Dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım, değişmeyen tek gerçeklerden biri şudur: Hepimizin günde tam 24 saati vardır. Ne zengin bir insanın günü 25 saattir ne de yoksulun 23 saat. Cumhurbaşkanından öğrenciye, işçiden iş insanına, ev hanımından emekliye kadar herkes aynı zaman dilimini yaşar. Farkı oluşturan ise saatin uzunluğu değil, o saatin nasıl değerlendirildiğidir.
Kimi insanlar günün yetmediğinden yakınır. Sabah erkenden işe gider, yoğun bir tempoda çalışır, ailesine vakit ayırmaya çalışır ve günün nasıl geçtiğini anlamaz. Buna karşılık bazı insanlar saatlerce televizyon karşısında, sosyal medyada ya da amaçsızca vakit geçirir. Gün bittiğinde ise “Bugün de hiçbir şey yapamadım.” der.
Ülkemizde de bu tabloyu her gün görmek mümkündür. Sabahın erken saatlerinde işe yetişmeye çalışanlar, üretim yapan işçiler, derslerine hazırlanan öğrenciler, çocuklarıyla ilgilenen anneler, tarlasında çalışan çiftçiler ve gece vardiyasında görev yapan sağlık çalışanları… Günün her saatinde emek veren milyonlarca insan vardır. Aynı zamanda gününün büyük bölümünü plansız geçiren, zamanını boşa harcayan insanlar da az değildir.
Kadınların ve erkeklerin günlük sorumlulukları farklılık gösterebilir. Çalışan bir kadın hem iş hayatını hem de çoğu zaman evdeki sorumluluklarını birlikte yürütür. Erkekler de iş, aile ve sosyal yaşam arasında denge kurmaya çalışır. Ancak hangi görev üstlenilirse üstlenilsin, başarılı insanların ortak özelliği zamanı bilinçli kullanmalarıdır.
24 saat aslında ne çok uzundur ne de çok kısa. Bir dil öğrenmek, kitap okumak, spor yapmak, yeni bir beceri kazanmak veya sevdiklerimize zaman ayırmak için yeterlidir. Fakat plansız kullanıldığında, koca bir gün göz açıp kapayıncaya kadar geçer.
Zaman, para gibi sonradan kazanılabilen bir değer değildir. Kaybedilen para yeniden kazanılabilir, ancak geçen bir saat asla geri getirilemez. Bu nedenle zamanı harcamak yerine ona yatırım yapmak gerekir. Her gün öğrenilen yeni bir bilgi, yapılan küçük bir yürüyüş veya okunan birkaç sayfa kitap, uzun vadede insanın hayatını değiştirebilir.
Belki de kendimize her sabah şu soruyu sormalıyız: Bugün bana verilen 24 saatin sonunda elimde ne kalacak? Eğer bu sorunun cevabı yalnızca “Sosyal medyada saatler geçirdim.” veya “Boş oturdum.” oluyorsa, zamanın bizi değil, bizim zamanı yönetmemiz gerektiğini yeniden düşünmeliyiz.
Sonuç olarak, hayatın kalitesini belirleyen şey sahip olduğumuz zamanın miktarı değil, onu nasıl kullandığımızdır. Başarılı insanların sırrı daha fazla zamana sahip olmaları değil; aynı 24 saati daha bilinçli, daha planlı ve daha verimli değerlendirmeleridir. Çünkü zaman, insanın sahip olduğu en değerli sermayedir ve onu doğru kullananlar, geleceğini de doğru inşa eder.
İşte zaman üzerine söylenmiş, sözler
“Zaman, en değerli sermayedir; çünkü geri getirilemez.” — Benjamin Franklin
“Kötü haber şu: Zaman uçup gidiyor. İyi haber ise pilot sensin.” — Michael Altshuler
“Zaman, onu kullananlar için yeterince uzundur.” — Leonardo da Vinci
“Hayat kısa değil; biz onu boşa harcadığımız için kısa gelir.” — Lucius Annaeus Seneca
“Kaybettiğin zamanı asla geri kazanamazsın.” — Benjamin Franklin
“Dün geçti, yarın henüz gelmedi. Elimizde yalnızca bugün var.” — Mother Teresa
“Zaman her şeyin en bilge danışmanıdır.” — Pericles
“Boşa harcanan zaman, yoksulluğun en büyük nedenlerinden biridir.” — Henry Ford
“Saatlere değil, hedeflerine bak.” — Sam Levenson
“Zaman, bütün öğretmenlerin en büyüğüdür.” — Thales of Miletus
“Hayat kısa değil; biz onu boşa harcadığımız için kısa gelir.”
— Lucius Annaeus Seneca
-*-*-*-
Bu Tabelayı Kim Astı?
Balıkesir’in Sokaklarına Bir Bakış
Balıkesir, tarihiyle, doğal güzellikleriyle ve köklü kültürüyle Türkiye’nin en güzel şehirlerinden biridir. Saat Kulesi’nden Zağnos Paşa Camii’ne, tarihi çarşılarından Karesi’nin dar sokaklarına kadar her köşesi geçmişten izler taşır. Ancak son yıllarda şehir merkezinde dolaşırken insanın aklına istemeden şu soru geliyor: “Bu tabelayı kim astı?”
Elbette mesele tek bir tabela değil. Aynı cadde üzerinde birbirinden tamamen farklı renklerde, boyutlarda ve yazı karakterlerinde hazırlanmış tabelalar, düzensiz reklam panoları ve cepheyi tamamen kaplayan afişler şehir estetiğini gölgeliyor. Üstelik bazı tabelalarda hâlâ yazım ve noktalama hatalarına rastlamak mümkün. Bunlar küçük ayrıntılar gibi görünse de, bir şehrin dışarıdan nasıl algılandığını doğrudan etkiliyor.
Özellikle tarihi dokunun bulunduğu bölgelerde bu uyumsuzluk daha belirgin hissediliyor. Tarihi bir binanın hemen yanında yer alan aşırı büyük, ışıklı veya gösterişli tabelalar, geçmişin zarafetini gölgede bırakıyor. Oysa Balıkesir’in sahip olduğu tarihî miras, daha özenli bir kent estetiğini hak ediyor.
Türkiye’nin farklı şehirlerinde zaman zaman ilginç ve hatalı tabelalar gündem oluyor. “Hoş Geldınız”, “İndrım”, “Kuaför Saloonu”, “Çiğ Köftecii”, “Fotokopii” ya da “Oto Yıkamaa” gibi yazım yanlışları, sosyal medyada sıkça paylaşılıyor ve gülümsetse de aslında dilimize verilen önemin sorgulanmasına neden oluyor. Benzer şekilde, tarihi sokaklarda cepheyi tamamen kaplayan dev reklam tabelaları ve birbirini örten ışıklı panolar da şehir estetiğini olumsuz etkileyen örnekler arasında yer alıyor.
Bu yazı, Balıkesir’deki tüm işletmeleri hedef alan bir eleştiri değildir. Aksine, birçok esnaf dükkânını örnek bir titizlikle düzenliyor ve çevresine değer katıyor. Ancak birkaç düzensiz uygulama bile bir caddenin genel görünümünü olumsuz etkileyebiliyor.
Balıkesir’in özellikle Milli Kuvvetler Caddesi, Anafartalar Caddesi, tarihi çarşı ve eski kent merkezinde ortak bir tabela düzeni oluşturulması, hem yerli halk hem de kenti ziyaret eden turistler açısından daha estetik bir görünüm sağlayacaktır. Aynı zamanda yeni açılan iş yerlerinde Türkçenin doğru kullanılmasına özen gösterilmesi, şehrin kültürel kimliğine de katkı sunacaktır.
Tabela yalnızca bir reklam aracı değildir; aynı zamanda bir şehrin vitrini, kültürünün ve estetik anlayışının yansımasıdır. Güzel hazırlanmış bir tabela, işletmeye değer kattığı gibi bulunduğu sokağı da güzelleştirir. Tam tersine özensiz hazırlanmış, yazım hatalarıyla dolu ve çevreyle uyumsuz tabelalar ise yalnızca görüntü kirliliği oluşturur.
Belki de artık hep birlikte şu soruyu sormalıyız:
“Bu tabelayı kim astı?”
Asıl soru ise şudur:
“Balıkesir’in güzelliğini korumak hepimizin ortak sorumluluğu değil mi?”
Çünkü şehirler sadece yolları ve binalarıyla değil, ayrıntılara gösterilen özenle de güzelleşir.




