1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. TAKVİMDE BİR GÜN HIDRELLEZ

TAKVİMDE BİR GÜN HIDRELLEZ

 

 

Hıdrellez, takvimde bir gün olmanın ötesinde, insanların iç dünyasında açılan küçük bir bahar kapısıdır. 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece kutlanan bu gelenek, kökenini eski Türk inançlarıyla Orta Asya’dan Anadolu’ya taşırken, zamanla farklı kültürlerin dokunuşuyla bugünkü halini alır. Ama belki de onu asıl değerli kılan, tarihinden çok hissettirdikleridir.

Hıdrellez denince akla ilk gelen, dileklerdir. Kâğıtlara yazılan, çizilen, bazen de sadece içten geçirilen o küçük umutlar… İnsanlar o gece, hayatın karmaşasından sıyrılıp biraz olsun hayal kurmaya izin verir kendine. Belki de yılın geri kalanında unuttuğumuz bir şeyi hatırlatır. Umut etmek hâlâ mümkündür.

Bir yanı doğayla ilgilidir Hıdrellez’in. Baharın gelişi, toprağın uyanışı, ağaçların yeşermesi… İnsan, doğanın bu döngüsüne bakıp kendi hayatını da yeniden başlatabileceğini düşünür. Kışın ağırlığı nasıl geride kalıyorsa, insanın içindeki yüklerin de hafifleyebileceğine dair sessiz bir mesaj verir.

Diğer yandan Hıdrellez, bir araya gelmenin de bahanesidir. Ateşler yakılır, üzerinden atlanır, sofralar kurulur. Ama aslında yapılan, sadece bir ritüeli yerine getirmek değildir. İnsanlar birlikte olmanın, paylaşmanın, aynı gökyüzü altında benzer dilekler kurmanın huzurunu yaşar. Belki de en çok bu yüzden, yıllar geçse de unutulmaz.

Bugünün hızlı ve çoğu zaman yorucu dünyasında, Hıdrellez gibi gelenekler bize kısa bir mola sunar. Ne geçmişe tamamen saplanıp kalmak, ne de her şeyi unutup ileriye koşmak… İkisinin arasında bir yerde durup, hem köklerimizi hem de umutlarımızı hatırlamak.

Belki de Hıdrellez’in en sade tanımı şudur: İnsan olmanın en kırılgan ama en güzel tarafını, yani umut etmeyi hatırladığımız bir gece.

 

HIDRELLEZ DE NE İSTENİR?

Hıdrellez’de dilenen şeyler aslında kalıplara bağlı değildir; insanların o anki ihtiyaçlarına, eksik hissettiklerine göre şekillenir. Yine de gelenek içinde bazı dilekler öne çıkar. En yaygın olanı kısmet ve nasip dileğidir. Evlenmek isteyenler yüzük, kalp ya da gelinlik resmi çizer; mutlu bir yuva kurmayı temenni eder.

Sağlık da en çok dilenenler arasındadır. Hastalıktan uzak bir yıl geçirmek, sevdiklerinin iyi olması istenir.

Bereket ve para dilekleri sık görülür. Küçük bir kese, para resmi ya da ev çizimiyle bolluk ve kazanç talep edilir. İş bulmak ya da işte yükselmek isteyenler de dileklerini bu yönde ifade eder.

Ev ve araba gibi somut istekler de yaygındır. İnsanlar almak istedikleri şeyi küçük bir çizimle sembolize eder.

Eğitim ve başarı dilekleri özellikle gençler arasında öne çıkar. Sınav kazanmak, iyi bir gelecek kurmak gibi istekler yazılır.

Bunların dışında daha sade dilekler de vardır: huzur, mutluluk, iç rahatlığı, aile birliği gibi. Hatta bazıları sadece “hayırlısı” diyerek dileğini genel bırakır.

Hıdrellez’in özü, dileğin büyüklüğünden çok samimiyetindedir. O gece insanlar, içlerinden geçenleri ilk kez bu kadar açık ve umutla dile getirir.

 

NERELERE GİDİLİR?

Balıkesir’de Hıdrellez kutlamalarının en özgün ve bilinen geleneklerinden biri, Bardak Kıran Dede ya da bazı kaynaklarda geçen adıyla Desti Kıran Dede türbesi etrafında şekillenir. Türbe, Altıeylül ilçesine bağlı Dinkçiler Mahallesi sınırları içinde yer alır. Bardak Kıran Dede’nin kim olduğuna dair kesin bilgiler günümüze ulaşmamış olsa da, halk arasında anlatılan en yaygın rivayete göre geçmişte savaş zamanlarında askerlere su dağıtan ermiş bir kişi olduğuna inanılır.

Her yıl Hıdrellez gecesi ve ertesi sabah, Balıkesirliler bu türbeyi ziyaret eder. Ziyaretçiler yanlarında getirdikleri toprak testileri ya da bardakları, dua edip dilek diledikten sonra türbenin yakınında belirlenen alanlarda veya taşlara vurarak kırarlar. Bunun kazaları, hastalıkları ve kötülükleri uzaklaştırdığına inanılır. Kırılan her bardakla birlikte kötü talihin de yok olduğuna, Hıdrellez ile başlayan yeni dönemin bolluk, bereket ve sağlık getireceğine dair güçlü bir inanç vardır.

Türbe ziyareti yalnızca bu ritüelle sınırlı kalmaz. Hıdrellez gecesi boyunca türbe çevresinde toplanan kalabalık ateşler yakar, üzerinden atlar, davul ve zurna eşliğinde oyunlar oynar. Dilekler gül ağaçlarının altına gömülür ya da dallarına bağlanır. Sabahın ilk ışıklarına kadar süren bu kutlamalar, oldukça renkli ve coşkulu bir atmosfer oluşturur.

Balıkesir’de Hıdrellez döneminde yoğun ilgi gören bir diğer önemli ziyaret noktası ise Adnan Menderes Mahallesi’nde bulunan Çırpılı Dede Yatırıdır.

 

-*-*-*

 

Zamanın Kıyısında Kaybolan İnsan

William Shakespeare, insan ruhunun en karanlık ve en kırılgan taraflarını asırlar öncesinden bugüne taşıyabilen nadir yazarlardan biridir. Onun Othello eserinde geçen “Ne kadar fakirdirler sabrı olmayanlar!” sözü ise bugün modern insanın aynasına dönüşmüş durumda. Çünkü çağımızın en büyük problemi artık yalnızca ekonomik krizler değil; ruhsal tükenmişlik, tahammülsüzlük ve bekleyememe hastalığıdır.

 

İnsanlık tarihin hiçbir döneminde bugünkü kadar hızlı yaşamadı. Bilgiye saniyeler içinde ulaşıyor, alışverişi tek dokunuşla tamamlıyor, ilişkileri bile birkaç satırlık mesajlara sığdırıyoruz. Teknolojinin bize sunduğu bu konfor, görünürde hayatı kolaylaştırırken; görünmeyen bir yoksulluğu da büyütüyor: sabır kaybını.

Artık insanlar sonucu sürecin önüne koyuyor. Emek vermeden başarı, olgunlaşmadan mutluluk, beklemeden huzur istiyoruz. Oysa hayatın en değerli şeyleri aceleye gelmez. Bir çocuğun büyümesi zaman ister, bir yaranın iyileşmesi zaman ister, insanın kendini tanıması bile zaman ister. Sabırsızlık ise bu doğal akışı bozarak insanı kendi iç dünyasında tüketir.

Bugün toplumun en büyük çıkmazlarından biri de tam burada başlıyor. Çünkü sabırsız insan, düşünmeden konuşuyor; öfkeyle karar veriyor; anlık duygularla hayatını şekillendiriyor. Birkaç saniyelik öfke yıllarca sürecek kırgınlıklara dönüşebiliyor. Birkaç dakikalık acele, yılların emeğini yok edebiliyor. Modern insan hızlandıkça daha çok hata yapıyor, daha çok yoruluyor ve daha çok yalnızlaşıyor.

Oysa gerçek güç, hemen harekete geçmekte değil; gerektiğinde bekleyebilmektedir. Sükûnet, çağımızın en nadir erdemlerinden biri hâline geldi. Çünkü beklemek artık insanlara kayıp gibi görünüyor. Hâlbuki bazen hayatın en doğru kararı, hiçbir şey yapmadan zamanın önünü açmasını izlemektir.

Doğa bize sabrı her gün anlatıyor. Toprağa atılan tohum ertesi gün meyve vermez. Güneş bile vakti gelmeden doğmaz. Hayatın kendi ritmi vardır ve insan bu ritme karşı savaş açtığında huzurunu kaybeder. Belki de bu yüzden modern çağın insanı, geçmiş nesillere göre daha konforlu ama daha mutsuzdur. Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Gerçekten hız mı kazanıyoruz, yoksa ruhumuzu mu kaybediyoruz?

Çünkü insanın gerçek zenginliği sahip olduklarında değil, bekleyebilme gücünde saklıdır. Sabır; sadece bir erdem değil, aynı zamanda karakterin, iradenin ve iç huzurun en büyük göstergesidir ve belki de çağımızın en büyük fakirliği, cüzdanların değil, sabırların tükenmiş olmasıdır.

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.