Burhaniye’de altyapı meselesi yeniden gündemde. Özellikle Bahçelievler Mahallesin de yıllardan beri çözülemeyen kanalizasyon sorunu, artık görmezden gelinemez bir noktaya ulaşmış durumda. Geçtiğimiz hafta Ahmet Akın Kültür Merkezi’nde düzenlenen toplantı, bu sorunun ne kadar derin ve çok katmanlı olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Toplantıya belediye yetkilileri, site yöneticileri ve müteahhitler katıldı. Amaç, mevcut durum hakkında bilgilendirme yapmak ve çözüm için gerekli maliyet paylaşımını konuşmaktı. Ortaya çıkan tablo ise oldukça çarpıcıydı. Hesaplanan katılım paylarının sadece tek bir siteyi değil, bölgedeki birçok yerleşimi kapsadığı ifade edildi. Ancak toplantıya katılanların bir kısmı bu maliyetleri kabul ederken, bir kısmı açıkca itiraz etti. Bu da sorunun sadece teknik değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik bir boyutu olduğunu gösterdi.
Fakat asıl tartışılması gereken konu burada başlıyor. Bahçelievler gibi bir mahallede yıllar önce inşa edilen sitelere ruhsat ve iskân verilirken, gerekli altyapı şartlarının neden sağlanmadığı sorusu ortada duruyor. Daha da önemlisi, bu süreçte Balıkesir Büyükşehir Belediyesinin müteahhitlerden alması gereken katılım paylarını tahsil etmemiş olması iddiası da ciddi bir yönetim zafiyeti olarak karşımıza çıkıyor.
Özellikle Burhaniye, Ören gibi yazın nüfusun arttığı sahil kentlerinde yol, su, kanalizasyon gibi temel altyapı unsurları tamamlanmadan bir bölgenin imara açılması, gelecekte yaşanacak sorunların adeta davetiye çıkarmak anlamına gelir. Bugün Bahçelievler’de yaşanan durum da tam olarak budur. İnsanlar yıllar önce satın aldıkları ya da oturdukları konutlarda, en temel ihtiyaçlardan biri olan kanalizasyon hizmetinden mahrum kalmaktadır.
Bu noktada sorumluluğu sadece bugünün yöneticilerine yüklemek de yanlış olur. Bu birikmiş bir sorundur. Geçmişte alınan kararların, eksik denetimlerin ve göz ardı edilen yükümlülüklerin sonucudur. Ancak bu durum, bugünkü yöneticilerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aksine, çözüm üretme zorunluluğunu daha da artırır.
Öte yandan vatandaşın tepkisini de anlamak gerekiyor. İnsanlar haklı olarak soruyor. Yıllar önce alınması gereken bedeller neden şimdi bizden talep ediliyor? Bu soru cevapsız bırakıldıkça, toplumsal uzlaşının sağlanması da zorlaşacaktır.
Burhaniye’de kanalizasyon meselesi artık sadece bir altyapı sorunu değildir. Bu konu, aynı zamanda şehir yönetimi, planlama disiplini ve kamu sorumluluğu açısından da bir sınav niteliği taşımaktadır. Eğer bu süreç doğru yönetilmezse, benzer sorunların başka mahallelerde de ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.
Çözüm ise bellidir. Şeffaflık, adaletli maliyet paylaşımı ve geçmiş hatalardan ders çıkaran bir yönetim anlayışı. Aksi halde bugün Bahçelievler’de konuşulanlar, yarın Burhaniye’nin başka yerleşim bölgelerinde yeniden gündeme gelecektir.
-*-*-*-
ÖMÜR DEDİĞİN NEDİR Kİ?
Nisan bitiyor. Takvim ilerliyor ama insanın içindeki mevsim bazen yerinde sayıyor. Dışarıda hayat akıyor; ağaçlar tomurcuklanıyor, sokaklar kalabalıklaşıyor. Ama sen evdesin. Üzerinde tarif etmesi zor bir ağırlık, bir isteksizlik. Çıkmak zor, gezmek zor, hatta bazen düşünmek bile zor. Yaş 70 e yaklaşmış.
Bir yandan da hayatın hesabını yapıyorsun. Gelir belli, gider belli. Büyük hayaller artık küçük hesapların arasına sıkışmış. Çocuklar uzakta, başka ülkelerde. Eşin hasta, ona bakmak senin omuzlarında. İnsan ister istemez soruyor: “Kalan ömrüm böyle mi geçecek?”
Bu soru ağırdır. Ama cevabı, sandığımız kadar karanlık olmak zorunda değil.
Çünkü mesele, her istediğini alabilmek değil. Mesele, elindekilerle yaşayabilmeyi öğrenmek. Bu cümle ilk bakışta teselli gibi durur ama aslında bir yön değişikliğidir. Hayatı dışarıdan içeriye taşımaktır.
İnsan gençken “çok şey yapmak” ister. Yaş ilerledikçe anlar ki asıl mesele “az şeyle iyi yaşamak”tır. Bu bir kabulleniş değil, bir ustalıktır.
Önce şunu netleştirmek gerekir: Yorgunluk sadece bedende değildir. Zihin de yorulur. Sürekli eksikleri düşünmek, yetişemeyen arzuların peşinden gitmek insanı tüketir. O yüzden ilk adım, zihni sadeleştirmektir.
Her sabah kendine küçük, ulaşılabilir bir hedef koymak. Bir yürüyüş, bir sayfa kitap, bir dostla kısa bir telefon konuşması. Büyük değişimler değil, küçük ritimler hayatı taşır.
Evden çıkmak zor geliyorsa, kendini zorlayarak değil, ikna ederek başlamak gerekir. Beş dakikalık bir hava almak, kapının önünde durmak bile bir adımdır. Çünkü hareket, isteğin önüne geçer. Önce yürürsün, sonra içinden gelmeye başlar.
Maddi meseleler ise hayatın sert gerçeği. Ama burada da bir denge kurulabilir. İhtiyaç ile istek arasındaki çizgiyi netleştirmek, insanı rahatlatır. Her şeye sahip olamamak eksiklik değildir. Asıl eksiklik, sahip olduklarının farkına varamamaktır.
Eşine bakmak, belki de bu hayatın en ağır ama en anlamlı sorumluluğu. Bu bir yük gibi görünse de aslında hayatın sana verdiği en insani görevlerden biridir. İnsan en çok, bir başkasına iyi geldiğinde iyileşir.
Çocukların uzakta olabilir. Ama bağ kopmaz. Onlarla kurulan her temas, her ses, her görüntü aslında mesafeyi biraz daha kısaltır. Beklentiyi azaltıp bağı korumak, bu dönemin en gerçekçi yoludur.
En önemlisi ise: Hayatın son çeyreği, sanıldığı gibi bir “azalma” dönemi değildir. Bu dönem, sadeleşmenin ve anlamın yoğunlaştığı bir zamandır. Gürültü azalır, öz kalır.
Belki sınırsız para harcayamayacaksın. Belki her istediğini yaşayamayacaksın. Ama yine de iyi bir hayat mümkün. Daha yavaş, daha sade, daha farkında bir hayat.
Çünkü insanın gerçek zenginliği, sahip olduklarının toplamı değil; onlarla kurduğu ilişkidir.
Nisan geçer, Mayıs gelir. Mevsimler değişir. Hayat da öyle. İçindeki ağırlık da geçer, yeter ki onu taşımayı değil, anlamayı seç.





