Karga deyip geçmemek gerekir. Şehirlerin en tanıdık ama en az anlaşılan sakinlerinden biridir kargalar. Siyah tüyleri, keskin bakışları ve sert sesiyle çoğu zaman uğursuzlukla anılırlar; oysa bilimsel gerçekler bu algının oldukça uzağındadır.
Kargalar, Corvus cinsine ait son derece zeki kuşlardır. Yapılan araştırmalar, kargaların problem çözme becerilerinin bazı primatlarla yarıştığını ortaya koyar. Örneğin bir karga, ulaşamadığı bir yiyeceği almak için tel parçasını bükerek kanca haline getirebilir. Bu, sadece içgüdüyle açıklanamayacak düzeyde bir zekâ göstergesidir. Ayrıca insan yüzlerini tanıyabilir ve kendisine kötü davranan birini yıllar sonra bile hatırlayabilir.
Türkiye’de gördüğümüz kargalar çoğunlukla Corvus cornix ve Corvus corone türleridir. Avrupa’nın farklı bölgelerinde de benzer türler bulunur. Yani Türkiye’deki kargalar ile başka ülkelerdeki kargalar temelde aynı aileye aittir, ancak alt türler ve davranış farklılıkları coğrafyaya göre değişebilir. Örneğin Kuzey Avrupa’daki kargalar daha sert iklim koşullarına uyum sağlamışken, Türkiye’deki kargalar şehir yaşamına daha yatkındır.
Kargalar göçmen kuşlar değildir, en azından klasik anlamda uzun mesafeli göçler yapmazlar. Ancak mevsimsel olarak kısa mesafeli yer değiştirmeler yapabilirler. Kışın daha ılıman bölgelere inebilir, yazın ise tekrar eski alanlarına dönebilirler. Bu hareketlilik, onların çevreye ne kadar hızlı adapte olabildiğini gösterir.
Peki, kargaların doğadaki görevi nedir?
En önemli rolleri “temizlik görevlisi” olmalarıdır. Leş ve atıklarla beslenerek doğadaki organik döngünün sağlıklı işlemesine katkıda bulunurlar. Bu yönleriyle şehirlerde ve kırsalda adeta görünmeyen bir temizlik hizmeti yürütürler. Ayrıca zararlı böcekleri tüketerek ekosistemde denge unsuru olurlar.
Kargalar aynı zamanda sosyal canlılardır. Kendi aralarında karmaşık bir iletişim sistemine sahiptirler. Tehlike anında birbirlerini uyarır, hatta bazı durumlarda toplu savunma davranışı gösterirler. Bir kargaya zarar verildiğinde, diğerlerinin bu durumu hatırlayıp tepki vermesi şaşırtıcı değildir.
Belki de en dikkat çekici yönlerinden biri, insanla kurdukları mesafeli ama bilinçli ilişkidir. Kargalar insanları gözlemler, öğrenir ve ona göre davranır. Bu nedenle bir şehirde kargaların davranış biçimi, o şehrin insanlarının doğaya yaklaşımını da yansıtır.
Karga, sıradan bir kuş değildir. Zekâsı, uyum yeteneği ve doğadaki rolüyle üzerinde düşünülmesi gereken bir canlıdır. Onu sadece sesiyle ya da rengiyle yargılamak, aslında doğanın bize sunduğu bir mucizeyi görmezden gelmektir.
-*-*-
Dövme Yaptıran da Pişman, Yaptırmayan da…
“Dövme yaptıran da pişman, yaptırmayan da ” sözü, aslında çağımızın ruh halini özetleyen ironik bir cümle. İnsan bir yandan kendini ifade etmek istiyor, diğer yandan verdiği kararın kalıcılığından ürküyor. İşte dövmenin hikâyesi tam da bu ikilemde başlıyor.
Dövme yeni bir moda değil. Tarihi binlerce yıl öncesine uzanır. Buzullar içinde bulunan Ötzi üzerinde bile dövme izlerine rastlanmıştır. Antik toplumlarda dövme; bazen bir aidiyet, bazen bir güç göstergesi, bazen de bir cezalandırma yöntemi olarak kullanılmıştır. Yani dövmenin geçmişi derin, anlamı ise her dönemde değişkendir.
Bugün dövme neden bu kadar yaygın?
Modern dünyada dövme, büyük ölçüde “kimlik” meselesine dönüşmüş durumda. İnsanlar bir sözü, bir tarihi, bir sembolü bedenine kazıyarak “ben buyum” demek istiyor. Sosyal medya etkisi, ünlülerin görünürlüğü ve bireyselliğin öne çıkması da bu yaygınlaşmayı hızlandırdı. Dövme artık sadece bir işaret değil, bir ifade biçimi.
Günümüzde dövme yaptırmanın amacı çeşitlenmiş durumda. Kimi için estetik, kimi için hatıra, kimi için bir başkaldırı. Ama ne olursa olsun, ortak nokta şu: İnsan kendini görünür kılmak istiyor. Sessiz bir dünyada “ben buradayım” deme çabası.
Neden dövme yaptırmamalı?
Bu sorunun tek bir cevabı yok. Ama birkaç gerçek var. Öncelikle kalıcıdır. Silme işlemleri hem pahalı hem de zordur. İkincisi, zamanla anlamını yitirebilir. Üçüncüsü, sağlık ve hijyen riski barındırabilir ve belki de en önemlisi, insanın bugününü geleceğe sabitlemesidir. Oysa insan değişerek büyür.
Dövme yapanlar açısından bakıldığında ise bu iş sadece bir meslek değil, aynı zamanda bir sanat olarak görülür. Dövme sanatçıları, insanların hikâyelerini deri üzerine işler. Ancak bu noktada da bir soru ortaya çıkar. Bir insanın anlık duygusunu ömür boyu taşıyacak bir iz haline getirmek ne kadar doğru?
Dövme meselesi, sadece estetik bir tercih değildir. İçinde psikoloji, sosyoloji, inanç ve zaman barındırır. Dövme yaptıran da yaptırmayan da aslında aynı sorunun etrafında dolaşır: “Ben kimim ve bunu nasıl anlatmalıyım?”
Belki de mesele dövmede değil. Mesele, insanın kendini anlatma biçimindedir.



