1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. BİR KAHVENİN KIRK YIL HATIRI KALDI MI?

BİR KAHVENİN KIRK YIL HATIRI KALDI MI?

Google'da Abone Ol
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 

Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır derlerdi eskiden…

Şimdi bırakın kırk yılı, kırk günlük dostluk bile zor bulunuyor. Eskiden insanlar bir fincan kahvenin etrafında dost olurdu. Saatler süren sohbetler yapılırdı. Çaylar demlenir, kahveler içilir, dertler paylaşılırdı. İnsanlar birbirinin yüzüne bakarak konuşurdu. Samimiyet vardı, içtenlik vardı, vefa vardı. Şimdi ise kalabalıklar içinde yalnızlaşan bir toplum olduk.

Bugün insanlar birbirine çok yakın görünüyor ama aslında bir o kadar uzak. Sosyal medyada yüzlerce arkadaşımız var belki ama gerçek hayatta derdimizi anlatacak kaç kişi kaldı? Bir zamanlar kapısı çalınmadan girilen dostluklar vardı. Şimdi insanlar birbirine mesaj atarken bile çekiniyor.

Hayat hızlandı…

Ama ilişkiler yavaş yavaş anlamını kaybetti.

Eskiden insanlar bir araya gelmek için bahane arardı. Şimdi ise uzak kalmak için mazeret buluyor. Aynı masada oturan insanlar bile birbirinin gözünün içine bakmıyor. Herkesin elinde telefon, herkes başka bir dünyanın içinde. Ama kimse bulunduğu anın içinde değil.

Oysa samimiyet dediğimiz şey büyük şeylerde gizli değildir. Bir “Nasılsın?” sorusunda vardır bazen. İçten edilen bir telefonda, habersiz yapılan bir ziyarette, omuza dokunan bir elde saklıdır. Şimdi bunların yerini kısa mesajlar, emojiler ve geçiştirilen cümleler aldı.

En acısı da şu;

İnsanlar artık birbirini dinlemiyor, hissetmiyor, anlamıyor.

Eskiden dostlukların bir ağırlığı vardı. İnsanlar birbirini yarı yolda bırakmaktan utanırdı. Verilen sözler önemliydi. Şimdi ise ilişkiler çok kolay kuruluyor, çok kolay bitiyor. Çünkü artık emek vermekten çok tüketmeye alıştık. İnsanları da ilişkileri de hızlıca harcıyoruz.

Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardı çünkü o kahve sadece kahve değildi. İçinde muhabbet vardı, güven vardı, sadakat vardı. İnsanlar birbirinin hayatına gerçekten dokunurdu. Şimdi ise çoğu ilişki göstermelik hale geldi. Fotoğraflarda mutlu görünen ama gerçekte birbirine yabancı insanlar çoğaldı.

Belki de modern hayat bize birçok şey kazandırdı ama en çok samimiyeti kaybettirdi. Çünkü artık herkes çok meşgul…

Ama kimse birbirine vakit ayıracak kadar değil.

Bir dostun kapısını çalmak yerine sosyal medyada hikâyesine bakıyoruz. Bir “Yanındayım” demek yerine sadece beğeni bırakıyoruz. İnsan ilişkileri derinliğini kaybediyor. Ve farkında olmadan herkes biraz daha yalnızlaşıyor.

Oysa insan dediğin şey anlaşılmadan yaşayamaz. Bir dost sesi duymadan, bir kahve sohbetine oturmadan mutlu olamaz. Çünkü insanı ayakta tutan sadece para, makam ya da başarı değildir. İnsan bazen bir fincan kahveyle gelen samimiyete ihtiyaç duyar.

Belki de yeniden eski günleri hatırlamamız gerekiyor…

Habersiz gidilen dost ziyaretlerini…

Uzun sohbetleri…

Kırılınca özür dilemeyi…

Kıymet bilmeyi…

Ve en önemlisi insan kalabilmeyi…

Çünkü bugün en büyük eksikliğimiz teknoloji değil, samimiyet.

Ve galiba artık bir kahvenin kırk yıl hatırı da eskisi kadar kalmadı…

 

-*-*-

 

ESKİDEN ÇOCUK OLMAK

Eskiden çocuk olmak başka bir şeydi…

Sokakta akşam ezanına kadar oyun oynayan çocuklar vardı. Dizleri yara içinde kalan, top peşinde koşan, ip atlayan, saklambaç oynayan çocuklar… Şimdi ise çocukların elinde top değil tablet var. Sokakların sesi azaldı, ekranların ışığı çoğaldı.

Bugün çocuklar artık çocuk gibi büyümüyor.

Henüz küçücük yaşta sosyal medyayla tanışıyorlar. Çocuk yaşta “takipçi”, “beğeni”, “izlenme” gibi kavramları öğreniyorlar. Oyun oynayacak yaşta gündem konuşuyor, çocukluğunu yaşayacak dönemde büyüklerin dünyasına dahil oluyorlar. Belki teknoloji hayatın bir gerçeği ama çocukların masumiyetini de sessizce elimizden alıyor.

Eskiden çocukların kahramanları vardı; şimdi fenomenleri var. Bir zamanlar çizgi film izleyip mutlu olan çocuklar, bugün sosyal medyada gördüğü hayatlara özeniyor. Daha büyümeden büyümeye çalışıyorlar. Çünkü önlerine çıkan dünya artık çocuk dünyası değil.

Bir çocuğun en doğal hakkı çocukluğunu yaşamaktır. Koşmak, düşmek, oyun oynamak, hata yapmak, hayal kurmak… Ama günümüz çocukları ekran karşısında büyüyor. Saatlerce telefonla vakit geçiren çocuklar artık arkadaşlık kurmakta bile zorlanıyor. Aynı evin içinde herkesin elinde bir ekran var ama kimsenin birbirine ayıracak zamanı yok.

En acısı da şu; Çocuklar artık çok şey biliyor ama çok az şey hissediyor.

Bir çocuk yağmurda ıslanmanın sevincini bilmeli. Mahalle arkadaşlığını yaşamalı. Bir ağacın altında oturup hayal kurmalı. Ama bugün birçok çocuk doğayı değil ekranı tanıyor. Sessizce yalnızlaşıyorlar.

Elbette teknoloji tamamen kötü değildir. Doğru kullanıldığında faydalıdır. Ancak çocukların bütün dünyasını ekranların belirlemesi büyük bir tehlikedir. Çünkü çocukluk geri gelmeyen bir dönemdir. Kaybedilen çocukluk ise yıllar geçse de insanın içinde eksik kalır.

Bugün anne babaların en büyük sorumluluğu sadece çocuklarını büyütmek değil, onların çocuk kalabilmesini sağlamaktır. Çünkü her çocuk erken büyümemeli. Hayatı öğrenmek için acele etmemeli. Belki de yeniden çocuklara çocuk olmayı hatırlatmamız gerekiyor.

Sokakları… Oyunu… Toprağı… Arkadaşlığı… Ve en önemlisi gerçek hayatı…

Çünkü çocuklar artık büyüyor ama çocukluk giderek küçülüyor.

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.