BU GÖRMEZLİK NEDEN?
Bir şehir düşünün; bir ucu Ege’nin mavisine açılıyor, diğer ucu Marmara’nın dinamizmine tutunuyor. Organize Sanayi Bölgesi’ne (OSB) her gün yeni fabrikaların temeli atılıyor, devasa lojistik merkezleri kuruluyor, ihracat rekorları kırılıyor ve sokaklarındaki araç sayısı, yeni açılan yerleşim alanları şehrin kabına sığmadığının en somut kanıtı oluyor. Evet, Balıkesir’den bahsediyorum. Canlı bir organizma gibi her gün büyüyen, kabuk değiştiren, göç alan ve sanayi ile tarımı harmanlayarak devleşen Balıkesir’den…
Peki, sokaktaki gerçek bu kadar berrakken, neden birileri hâlâ inatla “Balıkesir büyük bir köy, burada hiçbir şey değişmiyor” nakaratını tekrarlayıp duruyor? Neden bir kesim, gözünün önündeki bu devasa büyümeyi görmüyor ya da daha doğrusu, görmek istemiyor?
Aslında bu sorunun cevabı ne ekonomik verilerde saklı ne de imar planlarında. Cevap, tamamen bir algı ve adaptasyon sorununda.
“Küçük Köy Derlemesi” Efsanesi Nereden Geliyor?
Balıkesir, tarihsel olarak geniş coğrafyasına yayılan güçlü ilçeleriyle bilinir. Merkez (Karesi ve Altıeylül), Körfez ve Güney Marmara (Bandırma) kendi içlerinde o kadar güçlü odaklardır ki, geçmişte bu dağınıklık şehre “büyük bir köy derlemesi” imajı vermiş olabilir. Ancak o devir çoktan kapandı. Bugün karşımızda birbirine entegre olmuş, altyapısını kurmuş ve metropolleşme yolunda hızla ilerleyen bir Büyükşehir var.
Bunu fark edemeyenlerin ilk grubu, değişim korkusu yaşayan yerleşikler. Şehrin o eski, sakin, herkesin birbirini tanıdığı, trafiğin olmadığı “kasaba konforunu” özlüyorlar. Şehir büyüdükçe gelen kalabalık, trafik yoğunluğu ve değişen sosyal doku onları rahatsız ediyor. Büyümeyi bir gelişme olarak değil, huzurlarının kaçması olarak kodladıkları için, bilerek ve isteyerek gözlerini kapatıyorlar. Gelişimi “görmüyor” değiller, gelişen Balıkesir’den rahatsız oluyorlar.
Hem Ekmeğini Yiyip Hem Taş Atanlar
Gelelim madalyonun diğer yüzüne ve belki de canımızı en çok sıkan o kesime… Dışarıdan bir şekilde yolu Balıkesir’e düşmüş; buranın OSB’sinde iş bulmuş, ticaretini buraya taşımış, memur olarak atanmış ya da Körfez’in o eşsiz doğasında huzur bulmuş bir güruh var.
Bakıyorsunuz; Balıkesir’in ekmeğini yiyor, suyunu içiyor, her türlü imkânından sonuna kadar yararlanıyor. Ama kahve masasına oturduğunda ya da sosyal medyada klavye başına geçtiğinde bir anda “Balıkesir düşmanı” kesiliyor. Başlıyorlar o bayat jargonla konuşmaya: *”Burası köy be mirim, insanı şöyle, sosyal hayatı böyle…”
İnsana sormazlar mı: Beğenmediğin, “köy” dediğin, insanını hor gördüğün bu şehir sana aş veriyor, iş veriyor, çocuklarına gelecek sunuyor. Madem Balıkesir bu kadar kötü, madem memleketinin bilmem ne ilinin, bilmem ne ilçesinin dağ başındaki köyü buraya on çeker; o zaman sormazlar mı adama, “Burada ne işin var?” Topla bavulunu, dön o çok övdün ama sana istihdam sağlayamadığı için terk etmek zorunda kaldığın memleketine!
Şehir Aidiyet İster
Bir şehri sevmek, sadece onun nimetlerinden faydalanmak demek değildir. Şehir bir kültürdür, bir aidiyettir. Balıkesirli olmak sadece nüfus cüzdanında yazan bir ibare değil, bu şehrin büyüme sancısına da, gelişimine de, geleceğine de ortak olmaktır.
Balıkesir artık ne tarımın gölgesinde kalmış eski sessiz şehir ne de birilerinin küçümseyebileceği bir taşra kasabası. Balıkesir, Türkiye’nin parlayan yeni sanayi ve üretim merkezidir.
Bu gerçeğe gözünü kapatanlar, varsın körlüklerinde boğulsunlar. Bu şehre “köy” diyenler, kendi vizyonlarının darlığına baksınlar. Balıkesir büyüyor, değişiyor ve gelişiyor. Bu trene binmek istemeyenler için peronlar açık; dileyen bindiği gibi kendi memleketinin sakinliğine geri dönebilir. Biz, üreten, büyüyen ve hakkı teslim edilen bir Balıkesir ile yola devam edeceğiz.
-*-*-*
BALIKESİR BÜYÜRKEN NEDEN HÂLÂ DEDİKODUYU YAPIYORUZ?
Balıkesir son yıllarda önemli bir değişim yaşıyor. Yeni fabrikalar açılıyor, organize sanayi bölgeleri genişliyor, ihracat rakamları yükseliyor, yeni konut alanları oluşuyor ve şehir her geçen gün daha fazla göç alıyor. Buna rağmen şehirde dikkat çeken bir alışkanlık var: Başarıyı konuşmak yerine başarılı olanı konuşmak.
Örneğin; yüzlerce kişiye iş veren, binlerce kişinin ekmek kapısı olan bir işletme var. Çalışanlar yıllarca burada görev yapıyor. İnsanlar işe girebilmek için fırsat kolluyor. Şirket üretim yapıyor, vergi ödüyor, ekonomiye katkı sağlıyor. Ancak tüm bunlardan çok daha fazla konuşulan şey, o işletme hakkında ortaya atılan söylentiler oluyor.
Aslında bu durum sadece bir şirket meselesi değil. Bu, şehirlerin gelişim sürecinde sıkça karşılaşılan bir bakış açısının sonucu.
Balıkesir uzun yıllar boyunca sakin, kendi halinde bir şehir olarak anıldı. İnsanlar birbirini tanır, haberler kulaktan kulağa yayılırdı. Ancak bugün tablo farklı. Balıkesir artık sadece tarımla anılan bir kent değil. Sanayisi büyüyor, lojistik gücü artıyor, limanları gelişiyor, turizmi güçleniyor. Kısacası şehir ekonomik olarak farklı bir lige çıkmaya çalışıyor.
Fakat zihinsel dönüşüm, fiziksel dönüşüm kadar hızlı olmuyor.
Şehir büyürken bazı insanlar hâlâ eski Balıkesir’i konuşuyor. Fabrikaların ürettiğini değil, fabrikanın sahibini merak ediyor. İhracat rakamlarını değil, kulislerde dolaşan söylentileri takip ediyor. Yatırımları değil, dedikoduları gündemde tutuyor.
Oysa gelişmiş şehirlerde tartışılan konular farklıdır. Yeni yatırım gelir mi? Daha fazla istihdam nasıl sağlanır? Gençler için hangi sektörler geliştirilebilir? İhracat nasıl artırılır? Üniversite-sanayi iş birliği nasıl güçlendirilir?
Balıkesir’in de artık bu konuları konuşması gerekiyor.
Bir başka dikkat çekici nokta ise şehrin aldığı göç. Balıkesir bugün Türkiye’nin birçok ilinden insan çekiyor. Organize sanayilerde çalışanlar geliyor, yeni yatırımcılar geliyor, öğrenciler geliyor, emekliler geliyor. Eğer bir şehir sürekli göç alıyorsa, o şehirde bir cazibe merkezi oluşmuş demektir.
Buna rağmen hâlâ “Balıkesir köy” söylemini duymaya devam ediyoruz.
Peki, gerçekten öyle mi?
Köy olarak tanımlanan bir yerde her yıl yeni fabrikalar açılır mı?
Köy denilen bir şehir sürekli göç alır mı?
Köy denilen bir yerde organize sanayi bölgeleri büyür mü?
Köy denilen bir şehir ihracatını artırır mı?
Elbette eksikler vardır. Trafik sorunu vardır. Sosyal yaşam konusunda beklentiler vardır. Kentsel dönüşüm ihtiyacı vardır. Bunlar konuşulmalıdır.
Ancak eksikleri konuşmak başka, yapılanları yok saymak başka şeydir.
Balıkesir’in bugün ihtiyacı olan şey daha fazla dedikodu değil, daha fazla vizyondur. Daha fazla üretimdir. Daha fazla yatırım ve daha fazla ortak akıldır.
Çünkü şehirler söylentilerle değil, çalışan insanlarla büyür.
Balıkesir büyümeye devam ediyor. Asıl soru şu:
Biz bu büyümenin bir parçası mı olacağız, yoksa kenarda durup sadece seyretmeyi mi tercih edeceğiz?



