1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. BURHANİYE EMEKLİ KENTİ Mİ OLDU?

BURHANİYE EMEKLİ KENTİ Mİ OLDU?

0
Paylaş

Burhaniye’nin son yıllarda en çok konuşulan taraflarından biri kuşkusuz Ören sahili. Eskiden daha çok yaz aylarında hareketlenen, kışın ise sessizliğe bürünen bu kıyı kasabası bugün bambaşka bir kimliğe doğru ilerliyor. Ören artık sadece yazlıkçıların geldiği bir sahil değil. Aynı zamanda emeklilerin yeni hayat kurduğu bir yer haline geliyor.

Türkiye’nin birçok büyük şehrinden insanlar emeklilikten sonra daha sakin, daha huzurlu bir yaşam arıyor. İstanbul’un kalabalığı, Ankara’nın yoğun temposu ya da büyük şehirlerin pahalı yaşamı birçok kişiyi Ege kıyılarına yönlendiriyor. İşte bu noktada Burhaniye ve özellikle Ören dikkat çeken yerlerden biri oluyor.

 

Emekliler neden

Burhaniye’yi tercih ediyor?

Öncelikle doğası ve iklimi önemli bir etken. Kazdağları’ndan gelen temiz hava, uzun sahil yürüyüşleri yapılabilecek bir kıyı, yazın hareketli ama bunaltıcı olmayan bir turizm… Bunların hepsi emekliler için cazip bir yaşam sunuyor.

Bir diğer neden ise yaşamın görece daha sakin ve düzenli olması. Büyük şehirde yıllarca çalışmış insanlar emeklilik döneminde sabahları deniz kenarında yürüyüş yapabilecekleri, kahvede dost sohbeti edebilecekleri, pazara gidip günlük hayatın içinde kalabilecekleri bir yer arıyor. Burhaniye tam da bu ihtiyaca cevap veren bir ilçe haline geliyor.

Ören’de sabah saatlerinde sahile çıktığınızda bunu görmek mümkün. Yürüyüş yapan emekliler, bisiklet sürenler, sahil boyunca oturup sohbet eden insanlar… Birçoğu artık sadece yazın değil, yılın tamamında burada yaşıyor.

Bu durum doğal olarak ilçeye bir göç hareketi de oluşturuyor. Burhaniye özellikle son on yılda dikkat çekici bir iç göç alıyor. Gelenlerin önemli bir kısmı emeklilerden oluşuyor. Yazlık olarak alınan evler zamanla kalıcı yaşam alanına dönüşüyor. Ancak bu değişimin bir başka yönü daha var. Ören’in nüfusu yaz aylarında katlanarak artıyor. Yazın sahiller, kafeler, restoranlar dolup taşıyor. Sokaklarda büyük bir hareketlilik yaşanıyor. Fakat kış geldiğinde tablo farklılaşıyor. Nüfus önemli ölçüde azalıyor. Yazlıkçıların çoğu geri dönüyor. Buna rağmen eskisi kadar ıssız bir kış da artık yok.

Çünkü artık kışın da kalan ciddi bir emekli nüfusu oluşmuş durumda. Bu da Ören’in tamamen boşalan bir sahil kasabası olmaktan çıkmasına neden oluyor. Kafeler, marketler ve bazı işletmeler artık kışın da açık kalmaya çalışıyor. İlçe ekonomisi sadece yaz turizmine bağlı kalmadan yılın daha uzun bir döneminde hareket kazanıyor. Burhaniye için bu gelişme hem fırsat hem de dikkat edilmesi gereken bir süreç. Artan nüfus beraberinde yeni ihtiyaçlar getiriyor. Sağlık hizmetleri, ulaşım, sosyal yaşam alanları ve şehir planlaması bu değişime uyum sağlamak zorunda.

Bugün Ören sahiline bakıldığında aslında küçük bir dönüşüm hikâyesi görülüyor. Bir zamanların sadece yazlık sahili olan bu bölge yavaş yavaş kalıcı bir yaşam alanına dönüşüyor.

Görünen o ki Burhaniye, özellikle de Ören, önümüzdeki yıllarda emeklilerin Ege’de tercih ettiği yerlerden biri olmaya devam edecek. Belki de bu yüzden artık Ören’e sadece bir tatil beldesi demek yetmiyor. Orası giderek bir yaşam kasabasına dönüşüyor.

 

-*-*-*

 

Türkiye’de Sofranın Hikâyesi

“Allah’ım bizi açlıkla terbiye etme.”

Bu cümleyi son zamanlarda çok duyar olduk. Belki bir pazarda, belki bir mutfakta, belki de bir emeklinin iç çekişinde. Kimi zaman bir dua gibi, kimi zaman bir sitem gibi söyleniyor.

Çünkü insanın hayatında bazı şeyler vardır ki doğrudan kalbine dokunur. Sofra da bunlardan biridir.

Eskiden büyükler “sofranın bereketi kaçtı” derdi. O sözün ne demek olduğunu bugün daha iyi anlıyoruz. Çünkü mesele sadece fiyatların artması değil; mesele insanların alışveriş yaparken yaşadığı endişe.

Markete giren vatandaş artık ne alacağını değil, neyi alamayacağını hesaplıyor. Sepete koyduğu her ürün için iki kez düşünüyor. Bir zamanlar sıradan olan bazı gıdalar bugün lüks gibi görülmeye başlandı.

İşte bu noktada o cümle ortaya çıkıyor:

 

“Allah’ım bizi açlıkla terbiye etme.”

Bu söz aslında bir isyan değil, bir korkunun ifadesi. İnsanlar zor günler yaşayabilir, sıkıntılar olabilir. Ama kimse evinde tencerenin kaynamadığı bir hayatı düşünmek istemez.

Çünkü açlık sadece fiziksel bir durum değildir. Açlık insanın ruhunu da yorar. Bir babanın çocuğuna istediğini alamaması, bir annenin mutfakta hesabını şaşırması, bir emeklinin pazardan eli boş dönmesi kolay şeyler değildir. Türkiye güçlü bir ülkedir. Bu topraklar çok zor dönemlerden geçti. Yokluk da gördü, bolluk da. Ama toplumun en büyük duası hep aynı kaldı:

Sofranın bereketinin eksilmemesi.

Ekonomi düzelir, krizler geçer, fiyatlar iner çıkar. Ama insanların kalbinde yer eden şey, yaşadıkları duygulardır. Bugün birçok insanın kalbinde de aynı dilek var.

Kimsenin sofrası eksilmesin ve kimse evinde çocuklarının yüzüne bakarken o cümleyi söylemek zorunda kalmasın:

“Allah’ım bizi açlıkla terbiye etme.”

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!