Hani bir söz vardır, “Dünyada mekan ahirette İman.”
Bu dünyada insana lazım olan şey barınacağı bir yerdir. Yani başını sokacağı bir yer olduktan sonra insan yaşayabilir. Diğer dünyada ise bize gerekli olan şey imandır.
Fakat ülkemizdeki ekonomi, yaşam artları o kadar zor ki insan başını sokacak bir ev almakta çok ama çok zorlanıyor.
Asgari ücret net 28.075,50 TL, brüt ise 33.030,00 TL.
Bu parayla hem geçinecek hem de ev sahibi olacaksınız.
Üşenmeyip araştıranlar var. Araştırmaya göre bu asgari ücretle İstanbul’da 46, İzmir’de 32, Ankara’da ise 26 yıl gibi bir zaman aralığında bu ortalama bir ev fiyatına göre ev sahibi olabiliyorsunuz.
Bir insan ömrünün yarısı neredeyse sadece bir ev almak için çalışacaksak nasıl bir iş bu pek anlamış değilim.
Eskiden ülkemizde orta sınıfın ulaşabileceği bir hedefti ev almak.
Bir ömür boyu çalışılır, emekli ikramiyesiyle ya da makul bir krediyle o anahtar teslim alınırdı. Bugün ise o anahtar, kapıları değil sadece hayal dünyasının kapılarını açıyor.
Arabadan, konuttan yatırım aracı olur mu?
Türkiye’de yaşıyorsan oluyor.
Çünkü yatırımcının 2’nci, 3’ncü, 14’ncü, 31’nci evinden daha fazla vergi almazsan olur.
Zengin ev alır, yatırımcı ev alır, orta sınıf ve fakir kira öder.
Ev meselesi yatırım aracı olmaktan çıkarılmalı.
Yüksek inşaat maliyetleri ortada, konutun bir barınma ihtiyacından ziyade yatırım aracına dönüşmesi belki de sorunun temeli bile olabilir…
Fiyat etiketlerindeki sıfırlar her geçen gün artarken, vatandaşın alım gücü aynı hızla eriyor. Eskiden “kira öder gibi ev sahibi olmak” diye bir tabir vardı; şimdilerde ise sadece kirayı ödeyebilmek bile büyük bir başarı öyküsüne dönüştü.
Bu durum sadece ekonomik değil, sosyal bir krizin de habercisi.
Evlenmeyi planlayan gençler, çocuklarına güvenli bir gelecek kurmak isteyen aileler artık bu hayali rafa kaldırmış durumda.
Eğer barınma temel bir hak ise, bu hakkın lüks haline gelmesi hepimizi düşündürmeli.
Ev fiyatları milyon TL’leri aşan taksi ödemesi bile 10 asgari ücreti geçen noktalara ulaşmış durumda. Ev almak artık hayallerde bu konuda birilerinin artık el atması gerekiyor.
Bundan daha da önemlisi var aslında aldığımız evlerin depreme dayanıklı olup olmadığı.
Kimse ev alırken kullanılan beton miktarını yada kullanılan bina temel sistemini sormuyor. Evin içine bakıp hayran kalıp daireyi alıyoruz.
Oysa deprem ülkesinde yaşıyoruz. Oturacağımız evlerin güvenli olması lazım.
Asrın felaketi Kahramanmaraş depremlerinde 50 bin insanımızı beton altında kaybettik.
Hiç ders almadık. Alacağımız da yok. Depreme dayanıklı evler ve fay hattından uzak kentleşme yapmamız gerekiyor.
Söyleyecek çok sözüm var ama şimdilik bu kadar.
Saygılarımla.
