“Mutlaka Evlenin”
Ünlü filozof Sokrates’in eşi, dünya cadılık tarihinin gözdelerindenmiş. Bu yüzden Sokrat’ı da hanımını da filozof saymak pek yanlış sayılmasa gerek.
Bir gün hanımı, Sokrat’ı rezil edip evden göndermiş. Sonra da hırsını alamamış olmalı ki talebelerine ders verdiği yere gelmiş; başlamış avazı çıktığı kadar bağırıp çağırmaya. Bununla da hızını alamamış ve orada duran bir kova suyu kocasının başından aşağı boca etmiş.
Sokrat, bu olup bitenlere hiç karşılık vermeden sadece tebessüm ediyormuş. Talebeleri hayret etmiş ve sormuşlar:
“Efendim! Bunca bağırıp çağırmadan sonra bir de tepeden aşağı ıslattı sizi. Buna rağmen hiçbir karşılık vermediniz?”
“Sürpriz değildi…” demiş Sokrat. “Eğer şimşek çakar, gök gürlerse peşinden muhakkak yağmur gelir. Bizimki de esip gürledi, ıslatması ondandır.”
Talebeleri, böylesine bir olumsuzluktan sonra onun ne cevap vereceğini merak edip sormuşlar:
“Efendim! Bize evlenmeyi tavsiye eder misiniz?”
“Evet…” demiş Sokrat. “Siz de mutlaka evlenin. İki ihtimal var: Karınız ya iyi çıkar ya da kötü. İyi çıkarsa mutlu olursunuz, kötü çıkarsa da benim gibi filozof olursunuz.”
Sokrates Hakkında Anekdotlar ve Sözler
“Anekdotlar”
- Bildiğim tek şey
Sokrates’e en bilge insan olduğu söylendiğinde şu cevabı verir:
“Ben sadece bir şey biliyorum: hiçbir şey bilmediğimi biliyorum.”
Bu yaklaşım, onun felsefesinin temelidir. İnsanın kendi cehaletini fark etmesi.
- Üç filtre testi
Bir kişi Sokrates’e bir başkası hakkında olumsuz bir şey anlatmak ister. Sokrates üç soru sorar:
Doğru mu?
İyi mi?
Faydalı mı?
Cevaplar olumsuz olunca şöyle der:
“O halde neden anlatıyorsun?”
- Pazarda gözlem
Pazarda dolaşırken etrafındaki eşyalara bakar ve şöyle der:
“İhtiyacım olmayan ne kadar çok şey var!”
- Ölüm karşısındaki tavrı
Haksız yere ölüme mahkûm edildiğinde kaçması önerilir. Ancak o bunu reddeder:
“Yasalara karşı gelmek, haksızlığa uğramaktan daha kötüdür.”
Güzel sözler
“Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez.”
“Erdem bilgidir.”
“Kendini bil.”
“Hiç kimse bilerek kötülük yapmaz.”
“Az şeye sahip olan değil, çok isteyen fakirdir.”
“Bilgelik, hayret etmekle başlar.”
“İyi bir insan olmadan iyi bir vatandaş olunmaz.”
“Adalet, güçlü olanın işine gelen değildir.”
“Ruhunu eğit; beden ardından gelir.”
-*-*-*
ÜLKELERİN İLGİNÇ DURUMLARI
Dünya haritasına bakarken çoğu zaman sınırları, başkentleri ve nüfusları görürüz. Oysa ülkeleri gerçekten ilginç kılan şey, onların kendine özgü hikâyeleri ve şaşırtıcı gerçekleridir. Bazen bir yasak, bazen bir doğa olayı, bazen de insanlığın bıraktığı izler, bir ülkeyi diğerlerinden ayırır.
Örneğin Singapur’da sakız çiğnemenin yasak olması, disiplinli şehir yaşamının bir yansımasıdır. Buna karşılık İzlanda’da tek bir sivrisineğin bile bulunmaması, doğanın ne kadar farklı koşullar yaratabildiğini gösterir. Aynı dünyada, bambaşka gerçeklikler…
Avrupa’nın kalbinde yer alan Hamburg ise mühendislik ve estetiğin birleştiği bir örnek. 2.500’ü aşan köprüsüyle yalnızca bir şehir değil, adeta suyun üzerinde kurulmuş bir medeniyet. Çoğu kişinin köprü denince aklına gelen Venedik ya da Amsterdam bile bu alanda Hamburg’un gerisinde kalıyor.
Doğanın tahribatının en çarpıcı örneklerinden biri ise Haiti. Uydu görüntülerinde bile komşusu Dominik Cumhuriyeti ile arasındaki fark net şekilde görülebiliyor. Bir tarafta yeşil, diğer tarafta neredeyse tamamen yok olmuş ormanlar… Bu durum, insan müdahalesinin doğayı nasıl geri dönülmez biçimde değiştirebildiğinin açık bir göstergesi.
Bir başka çarpıcı örnek ise Maldivler. Hint Okyanusu’nun ortasında bir cennet gibi görünen bu ülke, aynı zamanda küresel iklim değişikliğinin en somut tehditlerinden biriyle karşı karşıya. Deniz seviyesindeki yükselme, sadece bir çevre sorunu değil; bir ülkenin geleceğini doğrudan belirleyen bir gerçek.
Nüfus yoğunluğu söz konusu olduğunda ise uç noktalar daha da belirginleşiyor. Moğolistan’da kilometrelerce yol gidip kimseyle karşılaşmamak mümkünken, Hong Kong’un Mong Kok bölgesinde adım atacak yer bulmak zor. Aynı gezegende hem yalnızlığın hem de kalabalığın bu denli keskin yaşanması düşündürücü.
Kuraklığın sınırlarını zorlayan Libya ise neredeyse tamamen çölle kaplı. Bazı bölgelerinde yıllarca yağmur damlası düşmemesi, doğanın ne kadar sert olabileceğini gösteriyor. Benzer şekilde Suudi Arabistan’da tek bir nehrin bile bulunmaması, suyun değerini daha da anlamlı hale getiriyor.
Dil çeşitliliği açısından bakıldığında Papua Yeni Gine adeta yaşayan bir müze. 800’ün üzerinde dilin konuşulduğu bu ülke, kültürel zenginliğin sayılarla ifade edilebildiği nadir yerlerden biri. Her dil, ayrı bir dünya demek.
Küçüklük bazen de dikkat çekici bir özellik haline geliyor. Monako, neredeyse bir park büyüklüğünde olmasına rağmen dünyanın en yoğun ve en dikkat çekici yaşam alanlarından biri. Buna karşılık Kanada, milyonlarca gölüyle suyun ülkesi olarak anılıyor; doğanın cömertliği burada sınır tanımıyor.
Rusya ise Sibirya’nın uçsuz bucaksız ormanlarıyla dünyanın akciğerlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu devasa yeşil alanlar, sadece bir ülkenin değil, tüm insanlığın nefes kaynağı.
Tüm bu örnekler bize şunu gösteriyor ki, Dünya, tek tip bir düzenin değil, zıtlıkların ve çeşitliliğin gezegeni. Bir yerde suyun yokluğu hayatı belirlerken, başka bir yerde suyun fazlalığı yaşam biçimini şekillendiriyor. Bir ülkede yüzlerce dil konuşulurken, başka bir yerde tek bir ortak dil bile zor bulunuyor.
Bu farklılıkları sadece “ilginç bilgiler” olarak görmek yerine, onlardan ders çıkarabilmek önemli bence. Doğayı korumanın, kültürel çeşitliliğe sahip çıkmanın ve yaşadığımız gezegenin kıymetini bilmenin gerekliliği işte bu bilgilerden sonra tekrar ortaya çıkıyor.
Dünya, sadece üzerinde yaşadığımız bir yer değil; her köşesinde ayrı bir hikâye barındıran büyük bir gezegen.




