1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. KARINCAYA SORMUŞLAR

KARINCAYA SORMUŞLAR

 

Karıncaya sormuşlar: “Yolculuk nereye?”  karınca cevap vermiş nefes nefese : “Kabe’ye!” Soranlar hayret etmiş, biraz da küçümsemişler karıncayı “Bu küçük ayaklarla, bu cirminle ve bu cisminle mi gideceksin?”  Karınca yılmadan, yorulmadan, ümitsizliğe kapılmadan kararlılıkla cevap vermiş: “Hiç olmazsa yolunda ölemez miyim?”

Niyeti sağlam ve kararlı insanlara örnektir bu hikâye. Yolunda olmak, yolunda ölmek! Yol güzel olduktan sonra olmamak mümkün mü? Ölecek kadar arzuladıktan sonra varmamak mümkün mü? Umudum odur ki yol uzak olsa da menziline varmıştır karınca. Çünkü “Aşk ile koşan yorulmaz” Milyonlarca insan Hac vazifesini yerine getirmek için dünyanın dört bir tarafından Kabe’ye akın etti. Her renkten, her milletten insanlar aynı amaç için koştular. Yolunda olmaya, hiç olmazsa ölmeye geldiler. Her vakit namazının ardından birçok Müslümanın cenaze namazı kıldılar…

Meşakkatli bir yolculuk Hac yolculuğu. Müslüman olmanın beş temel şartından biri. Rabbimizin işaret ettiği zaman diliminde, aynı amaçla, aynı yerde olmak. “Olmak!”  Müslüman olmak, anlayıp bilmek irfan sahibi olmak. Kefen misali ihramı giyerek dünyada bulduğumuz her şeyi bırakarak Allah’a kul olabilmek. İşte bütün mesele bu!

Rabbim isteyen herkese nasip etsin! Yıllarca beklediğimiz, arzu ettiğimiz yolculuk elhamdülillah bu sene gerçekleşti. Arafat’ta ve Kabe’de  “Tarihî ve manevî tablo” içindeki yerimizi aldık. Nereden gelip nereye gideceğimizi anlayıp bildik, vakfeye durduk.  Binlerce, milyonlarca insanla beraber ellerimizi açtık ve yakardık Mevla’mıza! Aşıklarla, sadıklarla, salihlerle beraber; beyazlar giyerek içimizdeki siyahları bu meydanda bırakmaya gayret ettik. Arife günü arif olabilmek en büyük arzumuzdu. Gün boyu alınlar secdede, eller semada, gözler kalplerdeki kiri, pası yıkamakla meşgul! Yaşanması gereken bir manzara.

Akşamla beraber Arafat’tan Müzdelife’ye doğru akmaya başladık. Arafat’ta anladık bildik Meş’ar-i Haram’da şuurlandık ve artık yeni halimizle tekrar vakfeye durduk. Aslında bütün dünyaya Müslüman olarak duruşumuzu gösterdik. Dünyanın değişik mekanlarında değişik maksatlarla kongreler yapılır. Bu da Müslümanların kongresi. Rabbimizin emriyle yapılan bir buluşma. İnsanın kendi kedini hesaba çektiği bir duruşma!

Haccın en zor kısımlarından biri de Müzdelife’den Mina’ya oradan da otellere yürüyüştür. Kilometrelerce yürüdük efendim. Bu kadar yürümeye alışık olmayan insanlar Rabbimizin izniyle yürüdüler. Eli bastonlu dedeler, beli bükük nineler, engelliler, engelsizler; erkek, kadın, genç, yaşlı herkes.  Zorlansalar da yürüdüler…

Şeytan taşlama mahalline geldiğimizde insanların ruh hallerinin değiştiğini, kendilerine bunca günah işleten şeytanı hınçla taşladıklarını gördüm. Biz de aynı durumdaydık. Nefsimize durmadan musallat olup bize birçok yanlış işler yaptıran ve bizi Rabbimizin yolundan döndürmeye çalışan şeytanı ve yakınlarını sembolik olarak taşladık. Hatalarımıza, kusurlarımıza karşı bir daha yapmamak üzere irademizi gösterdik. Hz. İbrahim’in, Hz. Hacer’in ve Hz. İsmail’in yaptığını yaptık. Onlar şeytanı taşlayıp Allah’a teslim oldular, şeytanı dinlemediler.  Oradaki bütün hacılarımız “Biz de dinlemeyeceğiz inşallah!” dediler. Taşlarını bu niyetle attılar…

Gecenin nöbetini gündüze devretmeye hazırlandığı saatlerde otellerimize doğru yola çıktık. Çoğu yaşlı olmak üzere her yaştan insan. Haccın en önemli vazifelerini tamamlamanın huzuru ve heyecanıyla yola düştük. Karınca misali, damarlarımız tıkalı olsa da, aort damarımız isyan etse de yoldayız işte. Rabbimizin yardımıyla ve lütfuyla yürüyoruz.

Gruptan kopmamaya çalışıyorduk ama bir zaman sonra yalnız başımıza kaldık. İnmekte zorlandığımız bir rampa sabrımızı tüketti. Mecburen durduk. İşte bu an insan olarak çaresizliğimizi, muhtaçlığımızı, acizliğimizi hissettiğimiz bir andı. Belki Rabbimizin Samed isminin manasını ve bizim kulluğumuzu anlayabilmemiz için bu durumu yaşamamız gerekiyordu. Gece yarısı taksi yok, dizlerde derman yok! Yabancı bir ülkede çaresiz! …

Belki kaybolurum düşüncesiyle cep telefonuma otelin konumunu atmıştım. Navigasyonu açıp oteli bulmaya çalıştım. Ben yürüdükçe kilometre artıyordu. Yanlış gidiyorum diyerek yönümü değiştiriyor, fakat yolu bir türlü bulamıyordum. Meğer navigasyon araba ile gidiş kısmında kalmış. Son çare kafile başkanımız Dinar Müftüsü Ahmet Kervancıoğlu’nu aradım. Genç, dinamik, enerji dolu ve bir o kadar da mütevazi  başkanımız açtı telefonu. “Biz kaybolduk hocam!” dedim gülerek…

Hacca gitmeden önce henüz tanışmadığımız kafile başkanımıza “Kabe’de Kaybolmak” adlı yazımızın linkini göndermiş ve “Kaybolursak bizi bulur musunuz hocam?” diye yazmıştım. Umre’ ye gittiklerinde ilk günün heyecanıyla gruptan kopan yakınlarımın durumunu ve Kabe’de kaybolmanın, yanlışlarımızı kaybetmenin değerini anlattığım yazıyı okuyan başkanımız “Hoca hocayı tekkede, hacı hacıyı Mekke’de bulur. Sizi de buluruz hacım!” diye cevap vermişti. Buldu sağ olsun!

Bize kulluğumuzu, muhtaçlığımızı hissettiren Rabbimize binlerce şükürler olsun. Samed olan Allah. Hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah. Biz kuluz ve O’na muhtacız. Enerjimiz tükenmiş bir vaziyette buluştuk. Bizim gibi geride kalanları toplamış müftümüz. Gruptaki bir arkadaş tekerlekli sandalyedeki eşine “Sen yeterince dinlendin, teyzeyi bindirelim!” dedi ve eşimi otele kadar taşıdı. Allah ondan razı olsun! Onu da bütün sıkıntılarından kurtarsın inşallah!

Bütün zorluklarına rağmen güzel bir yolculuktu. Hayatta yolumuza rehber olacak birçok ibret sahnelerine şahit olduk. Bize hizmet veren bütün görevlilere teşekkür ediyoruz. Biz onlardan memnunuz Allah da memnun olsun! Rabbimiz bütün hacılarımızın haccını kabul etsin, isteyen herkese de en kısa zamanda nasip etsin inşallah! Kalın sağlıcakla…

 

 

 

 

 

 

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.