BİR ÖĞRENCİYİ OKULDAN ATMAK MI? YOKSA KAZANMAK MI?

 

 

Hangisini Yapmalıyız?

Yıllar önce yaptığımız bir öğretmenler toplantısında, bir öğrenci neredeyse herkesin ortak şikâyeti hâline gelmişti. Sınıf öğretmeni, öğrencinin dersi sürekli bozduğunu, söz dinlemediğini ve sınıf düzenini altüst ettiğini anlatıyordu. O sınıfa giren diğer öğretmenler de aynı şeyleri söylüyor, çözüm olarak tek bir yolu işaret ediyordu o öğrenci okuldan atılmalıydı.

O gün, bir okul müdürü olarak şunu düşündüm: Bir öğrenciyi okuldan uzaklaştırmak gerçekten çözüm müydü, yoksa biz yetişkinler olarak kolay olanı mı seçiyorduk?

Birkaç gün sonra bu öğrenciyi, odama çağırdım. Lise son sınıfa gelmişti. Ona gelecekle ilgili planlarını sordum, hangi üniversiteyi istediğini, hayallerini… Aldığım cevap son derece çarpıcıydı. Gelecekle ilgili hiçbir planı yoktu. Zaten davranışları nedeniyle eğitim öğretim yılı bitmeden okuldan atılacağını düşünüyordu. Kendi kaderini çoktan kabullenmişti.

O an şuna karar verdim: Atmak en son işti. Önce anlamak gerekiyordu.

Hasan’la bir kez daha konuşmak üzere sözleştik. Bu arada sınıf arkadaşlarından ve öğretmenlerinden onunla ilgili bilgi topladım. O zaman fark ettim ki, kimsenin görmediği ama çok kıymetli bir yönü vardı. Hasan çok güzel resim yapıyordu. Özellikle karikatürde son derece yetenekliydi. Ancak bu yeteneği ya hiç fark edilmemişti ya da ortaya çıkması için kimse ona alan açmamıştı. Bir de sigara içiyordu; herkes biliyor ama kimse içmemesi konusunda doğru şekilde yaklaşmıyordu.

Tam o günlerde Millî Eğitim Bakanlığından sigarasızlıkla ilgili bir yazı geldi. Liseler arası bir resim yarışması düzenlenecekti ve karikatür dalı da vardı. Hasan’ı tekrar çağırdım. Ona bu yarışmadan bahsettim, katılmasını istedim. Sigaranın zararlarını anlatan karikatürler çizmesini, bu çizimleri panolara ve okulun görünür yerlerine asmayı düşündüğümü söyledim.

Bir hafta sonra yanıma geldi. Çizdiği karikatürleri getirmişti. Hepsi hem çok komik hem de son derece anlamlıydı. Karikatürleri çerçevelettirdik ve astırdık. Ardından Hasan’a sigarasızlıkla ilgili bir yazı hazırlattım ve bunu öğrencilerin önünde okumasını sağladım. Yazıyı okurken çok heyecanlıydı ama aynı zamanda gururluydu.

Aradan birkaç hafta geçti. Sınıf öğretmeni odama geldi ve şaşkınlıkla sordu: “Müdür bey, siz ne yaptınız da bu çocuk düzeldi? Sınıfta artık hiçbir problem çıkarmıyor.”

O gün Hasan’ı tekrar çağırdım ve aynı soruyu ona da sordum. Verdiği cevap, öğretmenlik mesleğinin özeti gibiydi:

“Hocam, bugüne kadar kimse bana görev vermedi. Herkes beni disiplinle, atılmakla, sınıfta bırakmakla tehdit etti. Ben de bu sözlere kızıp kötü davrandım. Siz bana görev verdiniz, değer verdiniz. Öğrenci olduğumu, hatta insan olduğumu hatırlattınız. Sigara içtiğimi biliyordunuz ama yüzüme vurmadınız. O süreçte sigarayı bıraktım ve bir daha içmemeye kararlıyım.”

İşte eğitim tam da buydu.

Okulda önemli olan öğrencileri kaybetmek değil, kazanmaktır. Hasan okulu sorunsuz şekilde bitirdi. Almanya’ya gitti, üniversite mezunu oldu. Yıllar sonra ziyaretime geldi ve bu yaşananları hâlâ unutmadığını söyledi. Bugün Almanya’da yaşamını sürdürüyor ve her fırsatta beni davet ediyor.

Öğretmenlik, sadece müfredat anlatmak değildir. Sabır ister, empati ister, doğru zamanda doğru dokunuşu yapabilme cesareti ister. Bir öğrencinin hayatına küçük bir güven tohumu ekmek, bazen bütün geleceğini değiştirebilir.

Bir öğrenciyi okuldan atmak kolaydır. Asıl zor olan, onu hayata kazandırmaktır ve işte öğretmenlik tam da burada başlar.

 

-*-*-*

 

NE MADDE İMİŞ!

 

Son zamanlarda neredeyse her hafta aynı haberle uyanıyoruz. Bir ünlü daha gözaltında. Gerekçe tanıdık, madde kullanımı ya da temini. İsimler değişiyor ama hikâye aynı kalıyor. Bu noktada “kim, ne yapmıştan” çok daha önemli bir soru var. Ne oluyor bize?

Madde kullanımı artık sadece arka sokakların, görünmeyen hayatların meselesi değil. Kameraların önündeki insanlar da bu girdabın içinde. Aslında bu şaşırtıcı değil. Çünkü ünlüler toplumdan ayrı bir gezegende yaşamıyor. Aksine, toplumda ne yaygınlaşıyorsa onların hayatında da görünür hale geliyor. Peki, neden bu kadar yaygınlaştı?

Birincisi, hız çağında yaşıyoruz. Her şey hızlı, ün, para, tüketim, beklenti, düşüş. Özellikle tanınmış isimler sürekli baskı altında. Sürekli üretmek, görünür olmak, genç kalmak, gündemde kalmak zorundalar. Bu tempo, güçlü görünen pek çok insanı içten içe kırılgan hale getiriyor. Madde kullanımı da çoğu zaman “eğlence” değil, kaçış olarak başlıyor.

İkincisi, normalleşme meselesi. Dizilerde, şarkı sözlerinde, sosyal medyada madde kullanımı ima yoluyla da olsa sıradanlaştırılıyor. Gençler için “yasak” olmaktan çıkıp “cool” bir görüntüye bürünüyor. Rol model olarak görülen isimlerin bu tabloya eklenmesi ise etkiyi katlıyor.

Burada sadece ünlüleri hedef tahtasına koymak kolaycılık olur. Asıl sorun, bu çarkın nasıl bu kadar büyüdüğü. Gözaltı haberleri buzdağının görünen kısmı. Görünmeyen tarafta binlerce genç, binlerce aile aynı riskle karşı karşıya.

Ne yapılmalı?

Bir mücadele şart. Sadece operasyonlarla değil, eğitimle, bilinçlendirmeyle, özellikle gençlere ulaşan samimi programlarla. Okullarda, ailelerde, medya dilinde bu konuya net bir duruş lazım.

Ünlülere gelince. Onlar da insan. Ama topluma olan etkileri büyük. Bu yüzden sorumlulukları da büyük. Hatalarını romantize eden değil, sonuçlarıyla yüzleşen bir duruş topluma çok daha fazla katkı sağlar.

Madde meselesi bir magazin başlığı değildir. Bir ahlak dersi hiç değildir. Bu, doğrudan gelecekle ilgili bir güvenlik ve toplum sağlığı meselesidir. Bugün ünlülerin gözaltı haberlerini konuşuyoruz. Yarın konuşacağımız şeyin daha ağır olmaması için, meseleyi ciddiye almak zorundayız.

Exit mobile version