1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Dünyayı Yaşanabilir Kılanlar

Dünyayı Yaşanabilir Kılanlar

 

 

Son yıllarda dikkatimi çeken bir şey var. İnsanlar başarıyı hep çok büyük işler yapmakla ölçüyor. Tarihe geçmek, unutulmamak, milyonlar tarafından tanınmak önemliymiş gibi anlatılıyor.

Oysa yaş ilerledikçe insan farklı düşünmeye başlıyor.

Bugün dönüp geçmişe baktığımda, hayatımda iz bırakan insanların büyük kısmının tarih kitaplarında adı yok.

İlkokuldaki öğretmenim vardı. Rahmetli Leman ARIKAN. Belki binlerce öğretmen arasında sıradan bir öğretmendi ama okuma sevgisini bize o aşıladı. Bugün onun yetiştirdiği öğrenciler arasında doktor da vardır, mühendis de vardır, esnaf da vardır, öğretmen de vardır. Adı tarih kitaplarında geçmez ama dokunduğu hayatlar yaşamaya devam eder.

Yıllarca tarlada çalışan çiftçiyi düşünün. Sabahın köründe kalkıp üretim yapan insanları. Kimse onları televizyonlarda izlemez. Kimse hayat hikâyelerini kitaplara yazmaz. Ama onlar bir gün işlerini bıraksa şehirlerin hayatı durur.

Fabrikalarda çalışan işçiler de öyledir. Özellikle bizim kuşağımız fabrikaların ne ifade ettiğini iyi bilir. Şeker fabrikaları, süt fabrikaları, sanayi tesisleri sadece üretim yapılan yerler değildi. Birçok ailenin geçim kapısıydı. Birçok çocuğun okul masrafı, birçok evin ekmeği oradan çıkıyordu.

Bugün bazı isimler tarihte birkaç sayfa yer tutuyor olabilir. Ama yaşadığımız şehirleri, mahalleleri ve hayatı ayakta tutanlar genellikle sessiz insanlardır.

Mahallenin bakkalıdır.

İşini düzgün yapan ustadır.

Öğretmendir.

Çiftçidir.

İşçidir.

Gazetecidir.

Komşusunun kapısını çalıp “Bir ihtiyacın var mı?” diye soran insandır.

Dünyayı değiştirmek büyük bir iddiadır. Dünyayı yaşanabilir kılmak ise çok daha değerli bir iştir.

Bence insanın arkasında bırakacağı en büyük miras da budur. İnsanların sizi makamınızla değil, karakterinizle hatırlaması. Birkaç kişinin hayatına dokunabilmek. Arkanızdan iyi bir insan demelerini sağlayabilmek.

Çünkü günün sonunda tarih kitaplarını herkes okumuyor. Ama iyi insanların bıraktığı izler, nesiller boyunca yaşamaya devam ediyor.

 

*-*-*-

 

Kış Neden Bitmez de Yaz Göz Açıp Kapayıncaya Kadar Geçer?

 

Takvime bakarsanız her mevsimin süresi matematiksel olarak üç aşağı beş yukarı aynıdır. Ancak gelin görün ki kalbimizin ve algımızın takvimi öyle söylemez. Kış mevsimi, bitmek bilmeyen gri sabahları, kalın paltoları ve erkenden çöken karanlığıyla adeta zamanı genişletir; günler geçmek bilmez. Yaz ise sıcacık güneşi, hafif esintileri ve neşesiyle gelir, sanki biz daha “Hoş geldin” diyemeden valizini toplayıp gider.

Peki, ama neden? Zamanın bu bize oynadığı oyunun aslı astarı nedir?

Aslında her iki mevsimin de kendine has, inkâr edilemez güzellikleri var. Kış, doğanın dinlenme, içine dönme vaktidir. Lapa lapa yağan karın altındaki o muazzam sessizlik, pencerene vuran yağmur damlaları eşliğinde sıcak bir çay yudumlamanın keyfi başkadır. Hani yazarın dediği gibi:

“Kış, bir tefekkür mevsimidir; ruhun kendi derinliklerine çekildiği, sessizliğin sesini dinlediği bir zaman dilimidir.”

Kışın o beyaz örtüsü, dünyanın kirini pasını kapatır, bize taze bir başlangıç hissi verir. Evin o korunaklı, sıcak yuva hissi en çok kışın hissedilir.

Ama ne kadar takdir edersem edeyim, kışın bu ağırbaşlı güzelliği bir süre sonra yerini bitmek bilmeyen bir özleme bırakır. İşte tam bu yüzden, ne olursa olsun, benim kalbim her zaman yaz mevsiminden yana atar.

Yaz demek, özgürlük demektir. Üzerindeki o ağır kıyafetlerden, ruhunu sıkan o grilikten kurtulmaktır. Yazın güzellikleri saymakla bitmez: Denizden yükselen o tuzlu iyot kokusu, akşamüstü serinliğinde dostlarla yapılan uzun sohbetler, gece yarısı bile tenini üşütmeyen o tatlı rüzgâr… Yaz, hayatın sesini en yükseğe açtığı mevsimdir.

Fransız yazar Albert Camus, içimizdeki bu yaz sevdasını ve kışa karşı direnişimizi ne güzel özetler:

“Kışın tam ortasında, en sonunda içimde yenilmez bir yaz olduğunu öğrendim.”

Belki de yaz mevsiminin bu kadar çabuk geçmesinin sırrı tam olarak burada gizlidir. İnsan, mutlu olduğu ve doyasıya yaşadığı anlarda zamanın nasıl aktığını fark etmez. Eğlenirken saatler dakikalar gibi geçerken, kışın soğuğunda ısınmaya çalışırken dakikalar saatler gibi gelir.

Yaz mevsimi, hayatın bize sunduğu kısa ama büyüleyici bir festival gibidir. Çabuk biter çünkü kıymetlidir; göz açıp kapayıncaya kadar geçer çünkü her anı neşeyle doludur. Varsın kış kendi bildiği gibi uzun ve mağrur yaşansın; biz içimizdeki o sıcak, coşkulu ve yenilmez yazın hayaliyle günleri saymaya her zaman devam edeceğiz.

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.