KIRILMAK ÖĞRETİCİDİR

 

Hayat herkesi kırar. Hayat adil değildir. Önce bunu kabul etmemiz lazım. Dünya bize bir şey borçlu değil. Çoğu zaman da hayat, en çok iyi niyetli olanları, en çok emek verenleri, en çok susanları kırar.

Kırılmak kaçınılmazdır. Asıl mesele, kırıldığımızda ne yaptığımızdır.

İnsan kırıldığı anda bir yol ayrımına gelir. Önünde iki yol vardır. Ya kaderinin, annenin, babanın, eşinin, patronunun kurbanı olursun. Başına gelen her şeyi dışarıya bağlar, “Bana hep bunlar oluyor” diyerek kurban rolünü seçersin. Ya da acının içinden geçip, kalemi eline alır ve kendi hikâyeni kendin yazmaya başlarsın.

Psikolojide buna öğrenilmiş çaresizlik denir. Kişi, yaşadıklarını sürekli kaderine, ailesine, eşine ya da patronuna bağladıkça kontrol duygusunu yavaş yavaş kaybeder. Elinden hiçbir şey gelmeyeceğine inanır. Oysa kontrol tamamen kaybolmaz; sadece kişi onu başkasına devreder.

Şunu kabul edelim: Acı insanı yok edebilir ama aynı zamanda güçlendirebilir. Buna travma sonrası büyüme denir. İnsan çoğu zaman sınır koymayı, hayır demeyi, kendini seçmeyi, kendini savunmayı kırıldıktan sonra öğrenir. Çünkü canı yanmadan değişmez insan.

Kırılmak öğreticidir. Nerede fazla verdik, nerede sustuk, nerede kendimizi ihmal ettik… Hepsi acıyla görünür hale gelir. İşte o an, sorumluluğu başkasına yıkmak da mümkündür, kendi hayatının direksiyonuna geçmek de.

Kırıldığınızda yine iki yol vardır. Ya “Bana bunlar hep oluyor” deyip kurban rolünü oynarsınız ya da yaşadıklarınızı inkâr etmeden, acıyı kutsamadan, ama sorumluluğu sahiplenerek psikolojik dayanıklılığınızı inşa edersiniz.

Kimse kolay bir hayat vaat etmedi. Ama herkes, kendi hayatının sorumluluğunu alabilir. Hayat adil değil, evet. Ama insan, adaletsizliğe rağmen güçlü kalmayı öğrenebilir.

Kırıldığınız yer, bazen yeniden ayağa kalktığınız yerdir. Ve bazen en güçlü hikâyeler, en sessiz acılardan doğar.

 

Kapalı Kapıya Takılı Kalmayın

Unutmamanız gereken bir ders var: Bir kapı kapandığında, başka bir kapı mutlaka açılır. Bu söz kulağa klişe gelebilir ama hayatın içinden süzülüp gelen en gerçek cümlelerden biridir.

Sorun kapıların kapanması değildir. Hayat bunu herkesin önüne koyar. Asıl sorun, kapanan kapının önünde bekleyip kalmaktır. İnsan çoğu zaman kapalı kapıya o kadar odaklanır ki, yan tarafta sessizce aralanan kapıyı fark edemez.

Bir iş biter, bir ilişki sona erer, bir hayal yarım kalır. Zihin hemen aynı yerde takılır. Neden olmadı, neden ben, nerede hata yaptım… Bu sorular anlaşılırdır ama tehlikelidir. Çünkü cevapları ararken insan hareket etmeyi bırakır. Oysa hayat bekleyenleri değil, arayanları ödüllendirir.

Kapalı kapılar ders verir. Sınırları gösterir. Artık orada büyüyemeyeceğini, ilerleyemeyeceğini anlatır. Ama açık kapılar cesaret ister. Bakmayı, görmeyi ve adım atmayı gerektirir. İnsan bazen tanıdık olan acıyı, bilinmeyen ihtimale tercih eder. Bu yüzden kapalı kapının önünde kalır.

Şunu net söyleyelim. Kapalı bir kapı, senin değersiz olduğunun kanıtı değildir. Sadece oranın senin yerin olmadığını söyler. Hayat bazen bizi reddetmez, yön değiştirir.

Geriye dönüp bakınca şunu fark ederiz. En çok üzüldüğümüz kapanışlar, aslında en doğru başlangıçların önünü açmıştır. Ama bunu ancak yürüdükten sonra anlayabiliriz. Olduğun yerde kalarak değil.

O yüzden kendinize şunu hatırlatın. Kapalı kapıya bakarak zaman kaybetme. Elini kapının kolundan çek, başını kaldır ve etrafına bak. Açık olan kapıyı ara. Çünkü hayat, kapandığı yerde değil; cesaretle yöneldiğin yerde akmaya devam eder.

Exit mobile version