilmeleri de insanların en çok şaşırdığı özelliklerden biridir. Gözleri hareket etmediği için çevreyi bu şekilde tararlar.
Bir başka dikkat çekici özellikleri ise olağanüstü işitme yetenekleridir. Bazı baykuş türleri karın altındaki bir farenin yerini bile yalnızca sesinden anlayabilir. Doğa onlara geceyi duymayı öğretmiştir.
Bugün birçok ülkede baykuş bilgeliğin sembolü kabul edilir. Antik Yunan’da bilgelik tanrıçası Athena’nın simgesi bir baykuştu. Demek ki aynı canlı, bir toplum için korkunun, başka bir toplum için aklın ve bilgeliğin temsilcisi olabiliyor. Bu da bize aslında doğadaki canlıların değil, insanların onlara yüklediği anlamların değiştiğini gösteriyor.
Baykuş geceyi güzelleştiren sessiz bir nöbetçidir. Farelerin dengesini koruyan, doğanın düzenine katkı sunan önemli bir canlıdır. Ona uğursuzluk yakıştırmak yerine, ekosistemin vazgeçilmez bir parçası olduğunu görmek gerekir. Çünkü doğada hiçbir canlı sebepsiz yaratılmamıştır; baykuş da gecenin karanlığında görevini yapan sessiz bir emekçidir.
Şehrimizin Sessiz Kahramanları
Her gün yanından geçtiğimiz, çoğu zaman farkına bile varmadığımız hayvanlar aslında doğanın görünmez çalışanlarıdır. İnsan yaşamının devamında onların üstlendiği görevler sandığımızdan çok daha büyüktür. Kimi toprağı havalandırır, kimi zararlı böcekleri yok eder, kimi ise doğanın dengesini korur.
Örneğin arılar… Küçücük bedenleriyle dünyanın en büyük görevlerinden birini yerine getirirler. Çiçekleri dolaşarak bitkilerin çoğalmasını sağlar, yani tarımın devamında büyük rol oynarlar. Bilim insanları, arıların yok olması halinde insanlığın gıda zincirinin ciddi tehlikeye gireceğini söylüyor. Bir kavanoz balın arkasında binlerce arının kilometrelerce yolculuğu vardır.
Sokaklarımızın vazgeçilmez misafirleri olan kediler ise sadece sevimli dostlarımız değildir. Tarih boyunca fare ve kemirgen popülasyonunu kontrol altında tutarak insanların yaşam alanlarını korumuşlardır. Özellikle eski şehirlerde kediler adeta doğal bir denge unsuru olmuştur.
Kuşların da doğa için ayrı bir önemi vardır. Serçeler, kırlangıçlar ve leylekler zararlı böcekleri tüketerek çevreyi korurlar. Bazı kuş türleri ise tohum taşıyarak ormanların yayılmasına katkı sağlar. Bir ağacın kilometrelerce uzağında yetişmesi bazen küçük bir kuşun eseridir.
Toprağın altında yaşayan solucanlar çoğu insanın ilgisini çekmez. Oysa onlar toprağın gerçek ustalarıdır. Açtıkları kanallar sayesinde toprağın hava almasını sağlar, verimi artırırlar. Çiftçiler için sessiz ama çok değerli yardımcıdırlar.
Köpekler ise insanlık tarihinin en sadık yol arkadaşlarından biridir. Sadece dostluklarıyla değil; arama kurtarma çalışmalarında, güvenlikte ve engelli bireylerin yaşamında üstlendikleri görevlerle de büyük fayda sağlarlar. Depremlerde enkaz altındaki insanları bulan köpekler, umut ile hayat arasında köprü kurmaktadır.
Doğa aslında büyük bir ortak yaşam düzenidir. İnsan, hayvan ve çevre birbirine bağlıdır. Bir türün azalması ya da yok olması, tüm sistemi etkileyebilir. Bu yüzden çevremizde yaşayan hayvanlara sadece “canlı” olarak değil, hayatın devamını sağlayan önemli görev sahipleri olarak bakmalıyız.
Belki de modern yaşamın bize unutturduğu en önemli gerçek şudur: Doğa yalnızca insanların değil, tüm canlıların ortak evidir.




