Balıkesir büyüyor. Bunu artık tartışmaya gerek yok. Nüfus artıyor, yeni konutlar yükseliyor, sanayi alanları genişliyor. Ama kimse şu soruyu yüksek sesle sormuyor.
Bu şehir nereye büyüyor?
Çünkü büyümek tek başına başarı değildir.
Plansız büyüme, gelişme değil, dağılmadır.
Bugün Balıkesir’e baktığınızda üç ayrı şehir görüyorsunuz.
Bir tarafta Bandırma hattı… Liman, sanayi, lojistik.
Diğer tarafta Edremit Körfezi… Turizm, yazlık, sahil yaşamı.
Ortada ise merkez… Kendi halinde genişleyen bir şehir.
Üç farklı karakter, üç farklı yön… Ama bir plan var mı? Tartışılır.
Asıl sorun da bu.
Balıkesir karar verememiş bir şehir görüntüsü veriyor.
Sanayi mi olacak, turizm mi olacak, yoksa güçlü bir merkez kent mi?
Şu an hepsi olmaya çalışıyor.
Ama bu şekilde hiçbirini tam olamıyor.
Sanayiye bakalım.
Evet, organize sanayi bölgeleri var. Üretim var, istihdam var. Ama bu yeterli mi? Değil. Çünkü Balıkesir’deki sanayi hâlâ düşük ve orta ölçekli üretime dayanıyor. Yüksek teknoloji yok, markalaşma yok, katma değer sınırlı.
Bu ne demek?
Şehir büyür ama zenginleşemez.
Bandırma gibi büyük bir avantaj varken, liman varken, ulaşım bağlantıları varken hâlâ “yan sanayi” düzeyinde kalmak Balıkesir’e yakışmıyor.
Gelelim turizme.
Edremit, Ayvalık, Burhaniye hattı Türkiye’nin en kıymetli bölgelerinden biri. Ama burada da başka bir sorun var, kontrolsüz yapılaşma.
Bugün yazlık diye yapılan birçok yapı, yarın kalıcı nüfus getirecek. Ama altyapı aynı hızda büyümüyor. Yol, kanalizasyon, su… Hepsi birkaç yıl içinde daha da ciddi sorun haline gelebilir.
Kısacası, bugün kazanç gibi görünen yapılaşma, yarının krizi olabilir.
Merkez ise ayrı bir hikâye.
Altıeylül ve Karesi büyüyor ama nasıl büyüyor?
Plansız, parça parça, yönsüz. Ne güçlü bir şehir merkezi oluşuyor ne de kimlikli bir kent dokusu. Bir başka kritik başlık, ulaşım. Balıkesir büyüyor ama ulaşım yerinde sayıyor. Toplu taşıma zayıf. Raylı sistem yok. İlçeler arası entegrasyon eksik. Bugün sorun gibi görünmeyen bu durum, birkaç yıl sonra ciddi bir şehir içi tıkanıklığa dönüşür.
Çünkü en büyük hata ise şu: Önce büyüyüp sonra ulaşımı düşünmek.
O noktadan sonra çözüm üretmek çok daha pahalı ve zor olur.
Peki, Balıkesir ne yapmalı?
Her şeyden önce karar vermeli.
Bandırma hattı sanayi ve lojistik merkezi olmalı.
Körfez hattı korunmalı, turizm kontrollü büyümeli.
Merkez ise planlı, yaşanabilir bir şehir olarak gelişmeli.
Herkese aynı rol verilmez.
Her bölgeye aynı yük bindirilmez.
En önemlisi de şu, Balıkesir artık günü kurtaran değil, geleceği planlayan bir anlayışa geçmeli.
Çünkü bu şehirde en büyük eksik proje değil, yön.
Bugün yapılan her bina, açılan her yol, verilen her ruhsat aslında geleceğe atılan bir imza ve o imza ya doğru bir şehir kuraca ya da geri dönüşü olmayan bir karmaşa yaratacak.
Evet, Balıkesir büyüyor. Ama asıl mesele şu. Büyüyen şehir mi olacağız, yoksa büyürken yönünü bulamayıp kaybolan şehir mi?
-*-*-*
ZİYAETTİN TAN
Geçtiğimiz günlerde Susurluk’tan gelirken Ziyaettin Tan’ın benzinliğine uğradım. Kendisi oradaydı. İlerlemiş yaşına rağmen işinin başında olmaya devam ediyor. “Artık torun da var yanımda, daha çok o ilgileniyor” dedi. Daha önce yürüttüğü lastik satış işini ise yanında uzun yıllar çalışan bir arkadaşına devretmiş.
İşyerindeki bürosunda yaptığımız sohbetimizde eski günlere gittik. Belediye başkanlığı döneminden söz etti. O yıllardaki hizmet anlayışını, şehirle kurduğu bağı anlattı. Babam, Orhan Yırcalı ile birlikte Ticaret odasında çalıştıkları günleri de hatırlattı. Yaşını özellikle yazmıyorum ama kendisine şunu söyledim: Allah bana da senin yaşına kadar, senin gibi sağlıklı ve üretken bir yaşam nasip etsin.
Ziyaettin Tan, belediye başkanlığı yaptığı dönemde sadece makamda oturan bir yönetici değil, herkese dokunan bir isimdi. Şehrin belediye başkanıydı; belli bir kesimin değil, herkesin başkanıydı. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen bugün hâlâ yeni neslin kendisini tanıması, Balıkesir sokaklarında yürürken herkesle selamlaşıp sohbet edebilmesi bunun en açık göstergesi.
Asıl mesele de burada yatıyor. Önemli bir görevi bıraktıktan sonra da halkın içinde, doğal ve samimi bir şekilde dolaşabilmek. İnsanların yüzüne rahatça bakabilmek, onların da size aynı sıcaklıkla karşılık vermesi. Kalıcı olan unvanlar değil, geride bırakılan izdir.





