1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. YUNANİSTAN’DA BİR BALIKESİR VAR NEOS MARMARAS’IN HİKÂYESİ

YUNANİSTAN’DA BİR BALIKESİR VAR NEOS MARMARAS’IN HİKÂYESİ

 

Bazen insan yaşadığı şehrin tarihini bildiğini zanneder. Oysa bazı hikâyeler vardır ki, yıllarca yanı başımızda durur ama biz onları hiç fark etmeyiz.

Geçtiğimiz günlerde ilginç bir bilgiyle karşılaştım. Balıkesir’in Marmara Adası’nda yaşayan Rumlar, 1924 Türk-Yunan nüfus mübadelesi sırasında doğup büyüdükleri topraklardan ayrılmak zorunda kaldıklarında, Yunanistan’a gidip yeni bir yerleşim kurmuşlar. Ve kurdukları bu yerleşime de “Yeni Marmara” anlamına gelen Neos Marmaras adını vermişler.

Bir an durup düşündüm.

Bir insan, doğduğu toprağı terk etmek zorunda kalınca yanında ne götürür?

Eşyalarını mı?

Hatıralarını mı?

Yoksa memleketinin adını mı?

Aslında Neos Marmaras’ın hikâyesi tam da bunun cevabını veriyor.

1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması’nın ardından Türkiye ile Yunanistan arasında zorunlu nüfus mübadelesi başladı. Yüzyıllardır aynı topraklarda yaşayan insanlar, bir gecede “gidecekler” ve “kalacaklar” olarak ayrıldı. Balıkesir’in Marmara Adası’nda yaşayan Rumlar da bu büyük göçün bir parçası oldular.

Evlerini bıraktılar.

Bahçelerini bıraktılar.

Çocukluklarını bıraktılar.

Mezarlıklarını, komşularını, hatıralarını bıraktılar.

Ama bir şeyi bırakmadılar:

Memleketlerinin adını.

Yunanistan’ın Halkidiki bölgesine yerleşen Marmara Adalılar, kurdukları yeni yerleşime Neos Marmaras adını verdiler. Çünkü insan bazen geride bıraktığı yere geri dönemez ama onu kalbinde yaşatmaya devam eder.

Bugün Neos Marmaras, Yunanistan’ın önemli turizm merkezlerinden biri. Her yıl binlerce turistin ziyaret ettiği bu güzel sahil kasabasının tabelasında yazan isim, aslında Balıkesir’den kopup giden insanların taşıdığı büyük bir özlemin hikâyesini anlatıyor.

Düşünsenize…

Balıkesir’in bir parçası, yaklaşık yüz yıldır başka bir ülkede yaşamaya devam ediyor.

Belki de bu yüzden tarih sadece savaşların, anlaşmaların ve siyasi kararların tarihi değildir. Tarih, aynı zamanda insanların kalplerinde taşıdıkları memleketlerin de hikâyesidir.

Bugün Marmara Adası’nın sokaklarında yürüyen bir genç ile Yunanistan’daki Neos Marmaras’ta yaşayan bir genç, birbirlerinin hikâyesini belki hiç bilmiyor. Oysa onların dedeleri, bir zamanlar aynı sokaklarda yürümüş, aynı denize bakmış, aynı rüzgârı hissetmiş insanlardı.

İşte tarihin en hüzünlü tarafı da budur.

Sınırlar değişir.

Bayraklar değişir.

Devletler değişir.

Ama insanın doğduğu yere duyduğu özlem değişmez.

Belki de bu yüzden Neos Marmaras sadece Yunanistan’da kurulmuş bir kasaba değildir.

O, aynı zamanda Marmara Adası’ndan koparılmış bir hatıranın, kaybedilmiş bir memleketin ve nesiller boyunca unutulmayan bir özlemin adıdır.

Acaba bizim yaşadığımız bu toprakları, bizden yüz yıl sonra hatırlayacak olanlar, onları hangi isimle anacaklar?

 

-*-*-

 

TEREYAĞI MI, BİTKİSEL SOFT YAĞ MI?

Bize Ne Yediriyorlar?

Market raflarında dikkatli bakanların gözünden kaçmayan bir gerçek var. Ambalajın üzerinde büyük harflerle tereyağını çağrıştıran ifadeler, yayla resimleri, süt görselleri ve geleneksel motifler bulunuyor. Ancak etikete biraz daha yakından baktığınızda karşınıza farklı bir ifade çıkıyor: “Bitkisel Soft Yağ.”

Bu ürünler neden tereyağı gibi sunuluyor?

Çünkü tüketicinin zihninde tereyağı; doğallığı, lezzeti ve güveni temsil ediyor. Üreticiler de bu algıdan faydalanmak istiyor. Oysa bitkisel soft yağ ile gerçek tereyağı aynı ürün değil. Tereyağı sütten elde edilir. Bitkisel soft yağ ise çeşitli bitkisel yağların karışımından oluşur. Yasal olarak etiketinde ne olduğu yazılıdır ancak ambalaj tasarımı çoğu zaman tüketiciyi tereyağına yönlendiren bir görüntü oluşturur.

Asıl soru ise şu olmalı. Gerçek tereyağı satıp kazanmak mümkünken neden bazı firmalar farklı ürünlere yöneliyor?

Bunun cevabı maliyette gizli. Süt üretimi zorlaştıkça, yem fiyatları arttıkça ve süt arzı düştükçe gerçek tereyağının maliyeti yükseliyor. Bitkisel yağ karışımları ise daha düşük maliyetle üretilebiliyor. Böylece üretici daha yüksek kâr elde edebiliyor veya piyasada daha düşük fiyatla rekabet edebiliyor.

Ancak burada tüketicinin dikkat etmesi gereken önemli bir nokta var. Sorun bitkisel yağın varlığı değil; ürünün ne olduğunun açık ve anlaşılır biçimde anlatılmaması. Tüketici tereyağı almak isterken başka bir ürün alıyorsa, burada etik bir problem ortaya çıkar.

Aslında gerçek tereyağı üreticileri ise bu durumdan şikâyetçi. Çünkü emek vererek, süt işleyerek, kalite standartlarını koruyarak üretim yapan işletmeler, daha düşük maliyetli ürünlerle aynı rafta rekabet etmek zorunda kalıyor. Sonuçta hem üretici zarar görüyor hem de tüketicinin güveni sarsılıyor.

Çözüm aslında çok basit. Tüketici etiketi okumalı, içindekiler kısmını incelemeli ve sadece ön yüzündeki büyük yazılara bakarak karar vermemeli. Üreticiler ise ürünlerini oldukları gibi tanıtmalı. Bitkisel yağ ise bitkisel yağ, tereyağı ise tereyağı olarak satılmalı.

Çünkü gıda sektöründe en değerli sermaye ne süt ne yağ ne de fabrikadır. En değerli sermaye güvendir. Güven kaybedildiğinde, hiçbir ambalaj tasarımı onu geri getiremez.

 

PEYNİR DİYE ALDIĞIMIZ ŞEY GERÇEKTEN PEYNİR Mİ?

Eskiden pazara gidildiğinde peynir denince akla süt, maya ve emek gelirdi. Bugün ise market raflarının önünde durup etiketleri dikkatle okumadan ne aldığımızı anlamak giderek zorlaşıyor.

Ambalajın ön yüzünde kocaman harflerle “kahvaltılık lezzet”, “tam kıvamında”, “geleneksel tat” gibi ifadeler yer alıyor. Peynire benzeyen görüntüler, süt çiftlikleri ve doğal yaşam fotoğrafları kullanılıyor. Ancak ürünün arka yüzüne baktığınızda bazen karşınıza “eritme peynir ürünü”, “peynir benzeri ürün” veya farklı yağ karışımlarıyla hazırlanmış içerikler çıkabiliyor.

Tüketicinin kafası da tam burada karışıyor.

Çünkü vatandaş peynir almak için markete gidiyor. Ambalajın verdiği izlenime güveniyor. Fakat aldığı ürünün içeriği ile zihnindeki peynir tanımı her zaman örtüşmeyebiliyor.

Peki neden?

Çünkü gerçek peynir üretmek maliyetli bir iş. Süt fiyatları artıyor, üretim giderleri yükseliyor, enerji ve işçilik maliyetleri büyüyor. Gerçek sütten üretilen kaliteli peynir belirli bir olgunlaşma süresi ve emek gerektiriyor. Bazı üreticiler ise daha düşük maliyetli yöntemlerle piyasada yer bulmaya çalışıyor.

Burada mesele sadece maliyet değil, güven meselesidir.

Tüketici peynir alırken ambalaj üzerindeki küçük puntoları okumak zorunda bırakılmamalıdır. Ürün neyse o şekilde tanıtılmalıdır. Eğer peynirse peynir, farklı bir süt ürünü ise o da açıkça belirtilmelidir.

Asıl kaybeden ise dürüst üreticidir. Sütü işleyen, kaliteyi koruyan, geleneksel üretim yapan işletmeler daha düşük maliyetli ürünlerle aynı rafta rekabet etmek zorunda kalıyor. Bu durum zamanla kaliteli üretimi cezalandıran bir sisteme dönüşüyor.

Bugün raflarda sadece peynir satılmıyor. Aynı zamanda güven de satılıyor. Tüketici satın aldığı ürünün ne olduğunu anlamakta zorlanıyorsa, sorun sadece etikette değildir. Sorun, gıda sektörünün en önemli değerlerinden biri olan şeffaflığın eksilmesidir.

Sofralarımıza gelen her ürünün bir hikâyesi vardır. O hikâyenin içinde süt, emek ve dürüstlük yoksa geriye sadece ambalaj kalır. Oysa vatandaşın satın almak istediği şey ambalaj değil, gerçek üründür.

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.