Balıkesir’de bazı okullar vardır; sadece eğitim kurumu değildir. Şehrin hafızasıdır. Balıkesir Lisesi de onlardan biri. Ekşi Sözlük sayfalarına düşen anılar, biraz abartı, biraz nostalji, biraz da memleket mizahıyla birleşince ortaya yalnızca bir okul portresi değil, bir dönem panoraması çıkıyor.
Ekşi’de yazılanlara bakınca insan şunu fark ediyor: Balıkesir Lisesi’nde okuyanlar, binadan çok “iklimi” hatırlıyor. Birisi okulun meşhur yokuşundan söz ediyor; “geleceğin kamburlarını yetiştiriyor” diye dalgasını geçiyor. Bir başkası sabah sakal kontrolünden, öğrencilerin sabahın köründe berber arayışından bahsediyor. Kantindeki sıcak simit, Hisar ayranı, koridorda oynanan gazoz kapağı futbolu… Bunların hiçbiri müfredatta yok ama mezunların hafızasında en kalıcı dersler bunlar olmuş.
Bugünün öğrencisine anlatsanız inanmaz belki ama bir dönem cep telefonu taşımak bile karizma göstergesiydi. Nokia 3110’u sıranın altında gizlice oynayan öğrenci, adeta teknolojik üstünlük kuruyormuş. Şimdi herkesin cebinde küçük bir televizyon var ama o günlerin “yılan oyunu” heyecanı yok. Çünkü mesele cihaz değil, ortak heyecandı.
Ekşi’de dikkat çeken bir başka şey de okulun disiplin hafızası. Sert öğretmenler, bağırarak koridor kontrolü yapan idareciler, askeri içtima düzeni… Ama yıllar geçince mezunların çoğu bu günleri öfkeyle değil, tebessümle anlatıyor. Demek ki insan gençliğini tamamen kötü hatırlayamıyor. Zaman, en sert öğretmeni bile nostaljik karaktere dönüştürüyor.
Bir okulun büyüklüğü bazen mezun listesinde aranır. Ekşi yazarları da bunu özellikle vurgulamış. Yusuf Atılgan, Mehmet Ali Erbil, Attilâ İlhan,İlker Ayrık gibi isimlerin okuldan geçtiği hatırlatılıyor. Elbette bir okul yalnızca ünlü mezunlarıyla ölçülmez. Ama şehir hafızasında bu isimler bir gurur tabelası gibi durur.
En ilginç taraf ise şu: Ekşi’de yazılanların çoğu aslında eğitim sistemini değil, gençliği anlatıyor. Çünkü lise dediğimiz yer, matematik formüllerinden çok hayatın ilk provasının yapıldığı sahnedir. İlk arkadaşlıklar, ilk korkular, ilk isyanlar, ilk aidiyet duygusu… İnsan yıllar sonra okulun fizik laboratuarını unutuyor ama kantin kuyruğunu unutmuyor.
Belki de bu yüzden Balıkesir Lisesi hâlâ konuşuluyor. Çünkü bazı okullar diploma vermez sadece; şehir karakteri üretir ve o karakter, yıllar sonra bile bir Ekşi Sözlük entry’sinin satır arasında yaşamaya devam eder.
[1]: https://eksisozluk.com/balikesir-lisesi–1068037?utm_source=chatgpt.com “balıkesir lisesi – ekşi sözlük”
-*-*-
NOSTALJİK BİR MODA HATIRASI
Susurluk Şeker Fabrikası “ŞekerÇuvalı”
Bir fotoğraf bazen insanı yıllar öncesine götürür.
Dün sosyal medyada dolaşırken bir görüntüye rastladım. Bir amca denize giriyor. Üzerinde beyaz bir şort. Şortun, sol bacağında “Kayseri”, sağ bacağında ise “Şeker Fabrikası” yazıyor. Şortun arka tarafında ise kocaman harflerle “50 KİLO”…
Görenler gülüyor, paylaşanlar espriler yapıyor. Evet, komik. Ben de gülümsedim. Ama o görüntü beni güldürmekten çok geçmişe götürdü.
Şimdiki gençlere anlatsak inanırlar mı bilmem…
Bizim çocukluğumuzda, gençliğimizde her şey bugünkü gibi değildi. Marka tutkusu yoktu. Alışveriş merkezleri yoktu. Sosyal medyada kıyafet gösterme merakı hiç yoktu.
Ama bizim de bir modamız vardı.
Hem de kendimize özgü bir modamız…
Susurluk Şeker Fabrikası’nın çuvallarından yapılan İspanyol paça pantolonlar giyerdik. Evet, yanlış okumadınız. Şeker çuvallarından…
O günlerde o pantolonları giymek ayrı bir havaydı. Kimsenin aklına “Bu ne?” demek gelmezdi. Çünkü herkes aynı dünyanın insanıydı. Elindekini değerlendirir, yokluktan şikâyet etmek yerine çözüm üretirdi.
Bugün sosyal medyada birkaç saniye gülüp geçtiğimiz o şort, aslında bir dönemin hikâyesini anlatıyor. Fabrikaların hayatın merkezinde olduğu günleri… İnsanların üretimle, emekle, alın teriyle kurduğu bağı anlatıyor.
Şimdilerde gençlere eski günler anlatılınca bazen “Abartıyorsunuz” diyorlar.
Oysa biz yaşadık.
Bir çuvalın pantolon olduğu günleri de yaşadık.
Bir çift ayakkabıyı yıllarca giydiğimiz günleri de…
Mahallede oynanan oyunları da yaşadık.
Komşunun çayını, dostun selamını, akşam ezanıyla eve dönüşü de…
Belki imkânlarımız azdı ama hikâyelerimiz çoktu.
Bugün dönüp baktığımda anlıyorum ki bizi zengin yapan sahip olduklarımız değil, yaşadıklarımızmış.
Denize giren o amcanın şortuna güldüm ama ardından uzun uzun düşündüm.
Meğer bazen bir şortun üzerindeki birkaç kelime, insanı yarım asırlık bir yolculuğa çıkarabiliyormuş.



