Film izlemek bir zevk meselesi. Özellikle kaliteli sinema filmleri insanda derin izler bırakıyor.
Artık birçok film ve dizi farklı internet platformlarında. Netflix, Amazon vs.
“Artık eskisi kadar kaliteli film yok” deniyor oysa bence var. Mesele o filmleri bulmakla alakalı.
İnsanın aklında her zaman olan bazı filmler var. Örneğim “Esaretin Bedeli”, “Yeşil Yol”, “Titanik” falan bunları söylemeye gerek bile yok.
Eskiden oturur bunları izlerdik. Neden mi seçenek azdı da ondan.
Şimdilerde öyle değil. Seçenek çok. Saçma sapan filmler, konusu olmayan diziler, ne ararsan var.
Kaliteli filmin keyfi başka olur. Film biter etkisi günlerce sürer.
Hani derler ya ucuz etin yahnisi yavan olur. İşte tam da o mesele, ucuz basit filmler kötü çekimler, kötü animasyonlar ve oyuncu kadrolarıyla dolu onlarca film ve dizi.
Kalitesiz filmler seni sinemadan soğutur. İzlerken telefonla oynamaya başlarsın. Mutfağa gidip gelirsin. Oysa kaliteli film öyle değildir. Çişin gelir film bitsin diye yerinden kalmaz tutarsın. Heyecan verir, yerinde duramazsın, yeri gelir gözlerin dolar yeri gelir ayaklarını yere vurup durursun.
Son yıllarda çıkan güzel işler yok mu? Var tabii. “Ahlat Ağacı”nı izlediniz mi mesela? Üç saatlik film ama bir an sıkılmazsınız. Nuri Bilge Ceylan’ın her karesi tablo gibi. “Kış Uykusu” da öyle. Diyaloglar öyle güçlü ki, günlerce aklınızdan çıkmaz.
Yabancı filmlerden söz edecek olursak, klasiklerden başlamak lazım. “The Shawshank Redemption”ı (Esaretin Bedeli) herkes mutlaka izlemeli bence. Umut, dostluk, özgürlük… Hepsini en güzel şekilde anlatan bir film. “The Godfather” da aynı şekilde. “Ama mafya filmi, şiddet var” demeyin. O film aile, sadakat, güç üzerine muazzam bir derstir.
Denis Villeneuve’un “Arrival”ı bilim kurgu sever ama aksiyon patırtısından hoşlanmaz iseniz tam size göre. “Blade Runner 2049” da görsel bir şölen, ama yavaş. Sabır ister, düşünce ister.
Türk sinemasından devam edersek, Derviş Zaim’in filmlerine bakın. “Gölgeler ve Suretler”, “Nokta” gibi filmler farklı bir bakış açısı sunar. Yeşim Ustaoğlu’nun “Pandora’nın Kutusu” anne-evlat ilişkisini çok güzel anlatır.
Kaliteli film izlemenin bir püf noktası daha var: doğru zamanda izlemek. Yorgun argın, stresli bir akşam ağır bir filmi açmayın. O zaman hafif bir komedi, belki bir animasyon daha iyi olur. Ama hafta sonu, güzel bir öğleden sonra, kafanız dinçken işte o zaman oturun “There Will Be Blood” gibi üç saatlik bir dahilik gösterisini izleyin.
Size bir tavsiye vereyim. Film izlemeden önce kendinize bir liste yapın. 3-5 film yazın. Sonra sırayla birer gece yada haftada bir film olacak şekilde izleyin. Telefonun muhakkak sesini kısın yada kapatın, ışıkları söndürün, kendinizi filme verin. Göreceksiniz, iki ay sonra sinema zevkiniz başka bir seviyede olacak.
Kaliteli film izlemek lüks değil, kendinize yaptığınız bir iyiliktir.
Saygılarımla.