1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. YANIMIZDAKİ SAVAŞ BİZİM TARLAYI DA ETKİLİYOR

YANIMIZDAKİ SAVAŞ BİZİM TARLAYI DA ETKİLİYOR

 

Dünyada savaş denildiğinde akla ilk gelen cephelerdir. Haritalar, füzeler, askeri hamleler… Oysa modern çağın savaşları artık yalnızca sınır çizgilerini değil, sofraları da doğrudan etkiliyor. Bugün ABD, İsrail ve İran hattında yaşanan gerilim bunun en somut örneklerinden biri.

Çatışmalar haftalardır sürüyor. Taraflar birbirine karşı hamle yaparken, diplomasi ise geriden geliyor. Görünen o ki bu savaşın kısa vadede tamamen sona ermesi kolay değil. Ancak asıl dikkat çekici olan, savaşın cephe dışında yarattığı etki.

Enerji hatları, özellikle de Hürmüz Boğazı, bu sürecin kilit noktası haline gelmiş durumda. Burada yaşanan her risk, yalnızca petrol fiyatlarını değil, çok daha geniş bir zinciri etkiliyor. Çünkü enerji demek, aynı zamanda üretim demek. Üretim demek ise doğrudan gıda demek.

Bugün buğday fiyatlarının yükselmesinin arkasında sadece kuraklık ya da klasik arz-talep dengesi yok. Savaşın görünmeyen yüzü, tarımın kalbine kadar ulaşmış durumda. Gübre üretimi enerjiye bağlı. Enerji pahalıysa, gübre pahalı. Gübre pahalıysa, üretim azalıyor. Üretim azalınca da fiyatlar yükseliyor.

Bu zincir aslında oldukça basit, ama etkisi son derece derin. Çiftçi daha pahalıya üretim yapıyor, bazıları üretimden vazgeçiyor. Geleceğe dair arz endişesi artıyor. Piyasalar bu beklentiyi satın alıyor ve fiyatlar daha hasat yapılmadan yükseliyor.

Bir başka boyut ise lojistik. Savaş ortamında taşımacılık riskli hale geliyor. Sigorta maliyetleri artıyor, nakliye yavaşlıyor. Bu da tarım ürünlerinin piyasaya ulaşmasını zorlaştırıyor. Sonuç yine aynı,  fiyat artışı.

Türkiye gibi buğdayı hem üreten hem de ithal eden ülkeler için bu gelişmeler daha da kritik. Çünkü dışarıdaki her dalgalanma içeriye gecikmeli de olsa yansıyor. Bu durum doğrudan mutfağa, daha da açık söylemek gerekirse ekmek fiyatına kadar uzanıyor.

Artık savaşların yalnızca askerleri değil, çiftçileri ve tüketicileri de hedef aldığını görmek gerekiyor. Bugün Ortadoğu’da atılan bir füze, yarın Anadolu’da bir tarlanın maliyetine dönüşebiliyor.

Bu yüzden mesele sadece jeopolitik değil. Aynı zamanda ekonomik ve hatta sosyal bir mesele. Çünkü gıda fiyatları yükseldiğinde, bu durum en çok dar gelirliyi etkiliyor. Savaşın en ağır bedelini ise çoğu zaman cephede olmayanlar ödüyor.

Önümüzdeki dönemde bu çatışmanın nasıl evrileceği belirsiz. Ancak kesin olan bir şey var: Eğer enerji hatlarındaki risk devam ederse, tarım ve gıda fiyatları üzerindeki baskı da sürecek.

Kısacası, savaş artık yalnızca sınırları değil, sofraları da şekillendiriyor, etkiliyor.

 

-*-*-*

 

UNUTMAK NEDEN ÖNEMLİ? ‘UNUTMAK BİR KONFORDUR’

 

İnsan hafızası garip çalışır. Acıyı saklar ama üstünü örter. Yaşananı bilir ama hatırlamak istemez. Çünkü hatırlamak, sadece bir eylem değil; aynı zamanda bir yük.

Toplumlar da böyledir.

Bazı olaylar vardır, herkes bilir ama kimse konuşmaz. Üzerinden yıllar geçer, sokaklar değişir, insanlar değişir ama o olaylar bir yerlerde durur. Sessizce. Bekler gibi.

Peki neden?

Çünkü hatırlamak rahatsız eder.

Bir toplum, geçmişindeki her şeyi hatırlayarak yaşayamaz. Sürekli yüzleşmek, sürekli sorgulamak, sürekli hesaplaşmak… Bunlar yorucudur. Bu yüzden unutmak devreye girer. Bir savunma mekanizması gibi. Bazen bilinçli, bazen kendiliğinden.

Unutmak bir kaçış mıdır?

Evet. Ama aynı zamanda bir konfor alanıdır.

Çünkü unuttuğun zaman sorumluluk da hafifler. Kimse hesap sormaz, kimse hesap vermez. Geçmiş, bugünün yükü olmaktan çıkar. Her şey daha “kolay” hale gelir.

Ama bir şey de kaybolur.

Kimlik.

Çünkü bir toplumu toplum yapan sadece bugün yaşadıkları değil, dün yaşadıklarıdır. Hafıza, sadece bir arşiv değil; aynı zamanda bir pusuladır. Nereye gittiğini anlamak için nereden geldiğini bilmek gerekir.

Unutulan her şey, aslında yön duygusundan biraz daha kopmak demektir.

Bugün dönüp baktığımızda, hatırlamak istemediğimiz ne çok şey var. Sadece büyük olaylar değil; küçük kırılmalar, sessiz kalınan anlar, görmezden gelinen hatalar…

Toplum olarak bazen seçici bir hafızaya sahibiz. İşimize geleni hatırlıyor, zor geleni rafa kaldırıyoruz. O raflar doldukça da, görünmeyen bir ağırlık oluşuyor.

Çünkü unutulan hiçbir şey gerçekten kaybolmaz.

Sadece şekil değiştirir.

Bazen bir öfke olarak çıkar ortaya. Bazen güvensizlik olarak. Bazen de aynı hataların tekrar edilmesiyle kendini hatırlatır.

İşte o zaman anlıyoruz:

Unutmak çözüm değil, erteleme.

Gerçek yüzleşme ise konforsuzdur. Rahatsız eder. Sorular sorar. Cevaplar ister. Ama aynı zamanda iyileştirir de. Çünkü hatırlamak, sadece acıyı canlı tutmak değil; ondan bir anlam çıkarmaktır.

Belki de asıl mesele şudur:

Her şeyi hatırlamak zorunda değiliz. Ama neyi neden unuttuğumuzu bilmek zorundayız.

Çünkü bilinçli unutma ile bastırma arasında ince bir çizgi var. Biri tercih, diğeri kaçış.

Toplumlar, hafızaları kadar güçlüdür.

Ve bazen ilerlemek için unutmak değil, doğru hatırlamak gerekir.

 

 

Unutmak

  • “Unutmak, hatırlamaktan vazgeçmek değil; onunla yaşamayı öğrenmektir.”
  • “Bazı şeyler unutulmaz, sadece daha az acıtır hale gelir.”
  • “Unutmak bir zayıflık değil, bazen kendini koruma biçimidir.”
  • “İnsan en çok, hatırlamak istemediklerini iyi hatırlar.”
  • “Unutmak, kalbin yükünü hafifletir ama izlerini silemez.”
  • “Zaman her şeyi unutturmaz; sadece alıştırır.”
  • “Unuttuğunu sandığın şey, en beklenmedik anda geri gelir.”
  • “Unutmak bazen affetmektir, bazen vazgeçmek.”
  • “Hafıza silmez, sadece saklar; unutmak dediğin şey yerini değiştirmektir.”
  • “Bazı anılar vardır, unutulmaz; sadece sessizleşir.”
  • “Unutmak, hatıraların üzerini örtmek değil; onlarla barış imzalamaktır.”
  • “İnsan, unuttuklarıyla değil, unutamadıklarıyla yaşar.”
  • “Her unutma, içinde biraz hatırlamayı taşır.”
  • “Unutmak, geçmişi silmek değil; onun üzerindeki hâkimiyetini azaltmaktır.”

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.